Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Yemin ve Kefareti  (Okunma sayısı 1037 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 443
Yemin ve Kefareti
« : 11 Şubat 2019, 22:26:53 »
بســـم الله الرحمن الرحيم

لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ الأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُواْ أَيْمَانَكُمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

           

Maide 89 - Allah sizi, yeminlerinizdeki “lagv”dan dolayı sorumlu tutmaz. Ancak yeminlerinizle bağladığınız şeylerden (sözlerden) dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti; ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Kim (bunları) bulamazsa, (onun için) üç gün oruç vardır. İşte, yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah, belki şükredersiniz diye ayetlerini size işte böyle açıklıyor.
   
     
  Allah (c.c), kendisine yaklaşmak niyetiyle olsa bile, müslümanların helal kılınan nimetleri nefislerine haram kılmalarını önceki ayetlerde yasaklamıştı.

Bu yasaklama üzerine sahabeler, daha önce bu amelleri yapmaya dair yemin ettiklerini Rasulullah (s.a.s)’a haber verdiler ve bu konuda nasıl bir keffaret vermeleri gerektiğini sordular. Bunun üzerine Allah (c.c), yemin keffaretiyle ilgili olarak işte bu ayeti indirdi.

Bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle bir rivayet vardır:

İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:

“Nefislerine eti ve kadınları haram kılanlar hakkında:

“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide: 87) ayeti inince bu kimseler Rasulullah (s.a.s)’a gelerek şöyle sordular:

“Ey Allah’ın Rasulü! Biz, böyle yapma konusunda yemin ettik. Bu yeminlerimiz ne olacak?” Bunun üzerine Allah (c.c) bu ayeti indirdi.” (İbni Cerir-Taberi)

Allah (c.c), bu ayette mü’minlere şöyle hitab ediyor:

“Ey iman edenler! Biliniz ki Allah; kasıtsız ve doğru olduğunu zannederek yapmış olduğunuz yeminleriniz sebebiyle sizi sorumlu tutmaz.”

Allah (c.c) bu ayetinde, lağv olarak yapılan yeminden dolayı kişiyi sorumlu tutmadığını, ona bir günah olmadığını ve bu yeminden dolayı keffaret gerekmediğini belirtiyor.

Alimler yemindeki lağv konusunda değişik görüşler zikretmişlerdir:

İmam Şafii ve İmam Ahmed’e göre yeminde lağv; insanın yemin kastı olmaksızın konuşurken diline gelen, ağzından düşünmeden ve istemeyerek çıkan sözdür.

Aişe (r.a)’ya: “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz” ayetindeki lağv hakkında soruldu. Aişe (r.a):

“Lağv”: Bir kimsenin düşünmeden, “hayır vAllahi”, “evet vAllahi” demesi gibidir.” dedi. (Buhari)                                

İmam Ebu Hanife ve İmam Malik’e göre yemindeki lağv; kişinin bir konu hakkında, doğru zannederek yemin etmesidir. Bu şekilde yemin ettikten sonra, o şey zanne-dildiği gibi çıkmazsa, kişi için bir günah ve keffaret söz konusu olmaz.

İmam Malik şöyle demiştir:

“Lağv yemini konusunda en uygun ve güzel olan görüş; kişinin birşeyi yakından biliyormuş gibi yemin etmesi ve daha sonra o şeyin zannettiği gibi olmadığını görmesidir. İşte bu şekilde yapılan yemine keffaret yoktur.” (Muvatta)

En doğru olan görüş ayetteki: “Lağv” kelimesinin bu iki manayı da kapsamış olmasıdır. Yani “lağv”; kişinin istemediği halde ağzından yemin sözünü çıkarması veya birşeyin doğru olduğunu zannederek o konuda yemin etmesidir. Böyle yapan kişilerin keffaret vermeleri gerekmez.

Bu yemin her ne kadar keffareti gerektirmiyorsa da müslümanların dillerini yemine alıştırmamaları ve kesin bilmedikleri veya zannettikleri konularda yemin etmemeleri gerekir.

Bazı alimlere göre; “Lağv yemini; kızgınlık anında yapılan yemindir.”

