GENEL KONULAR > Cehalet Özrü

Rasuller Gönderilmeden Önce de Şirk Koşanlara Müşrik Sıfatı Verildiğinin Isbatı

(1/3) > >>

İnşirâh:
Rasuller Gönderilmeden ve Hücceti İkame Etmeden

(hakkı ve delilleri açıklamadan) Önce de

Şirk Koşanlara Müşrik Sıfatı Verildiğine Dair Deliller

Birinci Delil :
 
  
Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerinden ayrılacak değillerdi. (İşte o delil) Allah’tan gönderilmiş bir elçidir ki tertemiz sahifeleri okumaktadır.” (Beyyine: 1-2)

Rasuller gönderilmeden ve hücceti ikame etmeden (hakkı ve delilleri açıklamadan) önce de şirk koşanlara cahil olmalarına rağmen müşrik sıfatı verildiğini söylemiştik. Kur’an’ı Kerim’de buna dair bir çok delil vardır.

İşte bu ayeti kerime, Rasulullah’ın gönderilip Kur’an’ı insanlara açıklamasından önce, insanların küfür ve şirkle vasıflandırıldığını açık bir şekilde ispat etmektedir.

Ayette geçen “munfekkiin” kelimesini Kurtubi şöyle açıklamıştır:

“Yani küfürlerini bırakacak değillerdir.” (Kurtubi Tefsiri)
 
  
İbni Kesir şöyle dedi:
 
“Mücahid dedi ki: “Munfekkiine” yani hak kendilerine açıklanıncaya kadar küfürlerini bırakacak değillerdir.” Katade de böyle demiştir. Onlara “beyyine” yani Kur’an gelinceye kadar küfürlerini bırakacak değillerdir.” (İbn Kesir Tefsiri)
 
  
İbni Teymiye dedi ki:
 
“Ebi’l Ferec el-Cevzi şöyle demiştir:

“Kitap ehlinden... inkar edenler...” Bunlar, yahudi ve hristiyanlardır.

“müşrikler...” ise; putlara ibadet edenlerdir. “Münfekkiin” yani bırakanlar, ayrılanlar demektir. Ayetin manası ise şöyledir: “Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerini ve şirklerini  bırakacak değillerdir.”

Burada; “Te’tiyehum” lafzı müstakbel kalıbındadır. Fakat mana olarak geçmişi ifade eder. “Beyyine” ise rasuldur. O rasul ise Muhammed (s.a.s)’dir ve onlara sapıklıklarını ve cehaletlerini açıklamıştır.

İmam Begavi’nin tefsirinde de böyle geçmektedir.

İmam Begavi şöyle dedi:

“Apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerinden ve şirklerinden ayrılacak değillerdi.” sözü gelecek kalıbındadır, manası ise geçmişi ifade etmektedir. Yani; ta ki onlara beyyine (apaçık deliller) gelinceye kadar... Beyyine yani “apaçık bir delil”; Muhammed (s.a.s)’dir. Onlara Kur’an’la gelmiş ve içinde bulundukları sapıklığı ve cehaleti açıklayıp onları imana davet etmiştir. Böylece Allah (c.c), rasulü vasıtasıyla onları cehalet ve sapıklıktan kurtarmıştır.” (Mecmuat’ul Fetavi c: 16, s: 483-486)
 
  
Şevkani şöyle demiştir:
 
“Vahidi dedi ki: “Ayetin manası; Muhammed (a.s) Kuran’la gelerek, içinde bulundukları sapıklık ve cehaleti açıklayıp onları imana davet edinceye kadar kafir ve müşriklerin küfürlerini ve şirklerini bırakmayacaklarını Allah (c.c)’nun haber vermesidir.  

