GENEL KONULAR > Cehalet Özrü

Cehalet, Te’vil ve Taklid Mazeret Değildir

(1/1)

İnşirâh:
İslam’ın Aslının Bozulmasında Cehalet, Te’vil ve Taklid Mazeret Değildir.   

Rasuller Gönderilmeden ve Hücceti İkame Etmeden

(hakkı ve delilleri açıklamadan) Önce de

Şirk Koşanlara Müşrik Sıfatı Verilmiştir
 
Rasulullah’ın tebliğinden önce şirk üzere yaşayan kişiler müslüman değillerdi. Çünkü bir kişiye müslüman diyebilmek için onun İslam’ın rükünlerine sahip olması ve İslam’ı bozacak şeylerden uzak durması gerekir. İslam’ın rükünlerine sahip olmayan kimse müslüman olamaz. Bu gibi kimseler gerek bilmediklerinden gerekse kendilerine tebliğ ulaşmadığından olsun, İslam’ın rükünlerini tam olarak yerine getirmedikleri müddetçe  veya zahiren ibadette Allah’a şirk koştukları müddetçe, Allah’ın bu gibi kimseler hakkındaki hükmü müslüman değil, müşriktir. 

Misak ayetinde (A’raf: 172-174) geçen misak hücceti (delili), şirk işleyene müşrik sıfatı verilmesi gerektiğini gösteren başlıbaşına bir delildir. Kim, imanı ve tevhid kelimesini bozan büyük şirk işlerse, tebliğ ona ulaşmamış olsa bile dünyada müşrik sıfatı verilir ve ona müşriklere davranıldığı gibi davranılır. Ancak müşrik olan kişi, kendisine tebliğ ulaşmadığı sürece, dünyada da ahirette de azaba uğratılmaz. Azap, ancak tebliğ ulaştıktan sonra olur. 
 
 
“Kendine tebliğ ulaşmayan  kişiler işledikleri şirklerden dolayı cehennemde ebedi olarak kalacaklar mı” diye sorulursa bu hüküm Allah’a aittir. Çünkü, Allah  (c.c): “Biz rasul göndermedikçe azap etmeyiz” (İsra: 15) buyurarak rasul göndermedikçe fetret dönemi denilen bir zamanda yaşamış kimselere de adaleti gereği azap etmeyeceğini Allah’u Teala bizlere apaçık bir şekilde bildirmiştir. Ayette “azap etmeyiz” deniliyor. “Biz rasul gönderinceye kadar onun şirkine hükmetmeyiz”, denilmiyor. Bununla birlikte Allah Tevbe: 6 ayetinde de bildirdiği gibi rasul göndermemiş dahi olsa şirk işleyen kişilerin müşrik olduklarını bildiriyor. Unutmayalım ki müşrik hükmünü vermek ile azap görmek ayrı ayrı şeylerdir.

Dünya ve ahiret azabını hak eden herkes müşriktir ve kafirdir. Fakat her müşrik azap görecek demek değildir. Bu ikisi arasında genel ve özel kesin farklar vardır. Buna çok dikkat etmek gerekir.
 
 
İnsanlar Rasul gönderilmeden ve kendilerine huccet ikame edilmeden (hakkı ve delilleri açıklamadan) önce bazı konularda mazeretli, bazı konularda ise mazeretli değildirler.

Onların mazeretli oldukları konu; kendilerine risalet hucceti ulaşıncaya kadar dünya ve ahirette azaba uğratılmamalarıdır. Müşriklerin dünya ve ahirette azaba uğratılmaları ise ancak onlara risaletin ulaşmasından sonra söz konusu olur. Bu, Allah (c.c)’ın fazlı ve rahmetinin bir sonucudur.

Fakat onlar; şirk koşmaları konusunda ve şirk üzere öldüklerinde cenaze namazlarının kılınmaması, müslümanların mezarlığına gömülmemeleri, onlar için istiğfar edilmemesi, kestikleri etlerin yenilmemesi, kadınlarıyla evlenilmemesi gibi hükümlerin onlara uygulanmasında mazeretli değildirler. Yani, risalet ve tebliğ ulaşmasa bile bu hükümler onlara uygulanır.   
 
 
Allah’u Teala insanı yaratmış ve ona bir takım yükümlülükler yüklemiştir. Kullar ise Allah’u Teala tarafından kendilerini yüklenilen görevleri hakkıyla yerine getirmek zorundadırlar. Alemlerin rabbi olan Allah’u Teala adaletinin bir tecellisi olarak da kullarına asla zulmetmeyecek ve kullarını güçleri dışında bir yükümlülükle sorumlu tutmayacaktır.

“Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.” (Bakara: 286)

“Biz rasul göndermedikçe azap etmeyiz” (İsra: 15)

“O halde gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun…” (Tegabun: 16)

İbn-i Kesir Bakara Suresi’nde adı geçen ayet üzerine şöyle demektedir:

“Allah’u Teala bir kimseye gücünün üzerinde bir yükümlülük yüklememiştir. Bu Allah’ın kullarına karşı büyük bir lutfu ve ihsanıdır.” (İbn-i Kesir Tefsiri, 3/1141)

Bu üç ayet bizlere Allahu Teala’nın adaleti gereği kullarına güçlerinin fevkinde bir sorumluluk yüklemeyeceğini, bu sebeple kıyamet günü kullarının her türlü mazeretini kaldırabilme adına her ümmete rasuller gönderdiğini ve bir rasul göndermeden de azap etmeyeceğini ortaya koymaktadır.

Allah, insanlara taşıyamayacakları yükü yüklemez ve tebliğ ulaştırmadığı kimselere ise azab etmez. Fakat bir kişi tebliğe ulaşma imkanı varken  gerekli gayreti sarf etmeyip yeterince araştırma yapmazsa bu kişinin Allah katında cehaleti mazeret değildir. Allah, insanların tebliğe ulaşabilip ulaşamayacaklarını en  iyi bilen olduğu için durumlarına göre bu gibi kullarını dilerse affeder, dilerse azab eder.
 
 
Allah (c.c) Rasulleriyle hucceti ikame etmeden kimseye azab edecek değildir. Allah’u Teala adaleti gereği kullarına rasuller göndermiş, gönderdiği bu rasuller aracılığı ile sorumluluklarını insanoğluna tek tek bildirmiştir. Bu, ehli sünnetin çoğunun görüşüdür.

Delillerinden bazıları şöyledir:
 
 
1-  Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ve biz, bir rasul gönderinceye kadar (asla) azab edecek değiliz.” (İsra: 15)
 
 
2- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnsanların Allah’a karşı bir delili olmaması için cennetle müjdeleyici cehennemle korkutucu rasuller gönderdik. Allah Aziz’ dir, Hakim’dir.” (Nisa: 165)
 
 
3- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Biz senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 25)
 
 
4- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Andolsun ki her topluluğa rasul gönderdik. Allah’a ibadet etmelerini ve tağuttan sakınmalarını emrettik. Allah, onlardan kimine hidayet etti ve onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!” (Nahl: 36) 
 
 
5- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Öfkeden neredeyse parçalanacak! Oraya bir grup her ne zaman atılsa onun bekçileri onlara: “Size bir (korkutucu ve) uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.” Derler ki: “Evet, gerçekten bize bir (korkutucu ve) uyarıcı geldi. Fakat biz (onu) yalanladık ve dedik ki: “Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.” Ve yine derler ki: “Keşke dinleseydik veya akletseydik de alevli ateşin halkından olmasaydık.” Böylece suçlarını itiraf ettiler. O halde o alevli ateşin halkına (Allah’ın rahmetinden) uzaklık olsun.” (Mülk: 8-11)
 
 
6- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey cin ve insan topluluğu! Sizin içinizden ayetlerimi size anlatan ve karşılaşılan şu gününüzle sizi uyaran rasuller size gelmedi mi? Derler ki: “Nefislerimiz üzerine şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldatmış ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefisleri üzerine şahitlik etmişlerdir.” (En’am: 130)
 
 
7- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.” (Zuhruf: 76)

Zalim olan kimse; rasulün getirdiğini bilen veya  herhangi bir şekilde öğrenme imkanı olan kimsedir. Rasulün getirdiğini bilmeyen veya öğrenmekten aciz olan  kimseye nasıl zalim denilebilir?

Kur’an’ı kerimde buna benzer çokça ayetler vardır. Bu ayetlerin hepsi; Allah’ın, ancak kendisine rasul gelen ve bu rasulle kendisine huccet ikame edilen kimseye azab edeceğini haber veriyor. Bu kimse ise; kıyamet gününde suçunu kabul edecek olan suçlu kimsedir.
 
 
Bir kimse iki sebepten dolayı azabı hakkeder. Bu sebebler şunlardır:
 
a) Huccetten yüz çevirmek, onu bulmak için  gücünü kullanmamak, onunla amel etmek istememek. İşte bu, yüz çevirme küfrüdür.

b) Kendisine huccet ikame edildiğinde inadı sebebiyle onu reddetmek, gerekleriyle amel etmek istememek. İşte bu, inat küfrüdür.

Cehalet küfrüne sahip olan kimse ise; kendisine huccet ikame edilmeyen, hucceti öğrenme imkanı olmayan kimsedir. İşte! Ancak bu gibi kişiler huccet ikame edilinceye kadar azab edilmezler. Bu görüş; ehli sünnetten çoğunun görüşüdür.
 