İbni Abbas (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Kızgınlık anında yapılan yemin geçersizdir.”
(Müslim)

Bu görüş doğru değildir. Çünkü Buhari ve Müslim’de, Rasulullah (s.a.s)’ın kızgınlığından dolayı Eş’arilere binek deve vermemeye dair yemin ettiği, daha sonra da onları çağırarak istedikleri develeri ve yapmış olduğu yemininin keffaretini onlara verdiği hakkında rivayet vardır.

Müslim’in delil gösterilen: “Kızgınlık anında yapılan yemin geçersizdir.” hadisindeki “kızgınlık”tan kasıt; çok aşırı kızgınlık sebebiyle insanın öyle bir hale gelip, ağzından sözleri kasıtsız çıkarmasıdır. Ancak bu haldeki kişinin yaptığı yemin keffareti gerektirmez.

Bazı alimlere göre; “Lağv”dan kasıt, günah işlemek için yapılan yemindir. Günah işlemek için yemin eden kişi, günah işlemezse yemininden dolayı keffaret vermesi gerekmez.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Herhangi bir konuda yemin edip de sonra bu konunun terkedilmesinin daha hayırlı olduğuna kanaat eden kimse, yeminini yerine getirmesin! Çünkü hayırsız olan şeyleri terketmek o yeminin keffaretidir.” (İbni Mace)

Bu görüş de doğru değildir. Günah işlemek için yemin eden kişi, zaten bu yemini etmekle günah işlemiştir. Bu sebeble ona şöyle denir: “Bu günahı işleme ve yeminini bozup keffaret ver.” Eğer kişi yemin ettiği için günah işlerse yeminini yerine getirmiş, fakat işlediği günahın vebalini de hak etmiş olur.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Kim bir konuda yemin eder, sonra bundan daha hayırlı birşeyle karşılaşırsa yeminini bozsun ve keffaretini versin!” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

Bilerek Yapılan Yemin:

“Ancak yeminlerinizle bağladığınız şeylerden (sözlerden) dolayı sizi sorumlu tutar.”

Allah (c.c) ayetin bu kısmında kişiyi sorumlu tuttuğu yeminin hangi yemin olduğunu bildiriyor. İşte bu yemin; kişinin bilerek ve kasıtlı olarak gelecekte bir şeyi yapmaya veya yapmamaya dair yapmış olduğu yemindir.

Yalan yere yemin etmek,  bu konuya girmez. Yalan yere yemin etmek, büyük günahtır ve bu günahı keffaret silmez. Bu günah ancak tevbe etmek, Allah’tan mağfiret dilemek ve eğer bu yeminle bir kimsenin herhangi bir hakkına tecavüz edilmişse, onu sahibine iade etmekle affolunur.

Bir kimsenin baskı karşısında yemin etmesi de bu konuya girmez. Böyle yemin ancak lağv yemini hükmündedir ve bu sebeble kişiye keffaret gerekmez.

Bir kimse bir mesele hakkında bilerek yemin eder, fakat daha sonra yemininin aksi olan şeyi yapmanın daha hayırlı olduğunu görürse, o zaman yemini bozarak o işi yapar ve yemininin keffaretini verir.

“Onun (yeminin) keffareti; ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Kim (bunları) bulamazsa, (onun için) üç gün oruç vardır. İşte, yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur..”

Allah (c.c), bilerek yapılan yemini bozmanın daha hayırlı olduğuna kanaat edildiğinde ne yapılması gerektiğini şöyle haber vermektedir:

“Ey iman edenler! Şayet bilerek bir konu hakkında yemin etmiş ve bu yemininizi bozmanızın daha hayırlı olduğunu görmüşseniz, işte o zaman yeminlerinizin keffaretini veriniz. Yeminin keffareti ise; ailenize yedirmiş olduğunuzun ortalamasından on miskini yedirmek veya ailenize giydirdiğinizin ortalamasından on miskini giydirmek veya bir müslüman köleyi azad etmektir. Bunlara güç yetiremediğiniz takdirde üç gün oruç tutmaktır.”

Allah (c.c), bilerek yapılan yeminin keffaretini işte bu şekilde bildirmiştir. Böylece her kim bilerek bir yemin yapar ve sonra onu bozmanın daha hayırlı olduğunu görürse yeminini bozar ve bu durumda keffaret olarak; şayet gücü yetiyorsa ya on fakiri yedirir veya giydirir ya da müslüman bir köle azad eder. Bunlara gücü yetmiyorsa, o zaman üç gün oruç tutar.