Bu; Allah (c.c)’nun, rasulü vasıtasıyla kafir ve müşrikleri, içinde bulundukları cehalet ve sapıklıktan kurtarma nimetinin açıklanmasıdır.” (Fethulkadir Tefsiri)

İnşirâh:
İkinci Delil :
 
 
Allah (c.c) insanların çoğunun cahil ve bilgisiz olduklarını, bilgisizlikleri yüzünden de şirke düştüklerini ve bunun kendileri için mazeret olmadığını bildirmiştir. Eğer cehalet mazeret olsa idi Kur’anı Kerimde bilgisiz olduğu halde Allah’a şirk koşan kimselerden mazeretli kimseler diye bahsedilirdi.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

“Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver. Sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe: 6)

Allah (c.c) bu ayette müşriklerden bahsederken onların bilgisiz kimseler olduğunu fakat  bilgisiz olmalarının müşrik olmalarına engel olmadığını bildirmiştir. Bu ayetin tefsiri ilerleyen bölümde genişçe açıklanmıştır.   

Bu muhkem olan ayet; Şeriatlerin unutulduğu, hakka giden yolların karanlıklar içinde kaldığı bir dönemde bile, şiddetli cehalete rağmen şirk koşanlara müşrik hükmü verildiğini ispat etmektedir. Bu ayete baktığımızda, söz konusu şahısta aynı anda iki sıfat bulunduğunu görüyoruz. Bunlar ise; şirk ve Rasulullah’ın risaletini bilmemektir. Görülüyor ki Rasulullah’ın risaletini bilmemek, şirk işleyen kişiye “müşrik” sıfatının verilmesine engel olmamıştır.
 
 
İmam Begavi dedi ki:
 
“Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar...” İslam’ı kabul ettiklerinde Allah katında nasıl mükafatlar kazanacaklarını, İslam’ı kabul etmediklerinde de Allah katında onları nasıl bir azabın beklediğini öğreninceye  kadar...

“İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.”                       

Yani; onlar Allah’ın dinini ve tevhidini bilmezler. Bundan dolayı Allah’ın kelamını dinlemeye  muhtaçtırlar.

Hasan dedi ki:

“Bu ayet kıyamet kopuncaya kadar muhkemdir.” (Begavi Tefsiri)
 
 
İmam Taberi dedi ki:
 
“Allah (c.c) ayeti kerimede nebisine şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed! Haram aylar geçtikten sonra sana öldürülmelerini emrettiğim müşriklerden biri Allah’ın kelamı olan, Allah’ın sana indirdiği Kur’anı dinlemek için senden eman isterse “fe’ecirhu” yani; Allah’ın kelamını dinleyinceye ve sen ona Kur’an’ı okuyuncaya kadar ona eman ver. Sonra onu, güvenlik içinde olacağı bir yere ulaştır.

“Bu onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” Yani onlara istedikleri emanı vermen, Kur’an’ı dinlemeleri içindir. Onlar İslam’ı kabul etmedikleri taktirde onları güvenlik içinde olacakları bir yere ulaştırman da; onların cahil bir topluluk olmalarından ve Allah katından gelen delillere iman ettiklerinde Allah katında ne mükafatlar bulacaklarını, Allah’a imanı terk ettiklerinde ne kadar sorumluluk ve günah altında kalacaklarını bilmemelerinden dolayıdır.” (Taberi Tefsiri)
 
 
Allah (c.c) Tevbe suresi 6. ayette buyuruyor ki: Müşriklerden yani Allah’a şirk koşanlardan biri sana geldiğinde, onlar eğer islamı tanımak için kendilerine bir fırsatın verilmesini talep ederlerse, müslümanlar himaye edeceklerine dair onlara teminat vermeli ve gelip ziyaret ederek kendilerinin gözlenmesine müsade etmelidirler. Daha sonra onları tanımak için onlara islamı tebliğ etmeli, Allah’a şirk koşmamalarını,  yalnız Allah’a ibadet etmelerini onlara anlatmalıdırlar. Bundan sonra şayet islamı kabul etmeye yanaşmazlarsa kendilerine eman verdiğiniz için onları kendi yurtlarına güvenle iletmelidirler.. Ayette: Zaten onlar bilgisiz kimselerdir. Allah (c.c) ayetin başında bu kimselerden müşrikler diye bahsediyor. Sonunda ise bunların bilgisiz kimseler olduğunu haber veriyor. Yani bilgisiz olmalarının müşrik olmalarına engel olmadığını bildiriyor.

