GENEL KONULAR > Cehalet Özrü

Fetret Dönemi

(1/1)

İnşirâh:
Kendilerine tevhidin ulaşmadığı veya tevhide ulaşma imkanı olmayan kimseler fetret ehlinden sayılmaktadırlar. O halde öncelikle bu noktada, kısaca açıklamalarda bulunmakta fayda vardır.
 
 
Fetret Dönemi (Rasulsüz Geçen Zaman);
 
“Sukun bulmak, o zamana kadar yapılan çalışmanın kesintiye uğraması, baş parmak ile şehadet parmağı arasındaki uzaklık, iki muayyen zaman dilimi gibi manalara gelen fetret kelimesi, iki rasul arasındaki kesinti süresi olarak kullanılmıştır.” (Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam 6/143)

Vahyin kesilip iki rasul arasındaki geçen süreye fetret dönemi denmekle birlikte genelde Rasul Efendimiz ile Hz. İsa arasında geçen sürenin kastedildiği görüşü daha çok yaygındır. O halde fetret dönemi insanları iki rasul arasında yaşamış olup, önceki rasul kendilerine gönderilmemiş, sonradan gelen rasule de kendileri yetişmemiş kimselerdir.
 
 
Fetret ehlini kabul eden alimler fetret ehlini başlıca iki kısma ayırdılar. Bunlar:
 
a) Şirk ehline tabi olan, şirk ehlinin yaptığı şirklerden rahatsız olmayan,  yaşadığı zamanda ister bulunsun ister bulunmasın şirk ehlinin dininden başka bir din aramayan kimselerdir. Bu kimseler cehaletleri sebebiyle mazeretli değillerdir. İsra: 15 ayetinin hükmüne veya kıyamet gününde imtihan edilecek dört kişi hadisinin kapsamına girmezler.

b) Yaşadığı zamandaki mevcut şirkleri bilen, bunları kabul etmeyip reddeden, fakat Allah’a ibadet etmek için Allah’ın rasul gönderdiği zamanda yaşamadığından dolayı Allah’ın dinini bulamayan  kimselerdir. Bu kimseler:

Ya Allah’a yaklaşacağı bir şeriat bulamayan birer muvahhittir. Bu özellikleri sebebiyle kıyamet gününde Allah’ın azabından kurtulacaklardır. Rasulullah gelmeden önce yaşamış ve kendilerine “hanifler” (Hanifler dedelerinin ve babalarının  şirk dinini terkedip  sadece Allah’a yönelen muvahhidlerdir. Bunlar Rasulullah rasul olmadan önce mevcut idiler. Fakat Allah’a ibadet etmek için yaşadıkları dönemde Allah’ın şeriatini bulamadılar. Zeyd b. Amr b. Nufeyl onlardandır.) denilen kimseler bunlardandır.

Ya da kavimlerinin işlediği şirki terkeden fakat bu şirk hakkında hüküm veremeyen, bütün gücünü kullandığı halde sahih dine ulaşamayan kimsedir. İşte ancak bu kısma dahil olan kimseler İsra: 15 ayetinin ve  imtihan edilecek dört kişi hadisinin hükmü dahilindedirler. (Şatibi El İhtisam c:1 s: 161 İbni Kayyım Tariku’l Hicreteyn s: 413  bak)

Birinci kısım kendilerine bir rasulün ulaşmadığı, rasullerin gönderilmesinin kesilmesi sebebiyle bizzat bir rasul tarafından tebliğe muhatap olmayan, bununla beraber kendilerine herhangi bir şekilde tebliğ ulaşan kimselerdir. Yani birinci kısımda bulunan fetret ehli kimselere bir rasul gelmemiştir. Ancak kendilerine bir rasulün tebliği her hangi bir şekilde ulaşmıştır.

İkinci kısım ise kendilerine bir rasulün davetinin ulaşmadığı kimselerdir. Bu kimselere ne bir rasulün kendisi, ne de bir rasulün daveti ulaşmış değildir.
 