“Gücü yetmek”ten kasıt; bir kimsenin, bir gün ve gece süresince ailesini yedireceğinden fazla mala sahip olmasıdır.

Bu görüşü İmam İbni Cerir Taberi de desteklemiştir.

İbni Cerir, Said b. Cübeyr ve Hasen el Basri’nin şöyle dediklerini rivayet etti:

“Üç dirheme sahip olan kimsenin oruç tutmaması,  fakirleri yedirmesi gerekir. Üç dirheme sahip olamayan kimse ise oruç tutar.”

Yeminle İlgili Hükümler:

A) Bilerek Yapılan Yeminin Keffareti:

1 - On miskini yedirmek.

Cumhura göre; orta kalitede arpadan bir müd (bir müd 675 gr’dır) on miskine vermektir.

Hasan el Basri ve Muhammed b. Sirin’e göre; on miskine et ve ekmekten müteşekkil bir öğün yemek vermektir.

Hanefilere göre; on fakire fıtir sadakası miktarınca vermektir. Bu ise buğdaydan yarım sa’ veya hurma ve arpadan bir sa’ veya onun kıymetince vermektir. (Bir sa’ 2,751 gr’dır.)

Ali (r.a)’ye göre; on miskine öğlen ve akşam, doyabilecekleri şekilde iki öğün yemek vermektir.

2 - On Miskini Giydirmek:

Şafiilere göre; halkın giyim şeklinin ortalamasına bağlı olarak on miskine, her birine ayrı ayrı olmak üzere, bütün vücudlarını kapatacak bir elbise ya da bir gömlek veya bir şalvar veya bir sarık vermektir.

Hanefilere göre; gömlek, şalvar veya sarık vermek doğru değildir. Çünkü bunlar bütün vücudu kapatmazlar. Bu nedenle verilecek giyecek bütün vücudu kapatacak bir giyecek olmalıdır.

Hanbelilere göre; verilecek elbise, kendisiyle namaz kılmak caiz olan bir elbise olmalıdır.

Malikilere göre; herhangi bir giysi olabilir. Bu, bir gömlek olabileceği gibi, bir şalvar, bir cübbe, bir sarık vs. olabilir.

Hanefi alimlerine göre; bunların kıymeti de verilebilir.

Cumhura göre; kıymeti verilmez. Çünkü: “bu konuda nassa göre hareket edilmelidir” dediler.

Hanefilere göre; keffaret, sadaka gibi harbi olmayan kafir fakirlere verilebilir.

Onlar bu hükmü, ayetin umumuna göre vermişlerdir. Zira harbi olmayan kafir için de miskin sözü kullanılabilir.

Cumhura göre; keffareti, kafirlere vermek caiz değildir. Çünkü keffareti yerine getirmek, zekatı yerine getirmek gibidir.

İmam Malik ve Şafii’ye göre; bilerek yapılan yeminin keffareti olarak bir fakiri on sefer yedirmek veya giydirmek caiz değildir.

Hanefilere göre; bilerek yapılan yeminin keffareti olarak bir fakire bir seferde on misli yedirmek veya giydirmek caiz değildir. Fakat bir fakiri on gün boyunca yedirmek ve giydirmek caizdir.

3 - Köle Azad Etmek

Cumhura göre; azad edilecek köle, mü’min köle olmalıdır.

Ebu Hanife’ye göre; kafir köle de azad edilebilir.

Bütün alimlere göre; yeminini bozan ve güç yetiren bir kimse; on fakiri yedirmek veya giydirmek veya köle azad etmek arasında muhayyerdir. Bunlardan dilediğini yerine getirebilir. Fakat fakirleri yedirmek daha efdaldir. Çünkü Allah (c.c) ayette keffarete bununla başlamıştır.

4 - Oruç Tutmak

On miskini yedirmeye, giydirmeye veya bir köle azad etmeye güç yetiremeyen kimsenin, yemininin keffareti olarak üç gün oruç tutması gerekir.

Hanefi ve Hanbeliler’e göre; tutulacak keffaret orucu, üç gün arka arkaya olmalıdır.

Delilleri:

Ubey b. Ka’b (r.a) bu ayeti şöyle okurdu:

“Kim (bunları) bulamazsa (onun için) üç gün arka arkaya oruç vardır.”