Eğer cehalet mazeret olsa idi Allah (c.c) onlardan mazeretli kimseler diye bahsederdi. Onlara tebliğ edilmeden müşriklikle itham edilmemesi gerektiğini  bize bildirirdi. Oysa Allah (c.c) onların cehaletini mazeret olarak kabul etmiyor. Çünkü ayetin başında müşrikler diye bahsediyor. Dolayısıyla bilgisiz olmanın mazeret olmadığını bildiriyor. Şayet onlar Allah’a şirk koşmayan kimseler olsalardı Allah (c.c) onlardan müşrikler diye bahsetmezdi.   
 

İnşirâh:
Üçüncü Delil :
 
 
Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” (Ali İmran: 103) 
 
 
Bu ayeti kerime, Allah’ın nimeti sayesinde müslüman olan Evs ve Hazreç kabileleri hakkında nazil olmuştur. Bu iki kabile müslüman olmadan önce, 120 yıl birbirileri ile savaşmışlardır. Ancak İslam gelmiş, onun nimeti sayesinde kardeşler olarak hep birden İslam’a girmişleridir. Rasulullah’ın tebliğinden önce bu kimseler bizzat bir rasulün kendisi ile muhatap olmamışlar ve yine bu kimseler Maide Suresi’nin 19. ayetinde açık bir şekilde fetret ehli olarak isimlendirilmişlerdir. Rasulullah (s.a.v)’den önce kendilerinin bir rasul vasıtasıyla bizzat uyarılmamalarına ve yine fetret ehli kimseler olmalarına rağmen, bu kimseler ayette de belirtildiği üzere bir ateş çukurunun tam kıyı başında durmakta idiler. Elbette bir ateş çukuruna düşme tehlikeleri bizzat şirk ve küfür içinde olmaları sebebiyledir. Bakınız bu ayette geçen “…siz bir ateş çukurunun kenarında idiniz de…” ifadesi hakkında müfessirlerin yorumları şu şekildedir.
 
 
Alusi, İbn-i Abbas’tan şunu nakletmektedir:
 
“-Siz bir ateş çukurunun kenarında idiniz de…- Yani siz daha önce cehennemin tam kıyısında, bir çukurun yanı başında idiniz. Sizinle cehennem arasında ancak ölüm vardı.” (Alusi, Ruhu’l Meani, 4/20)
 
 
Kurtubi, El’Mehdevi’den bu noktada şu ifadeyi nakletmektedir: 
 
“Bu ifade onların küfürden çıkıp imana girişlerini anlatan temsili bir ifadedir.” (Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam 4/319)
 
 
Kadı Beydavi şöyle demiştir:
 
“Küfrünüz sebebi ile cehennem ateşinin tam kenarında durmakta idiniz. Şayet bu hal üzere ölüm size ulaşsa idi ateşte olurdunuz.” (Kadı Beyzavi, Envar’ut Tenzil, 1/224)
 
 
İbn-i Cerir Et’Taberi şöyle demiştir:
 
“Allah sizi İslam ile nimetlendirmeden, ihtilaflarınızı kardeşliğe dönüştürmeden önce sizler küfrünüz sebebiyle cehennemin tam kıyısında idiniz. Sizinle bu ateş çukuru arasında tek engel ölümdür. Küfrünüz sebebiyle her an başınıza gelebilecek bir ölüm o çukura düşmenize ve orada ebedi kalmanıza sebep olacaktır.” (Taberi, Cami’ul Beyan, 4/36)
 
 
İbn-i Kesir şöyle demiştir:
 
“Onlar küfürleri sebebiyle cehannem ateşinin kenarında idiler. Ancak Allahü Teala onları iman etmeleri sebebiyle kurtardı.” (İbn- Kesir Tefsiri, 1/397)
 
 
Fahreddin Er’Razi şöyle demiştir:
 
 “Şayet onlar küfürleri üzere ölmüş olsalardı, muhahkak ki cehenneme düşerlerdi. İşte böylece, kendisinden sonra ateşe düşmeleri beklenen o hayatları, çukurun tam kenarında oturmaya benzetilmektedir.” (F. Razi, Tefsiri Kebir, 6/519)
 