 
Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır:

“Ey kitap ehli! Rasullerin arasının kesildiği bir sırada (fetret döneminde) size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): ‘Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi’ demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.” (Maide: 19)

İbn-i Cerir Et’Taberi bu ayet hakkında şöyle demektedir:

“-Rasullerin arasının kesildiği bir sırada…” Burada fetret kopmak demektir. Yani, elçilerin arasının kesildiği bir dönemde size beyanda bulunacak elçimiz geldi.” (İbn- Cerir Et’Taberi, Camiu’l Beyan 2/474)

Yine aynı ayet hakkında Kurtubi ve İbni Kesir tefsirlerinde, şunlar yer almaktadır:

“Şüphesiz Allah Muhammed (s.a.v)’i, elçilerinin arasının kesilmiş olduğu ve doğru yolun izlerinin kaybolduğu bir dönemde gönderdi. Üstelik bu dönemde dinler bozulmuş, putlara, ateş ve haça ibadet çoğalmıştı. Binaenaleyh bu nimet, olabilecek en iyi nimetti. İhtiyaç zaten umumi idi. Şüphesiz fesad, tuğyan ve cehalet bütün beldelere yayılmıştı. Din bütün yeryüzü halkı arasında karmakarışık olmuştu.“ (İbn-i Kesir Tefsiri 5/2186)
 
 
“Katade Hz. İsa (a.s) ile Hz. Muhammed (s.a.v)’in arasında altı yüz yıl geçtiğini söylemiştir. Mukatil, Dahhak ve Vehb bin Münebbih’de bu görüştedirler. İbn’i Sa’d, İbn-i Abbas’tan bu sürenin beşyüz altmış dokuz yıl olduğunu rivayet etmiştir.” (Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam 6/144)
 
 
Gerçek olan şudur ki; Rasulullah (s.a.v), vahyin uzun bir süre kesintiye uğradığı bir dönemde gönderilmiştir. Zira bu durum vahiy ile sabittir.

Maide suresinin 19. ayeti rasul gelmeden ve deliller gösterilmeden önce şirk işleyenlere de müşrik sıfatının verildiğini ispat etmektedir.

Çünkü bu ayete göre, İsa (a.s) ile Rasulullah (s.a.s) arasında çok uzun bir süre vardır. Bu uzun süreye rağmen Rasulullah (s.a.s), gerek hristiyanlara gerek yahudilere ve gerekse diğer putperest araplara, delilleri sunmadan önce müşrik muamelesi yapmıştır.

Buna göre kim şirk işlerse müşrik ve kafir sıfatını alır. Fakat şirk sebebiyle azab görme meselesi, rasulün gelip gelmemesine bağlıdır.
 
 
Her dönemde ve her zamanda fetret (Rasulsüz geçen zaman) ehli gibi insanlar vardır. Bu insanlar dünyada şirk işledikleri için onlara müşrik hükmü verilir. Fakat bu onların ahirette azap göreceği anlamına gelmez. Bunlar ahirette imtihan olacaktır. İmtihan olacağına dair sahih bir hadis vardır.

İmtihana tabi tutulacak fetret ehlinden kasıt; Onlara tevhid ulaşmayan, tevhide ulaşmak için bütün gücünü kullananlar demektir. Tevhide ulaşmak için bütün gücünü kullanmayanlar, mazeretli olan fetret ehlinden değillerdir.

Zamanımızda mutlaka bu sıfata sahip olanlar olabilir. Tevhide ulaşmak için bütün gücünü kullanmış fakat gerçek tevhide ulaşmamıştır. İşte böyle olan kişiler Allah katında mazeretlidirler ve kıyamet gününde imtihana tabi tutulacaklardır. Tevhid bir kişiye ulaşmışsa veya bu kişi tevhide ulaşma imkanı olupta bu imkanını kullanmazsa; fetret ehlinden sayılmaz mazeretli değildir.
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git