Bu okuyuşu Hakim, İbni Cerir Taberi ve başkaları Ubey b. Ka’b’dan sahih olarak nakletmişlerdir. Bu okuyuş İbni Mes’ud’dan da rivayet edilmiştir. Bu ayetin bu şekilde okunuşu, Süfyan es Sevri’nin dediği ve İbni Merdeveyh’in rivayet ettiği gibi Er Rubey’in mushafında sabittir.

İbni Merdeveyh İbni Abbas (r.a)’ın da bu ayeti böyle okuduğunu rivayet etti.

Maliki ve Şafiilere göre; tutulacak üç gün orucun arka arkaya olması şart değildir. Bunlar, Hanefi ve Hanbelilerin zikrettiği okuyuş için “şazz” demişlerdir. Şazz olan okuyuş ise delil olmaz. Ancak mütevatir olan okuyuş delil olur. Mütevatir olan okuyuşta ise arka arkaya oruç tutmak şart koşulmamıştır.

5 - Keffaretle İlgili Diğer Hükümler.

a) -  Keffaretin Vakti:

Keffaret için belli bir vakit tayin edilmemiştir. Fakat keffaretin bir an evvel yerine getirilmesi daha iyidir.

b) - Keffaret Orucu Tutan Kimsenin Hastalanması:

Bir kimse keffaret orucu tutarken hastalanırsa, orucunu bozar ve iyileştiğinde orucunu tekrar iade eder. Fakat hastalığı devam eder, bu sebeble oruç tutmaya güç yetiremez ve bu hal üzere ölürse, Allah (c.c)’ın ona rahmeti ve affı umulur.

c) - Keffareti, Yemini Bozmadan Yerine Getirmenin Hükmü:

Cumhura göre yemini bozmadan önce yeminin keffaretini yerine getirmek caizdir.

Delilleri:

Ebu Musa el Eşari (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“VAllahi! Şayet yemin etmiş olsam ve yeminimden sonra yeminimi bozmayı kendim için daha hayırlı görsem, muhakkak yeminimi bozar ve daha hayırlı olan şeyleri yaparım.”  (Ebu Davud)

Yemin; kefaretin sebebi olduğuna göre, yemini bozmadan da keffaret verilebilir. Zira Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İşte, yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur”

Bu ayette keffaret yemine izafe edilmiştir. Bu da keffaretin sebebinin yemin olduğunu göstermektedir.

Ayrıca keffaret iyilik yapmak için seçilmiştir. Onun için yemini bozmadan önce de yerine getirmek caiz olur.

İmam Şafii’ye göre; yemini bozmadan önce yeminin keffareti olarak ancak, on miskini yedirmek, giydirmek veya bir köle azad etmek caizdir. Fakat oruç keffareti böyle değildir. Çünkü vücudun yapacağı amel vaktinden önce yapılmaz.

Hanefilere göre; keffareti yemini bozmadan önce yerine getirmek caiz değildir.

Delilleri:

Adiy b. Hatem (r.a) şöyle dedi:

“Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediğini duydum:

“Kim bir konuda yemin eder, sonra bundan daha hayırlı birşeyle karşılaşırsa hayırlı  olan şeyleri yapsın...” (Müslim)

Nesei’nin rivayetinde hadisin devamı şöyledir:

“Hayırlı şeyleri yapsın ve yeminin keffaretini yerine getirsin.”

Rasulullah (s.a.s) hadiste; “hayırlı olan şeyleri yapsın sonra yeminin keffaretini yerine getirsin” demiştir. Buna göre, yemini bozmadan önce keffaret vermek caiz olmaz.

Ayrıca keffaret günahı kaldırmak için yapılır. Yeminini bozmayan kişi ise henüz günah işlemiş değildir. Bu sebeble yeminini bozmadan önce keffareti yerine getirmesi manasızdır.

Aynı şekilde Allah (c.c) ayette: “İşte, yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur” buyurmuştur. Bu ayetteki “yemin ettiğinizde” sözünden kasıt; yemin edip bozduğunuzda manasındadır ve ancak böyle bir durumda yeminin kefareti vardır.