 
İmam Şafii şöyle demiştir:
 
 “Allahü Teala Muhammed (s.a.v) sayesinde onları kurtarmadan önce de, ayrı ayrı iken de, bir arada olduklarında da onlar kafir idiler. Onları bir araya getiren en büyük şey Allah’ı inkar etmek ve Allah’ın izin vermediği şeyleri ortaya atmak idi. Allah onların dediklerinden münezzehtir. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin rabbi ve yaratıcısı odur. Bunlardan yaşayanlar Allah’ın vasfettiği hal üzere yaşıyorlardı. Amel ve sözleriyle Allah’ın gazabını üzerlerine çekiyorlar ve O’na isyanda ileri gidiyorlardı. Onlardan ölenler ise Allah’ın onların sözlerini ve amellerini vasıflandırdığı gibi O’nun azabına uğruyorlardı.” (İmam Şafii, Risale sy: 4-5)
 
 
Gerek ayetin metninden, gerek ayete dair müfessirlerden yaptığımız alıntılardan anlaşılan şudur ki; nebevi hüccet ikame edilmeden önce de insanlara şirk vasfı verilebilmektedir. Kişiler işledikleri şirk fiilleri sebebiyle müşrik olarak isimlendirilebilmektedir. Nebevi hüccetin ikame edilmemesi, şirk fiilleri işleyen kimselere müşrik vasfını vermemek için geçerli bir mazeret değildir. Dikkat edilirse müfessirlerin hemen hemen hepsi onların işledikleri fiiller sebebiyle kafir olduklarını açıkca belirtmişlerdir. İmam Şafi’nin yukarıda alıntıladığımız sözü bunu açıkca ortaya koymaktadır.
 

İnşirâh:
Dördüncü Delil :
 
 
Allah (c.c) şöyle buyuruyor :

“Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de, ayetlerine uysak ve mü’minlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).” (Kasas: 47)
 
 
İmam Taberi şöyle demiştir:
 
“Allah (c.c) ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Ey  Muhammed! Eğer seni kendilerine rasul olarak gönderdiğim o kimselere, seni onlara rasul olarak göndermeden önce Rablerini inkar etmeleri, aşırı günah kazanmaları ve isyanda ileri gitmeleri yüzünden ceza verseydik ya da azaba uğratsaydık:

“Rabbimiz! Bize gazab edip azabınla zelil etmeden önce bir rasul gönderseydin; şüphesiz biz de senin rasulüne indirdiğin delillerine yani kitabına uyar, senin uluhiyyetine iman edip emrettiğin ve yasakladığın şeylerde rasulünu tasdik edenlerden olurduk” diyecek olmasalardı, seni onlara rasul olarak göndermeden önce işledikleri şirkler yüzünden onları azaba uğratırdık. Fakat biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki küfürlerine karşı onları uyarasın ve böylece rasullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri bir delili olmasın.” (Taberi Tefsiri)
 
 
İbni Kesir şöyle demiştir:
 
“Biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki onlara hücceti ikame edesin. Böylece işledikleri küfürler sebebiyle başlarına bir azab geldiğinde kendilerine bir rasul ve uyarıcı gelmediğini bahane edemesinler.” (İbn Kesir Tefsiri)
 
 
İmam Begavi dedi ki:
 
“Eğer onlara isabet edecek olursa” yani; bir ceza veya kötülük “bizzat kendi elleriyle kazandıkları yüzünden” yani; İşledikleri küfür ve günahlar yüzünden “derlerdi ki: Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de senin ayetlerine tabi olup mü’minlerden olsaydık.”

Yani; eğer onlar kendilerine rasul gönderilmemesini mazeret olarak öne sürecek olmasalardı, onlara azab etmede acele ederdik.