 
İbni Kayyım şöyle demiştir:
 
“Allah (c.c) aşağıda buyurduğu gibi hucceti ikame etmeden önce hiç kimseye azab etmez.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Ve biz, bir rasul gönderinceye kadar (asla) azab edecek değiliz.” (İsra: 15)

Kur’an’ı kerimde bu ayete benzer çok ayetler vardır. Allah (c.c), bu ayetlerde ancak kendisine rasul gelen ve  huccet ikame edilen kimseye azab edileceğini haber vermektedir.” (Tariku’l Hicreteyn s: 429)
 
 
İmam Şankıtiy şöyle demiştir:
 
“Allah (c.c) ancak; insanlara Allah’ın azabıyla uyarıp korkutan bir rasul gönderdikten sonra insanlar bu rasule karşı gelip, küfür ve günahlarında ısrar ederlerse, onlara dünyada ve ahirette azab eder.” (Edvau’l Beyan c: 3 s: 429)
 
 
İmam Şankıtiy şöyle demiştir:
 
“Kainattaki deliller ile fıtratta bulunan delillerin insanı azaba uğratabilmek için yeterli olmadığını açıklayan bir çok ayeti kerime vardır. Allah (c.c) uyarıcı rasullerle hucceti ikame etmeden hiç kimseye azab etmez.

Örneğin Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:

“Ve biz rasul gönderinceye kadar (asla) azab edecek değiliz.” (İsra: 15)

Allah (c.c) bu ayette “rasul göndermedikçe” buyurmuştur. Akıllar yaratmadıkça,  kainatta ve fıtratta deliller varetmedikçe buyurmamıştır.” (Edvau’l Beyan  c: 2 s: 201)
 
 
İmam Şankıtiy şöyle demiştir:
 
“Kur’an’ı kerimdeki bu ve benzeri ayetler, küfür üzere ölseler bile kendilerine bir uyarıcı gelmediği için fetret ehlinin özürlü olduğuna delalet eder. İlim ehlinden bir topluluk böyle demiştir. Diğer topluluk ise; “Kur’an’ı kerimin bazı ayetlerinin ve Rasulullah  (a.s)’ın hadislerinin zahirini delil alarak; “Kim küfür üzere ölürse, kendisine uyarıcı gelmemiş olsa bile cehennemliktir” demişlerdir.” (Edvau’l Beyan Tefsiri c: 3 s: 431)
 
 
Hanefi alimlerinin çoğuna, mutezile ve başkalarına göre tevhid konusunda  akıl tek başına insanın sorumlu tutulması için yeterlidir. İnsan tek başına  tevhide ulaşabilecek bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Onun için düşünmekle ve kendi nefsinde ve kainatta bulunan delillere bakarak hakka ulaşması farzdır. Ona rasul gelmese bile ahirette hakka ulaşıp ulaşmadığından hesaba çekilecektir.

“Bedaiu’s Senai” kitabının yazarı şöyle demiştir:

“Ebu Yusuf, Ebu Hanife (r.a)’den şu ibareleri nakletmiştir. Ebu Hanife şöyle demiştir:

“Yaratılmışlardan hiçkimsenin, yaratanını bilmeme konusunda mazereti olamaz. Çünkü bütün mahlukatın, Rablerini ve onun tevhidini bilmesi farzı ayındır. Göklere, yere, kendi nefsine ve Allah’ın yarattığı diğer şeylere ibretle bakıp düşünen kişiyi bu düşünce, tek olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya sevkeder.

Allah’ın farz kıldığı şeyleri bilmek ise böyle değildir. Bunlar ancak, birisi bildirirse bilinebilir. Farzları bilmeyen, ona ulaşamayan bir kimseye huccet ulaşmamış demektir, bundan dolayı sorumlu tutulmaz.” (Bedaiu’s-Senai c:9 s:4378, Aliyul kari fıkhul ekber şerhi s:116)
 
 
Burada hatırlatılması gereken önemli bir mesele vardır.
 
Dünyada kendisine hüccet ikame edilmemiş müşriklerin azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusundaki ihtilaf sadece ahiretle ilgilidir. Fakat şirk koştukları için dünyada müşrik hükmü verilmesi konusunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Kendisine hüccet ikame edilsin edilmesin şirk koşan kimseye dünyada müşrik sıfatı verilir. Bu konuda alimler arasında ihtilaf yoktur.
 
 
İbni’l Kayyım şöyle demiştir:
 
“Allah (c.c) kıyamet gününde kulları arasında hikmeti ve adaletiyle hüküm verir ve sadece rasulleriyle hüccet ikame edilenlere azab eder. Genel olarak hüküm böyledir. Fakat belli olan şahıslara hüccet ikame edilip edilmediğini sadece Allah bilir. Bu konuda kulları ile Allah arasına girilmez. Kula farz olan şöyle inanmasıdır: “Kim islam dininden başka bir dinle amel ederse  kafirdir. Allah teala ise  rasulleriyle huccet ikame etmeden kimseye azab etmez. Genel olarak hüküm böyledir. Fakat şahıslara tek tek huccetin ikame edilip edilmediğini ise ancak Allah bilir. Zaten bu ahirette sevap ve ceza hükmü ile ilgilidir. Dünya hükmü ise zahire göredir.” (Tariku’l Hicreteyn  s: 413)
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git