Aynı şekilde, namaz ve diğer ibadetlerde olduğu gibi bir ibadeti vacib kılan sebeb olmadan yapılan ibadet, sahih değildir. Zira vaktinden önce yapılan bir ibadet ancak fasit bir ibadet olur.

d) -  Keffaret Sebebiyle Yedirilmesi ve Giydirilmesi Caiz Olmayanlar:

Cumhura göre; zengin olanlara ve bir yükümlülük olarak nafakaları zaten temin edilenlere, keffaret olarak yedirme ve giydirme yapılmaz. 

İmam Malik’e göre; nafakasını temin etmekle yükümlü olunmayan yakın akrabaya keffaret olarak yedirme veya giydirme yapmak caiz olmakla birlikte mekruhtur.

e) - Keffaret Orucunu Unutarak Yiyen Kimse:

İmam Malik’e göre; tuttuğu keffaret orucunu unutarak yiyen kimsenin o günü kaza etmesi gerekir.

Cumhura göre; kaza etmesi gerekmez.

B – Yemin Çeşitleri:

Yemin başlıca üç çeşittir:

a - Lağv Yemini:
Bu yemin, kişinin istemediği halde ağzından yemin sözünü çıkarması veya birşeyin doğru olduğunu zannederek o konuda yemin etmesidir. Daha önce anlatıldığı üzere bu yeminin keffareti yoktur.

b - Bilerek Yapılan (Mun’akıd) Yemin:
Bir şeyi yapmak veya yapmamak konusunda bilerek yemin etmektir. Daha önce geçtiği üzere bu yeminin bozulmasının daha hayırlı görülmesi halinde bu yemini bozmak ve keffaretini vermek gerekir.

Fakat eğer vacib olan bir şeyi yapmak için veya haram bir şeyi terketmek için yemin edilmişse yemini yerine getirmek gerekir. Bu durumda yemini bozmak haramdır. Şayet mendup veya mübah olan bir şeyi yapmak için yemin edilmişse yemini yerine getirmek daha iyidir. Böyle bir durumda yemini bozarak keffaret vermek mekruhtur. Eğer yapılan yemin bir günahı işlemek için ise o zaman o yemini bozarak keffaretini yerine getirmek farzdır.

Abdurrahman b. Semera (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Kim bir konuda yemin eder, sonra bundan daha hayırlı birşeyle karşılaşırsa, yeminini bozsun ve keffaretini versin!”
(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

Aişe (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Silai rahmi yerine getirmemek için veya kötü olan bir şeyi yapmak için yemin eden bir kimse, bu yeminini ancak o yemini bozarak ve keffaret vererek yerine getirebilir.” (İbni Mace)                             

c - Gamus Yemini (yalan yere yapılan yemin):
Bu yemine facir yemin veya yalan yemin ismi de verilebilir. Bu; yemin eden kimsenin, yaptığı bir ameli yapmadığına veya yapmadığı bir ameli yaptığına dair yemin etmesidir. Bu nedenle bu yemin gamus yemini ismini alır. Gamus, “batırıcı” manasına gelir. Böyle bir yemin, sahibini cehennemin dibine batırdığı için bu  isim verilmiştir.

Cumhura göre; bu yeminin keffareti yoktur. Çünkü böyle bir yemin eden kimse günah işlemiştir. İşlediği bu günahın cezasını ise ancak ahirette çekecektir. Bu sebeble böyle bir yemin yapan kimsenin, yeminine karşılık keffaret vermesi, onun günahını ortadan kaldırmaz.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor.

“Muhakkak ki, Allah’a verdikleri ahitlerini ve yeminlerini az bir ücret karşılığında satanların kıyamet gününde hiç bir nasibleri yoktur. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar  için acıklı bir azab vardır.”  (Ali İmran: 77)                                             

Allah (c.c) bu ayette, yalan yere yemin edenin cezasını zikretmiştir. Ayette keffaret zikredilmemiştir.