Denildi ki: “Ayetin manası şudur: “Eğer onlar kendilerine  rasul gönderilmemesini mazeret olarak öne sürecek olmasalardı onlara seni rasul olarak göndermezdik. Fakat biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki rasullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri mazeretleri kalmasın.” (Begavi Tefsiri)
 
 
Bu ayeti kerime açıkça gösteriyor ki Muhammed (s.a.s) rasul olarak gönderilmeden önce de Allah’a şirk koşanlar müşrik sıfatıyla vasfedilmiştir. Fakat onların işledikleri şirk yüzünden azab görmeleri meselesine gelince; bunun için onlara rasul gönderilip Kur’an’ı Kerim vasıtasıyla huccetin ikame edilmesine ihtiyaç vardır ki, ancak işte o zaman onların Allah’a karşı sunacak mazeretleri kalmaz. Bununla birlikte selef, kendilerine huccet ikame edilmeden önce de onların müşrik ve kafir olduklarında, müslüman olmadıklarında ittifak etmiştir. Fakat kendilerine huccet ikame edilinceye ve rasul gönderilinceye kadar işlemiş oldukları küfür ve şirk sebebiyle azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusunda selef alimleri ihtilaf etmiştir.
 

İnşirâh:
Beşinci Delil :
 
 
Allah (c.c) şöyle buyuruyor : 

“Bu; Rabbinin, halkı habersizken zulümlerinden dolayı ülkeleri helak edici olmamasındandır.” (Enam: 131)
 
 
İmam Kurtubi dedi ki:

“Yani; bizim onlara böyle davranmamızın sebebi şudur: Ben ülkeleri, işledikleri zulümlere karşılık helak edici değilim. Yani; kendilerine rasul ve uyarıcı gelmemesini bahane etmesinler diye, rasul gönderilmeden önce, işlemiş oldukları şirkler sebebiyle azaba uğratılmazlar.”

Yine denildi ki: “Onlardan şirk koşanların işledikleri şirkler yüzünden ülkeleri helak edici değilim. Bu, şu ayete benzer:

“Kimse başkasının günahını yüklenmez.”

Eğer Allah (c.c), rasul göndermeden önce de şirk ve küfürleri sebebiyle onları helak etseydi yine bunda haklı olur ve onlara  zulmetmiş olmazdı.” (Kurtubi Tefsiri)
 
 
İmam Begavi dedi ki:   
 
“Yani; bizim sana kıssalarını anlattığımız rasuller ve onları yalanlayanların başına gelen azab, Rabbinin ülkelere haksız yere zulümlerinden dolayı azab edici olmamasındandır (yani; onlar uyarıldılar ve azabı hakettiler). “Zulümlerinden” kasıt; işledikleri şirktir.

“Halkı habersizken” yani; onlara rasul gönderilip  uyarılıncaya  kadar uyarılmadılar.” (Begavi Tefsiri)
 
 
İmam Taberi dedi ki: 
 
“Allah (c.c)’nun “zulümlerinden” sözünün iki manası olabilir:

Bunlardan Birincisi: Bu, ülkelerin halkı habersizken, şirk ve benzeri şeyleri sebebiyle Rabbinin haksız yere onları helak edici olmaması sebebiyledir. Yani; Allah (c.c) onlara, Allah’ın ayetlerini bildirip onları uyaran ve kıyamet gününde Allah’ın azabıyla korkutan bir rasul göndermeden önce azab etmede acele etmez. Onlar “bize müjdeleyici ve uyarıcı bir rasul gelmedi” demesinler diye, habersizken onlara azab etmez.

İkinci ise: “Bu, zulümlerinden dolayı halkı habersizken Rabbinin, ülkeleri helak edici olmadığındandır.” Yani; onları rasulü vasıtasıyla uyarıp, hatırlatmadan, ibretler ve ayetleri göstermeden önce helak edecek ve böylece onlara zulmedecek değildir. Allah (c.c) kullarına asla zulmetmez.” (Sonra meselenin birinci yönünün daha kuvvetli olduğunu söyleyerek açıklamalarına devam etti.) (Taberi Tefsiri)
 
 
Bu naslar ve selefin anlayışı da ispat ediyor ki; rasul gönderilmeden önce de cehalete rağmen şirk işleyene müşrik sıfatı verilir. Fakat azab, ancak rasul gönderildikten sonra söz konusu olur.
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git