Alkame (r.a), Abdullah b. Mes’ud (r.a)’un şöyle dediğini rivayet etti:

“Keffareti olan iki yemin ve keffareti olmayan iki yemin olmak üzere yeminler dört tanedir. Keffareti olan iki yemin, bir kişinin: “Bu işi vAllahi yapmayacağım” diye yemin ettiği halde o işi yapması veya “bu işi vAllahi yapacağım” diye yemin ettiği halde o işi yapmamasıdır. Bu iki yeminin keffareti vardır. Keffareti olmayan iki yemin ise, bir kimsenin bir işi yaptığı halde “vAllahi yapmadım” diye yemin etmesi veya bir işi yapmadığı halde “vAllahi yaptım” diye yemin etmesidir. Bu iki yeminin keffareti yoktur.” (Dare Kutni)                                                             

Abdullah b. Amr b. As (r.a) şöyle rivayet etti:

“Bir arabi Rasulullah (s.a.s)’a:

“Büyük günahlar nedir?” diye sordu. Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi:

“Allah (c.c)’a ortak koşmaktır.” Arabi:

“Sonra hangisidir?” dedi. Rasulullah (s.a.s):

“Anne ve babaya eziyet etmektir”
diye cevab verdi. Arabi:

“Sonra hangisidir?” dedi. Rasulullah (s.a.s):

“Gamus (batırıcı) yeminidir”
dedi. Arabi:

“Gamus yemini nedir ya RasulAllah?” diye sorunca Ra-sulullah (s.a.s) şöyle cevab verdi:

“Bir müslümanın malını almak için yalan yere yemin etmektir.”
(Buhari)                                                 

Ebu Umame (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştirtir.:

“Yalan yere yemin ederek bir müsülmanın malını alan kimse için Allah (c.c) cehennemi hazırlamış ve cenneti ona haram kılmıştır.”
Bir adam Rasulullah (s.a.s)’a dediki:

“Çok az olsa bile mi ya RasulAllah!”
Rasulullah (s.a.s):

“Bir misvak kadar olsa bile”
diye cevab verdi. (Müslim)

Ebi Malik (r.a) dedi ki:

“Yeminler; keffareti olan yemin, keffareti olmayan yemin ve sahibinin sorumlu olmadığı yemin olmak üzere üç çeşittir.

Keffareti olan yemin; bir kişinin bir şeyi yapmamak için yemin etmesi, sonra da o işi yapmasıdır. Bu yemin için keffaret gerekir.

Keffareti olmayan yemin; bir kimsenin yalan yere yemin etmesidir. Bu yeminin keffareti yoktur.

Sahibinin sorumlu olmadığı yemin ise; bir kimsenin zannettiği gibi olmadığı halde öyle zannettiği için yemin etmesidir. Bu kişinin yemininin keffareti yoktur. Çünkü bu, lağv yeminidir.”  (Taberi)                                               

İmam Şafii’ye göre; gamus olan yeminin keffareti vardır ve bir kimse yaptığı böyle bir yemin sebebiyle günah işlediği için yeminin keffareti ondan kalkmaz.

Gamus yemini konusunda cumhurun görüşü daha kuvvetlidir. Çünkü gamus olan yemin, büyük günahlardandır ve keffareti yoktur.

C) - Birisinin Adına Yemin Etmek:

Birisinin adına yapılan yemin iki çeşittir: Bunlar:

1 - Meşru Olan Yemin:
Allah (c.c)’ın isimlerini ve sıfatlarını kullanarak Allah (c.c) adına yemin etmektir. Bu şekilde yemin etmek, bütün alimlere göre meşrudur.

Zira yemin; adıyla yemin edilen varlığın büyüklüğüne dayanarak, yapılan bir fiilin ya da söylenen bir sözün doğruluğunu desteklemek için kullanılan terimdir.

Allah (c.c)’ın hakkı, azameti, kudreti ve ilmi adına söylenen sözün yemin olup olmadığı konusunda alimler ihtilaf etmiştir.

İmam Malik’e göre böyle söylemek yemindir. Böyle yeminleri bozmak keffareti gerektirir.

İmam Şafii’ye göre; Allah (c.c)’ın hakkı, azameti, kudreti adına söylenen sözleri yemin niyetiyle kullanan kimse, yemin  etmiş olur ve ona keffaret gerekir. Fakat yemin niyetiyle kullanmayan kimse, yemin etmiş sayılmaz.

Hanefilere göre; Allah (c.c)’ın azameti, izzeti, celali, kibriyası, emaneti adına yemin eden ve yeminini bozan kimse için keffaret gerekir.

Dört mezhebe göre; Kur’an’a yemin eden bir kimse, bu yemini bozarsa ona keffaret gerekir.

2 - Küçük Şirk Olan Yemin:
Bu yemin; melekler, Ka’be, babalar, ekmek ve bunlar gibi yaratılmışlar adına yemin etmektir. Bu yemin, küçük şirk olan yemindir ve keffareti yoktur.

Rasulullah (s.a.s), Ömer (r.a)’in babasının adına bir topluluk içinde yemin ettiğini duyunca hemen onu çağırarak ona şöyle dedi:

“Biliniz ki! Allah (c.c) babanız adına yemin etmeyi yasaklamıştır. Kim yemin etmek isterse sadece Allah (c.c) adına yemin etsin veya sussun.”
(Buhari, Müslim)

Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Kim lat adına yemin ederse La ilahe illAllah’ı söylesin.”
  (Müslim)                       

Bir başka rivayette Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Kim Allah (c.c)’tan başkasına yemin ederse küfür işlemiştir veya şirk koşmuştur.” (Tirmizi rivayet etti ve hasen dedi. Hakim rivayet etti ve sahih dedi)

D) - Hak-Hukuk Meselesinde Yaptırılan Yemindeki

Niyet:
Dört mezhebe göre hak-hukuk meselesinde yaptırılan yemin, yemin ettirenin niyetine göredir.
Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Yemin, yemin ettirenin niyetine göredir.” (Müslim, İbni Mace)

E) - Önceki Şeriatlerde Yeminin Hükmü:

Rasulullah (s.a.s)’dan önceki nebilere verilen şeriatlerde bir kimsenin yaptığı yemin sebebiyle yemininden dönmesi ve keffaret vermesi söz konusu değildi. Yemin eden kimse, mutlak olarak yeminini yerine getirmekle yükümlüydü. Buna göre; şayet bir kimse helal olan bir yemeği yememek için yemin etmişse o yemek, o kişiye ölünceye kadar ha-ram olurdu. Bu durumda yemininden dönmesi ve keffaret vermesi diye bir şey söz konusu değildi. Aynı şekilde bir kimse kendisine farz olmayan bir şeyi kendisine farz kılarsa o şey, onun için ölünceye kadar farz olurdu ve ye-mininden kesinlikle dönemezdi. Çünkü önceki şeriatlerde keffaret yoktu. Tıpkı İsrail oğullarının şeriatinde olduğu gibi...

Allah (c.c) bu konuda şöyle buyuruyor:

“Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendisine haram kıldığı şeyler dışındaki bütün yiyecekler İsrail oğullarına helal idi...” (Ali İmran: 93)                                     

Eyyüb (a.s)’ün şeriatinde de yapılan yeminden dönmek için keffaret vermek yoktu. Zira o, hanımını döveceğine yemin etmiş, yemininden dönemeyeceği için bu konuda nasıl davranması gerektiğini Allah (c.c) ona öğretmişti. Böylece o, Allah (c.c)’ın kendisine öğrettiği gibi yaparak yeminini yerine getirmişti.

Bu konuda Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve yeminini bozma.” (Sad: 44)                                                         

Şayet Eyyüb (a.s)’ün şeriatinde yeminin keffareti olsaydı, böyle yapmakla emredilmezdi. Çünkü böyle bir durumda keffaret vermek, onun için daha kolay olurdu.

Allah (c.c), Muhammed (a.s)’in ümmeti için bu hükmü hafifletmiş ve böyle yeminler için keffaret hükmünü tayin etmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey nebi! Eşlerinin rızasını isteyerek, Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Şüphesiz ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir. Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz (meşru) kıldı.”  (Tahrim: 12)
[/color]
İşte bu sebebledir ki İslam şeriatinde, helal olan bir şeyi yeminle kendi nefsine haram kılan bir kimseye o şey, haram olmaz. Çünkü böyle bir yemin eden kimse için, yeminini bozarak keffaretini vermek vardır.

Aynı şekilde bir kimse kendisine farz olmadığı halde, yeminle bir şeyi kendine farz kılarsa, o şey onun için farz olmaz. Zira yeminini bozup keffaretini vererek bu sorumluluktan kurtulur. 

Yeminleri Korumak:

“Yeminlerinizi koruyun.”

Allah (c.c) mü’minlere yeminlerini korumalarını, gereksiz yere ve rastgele yemin etmemelerini emretmektedir.

Ayete geçen “yeminlerinizi koruyun”dan kasıt;

Bazı alimlere göre; yeminlerinizi yerine getirin ve boz-mayın, demektir.

Kurtubi ve başka alimlere göre ise; eğer yeminlerinizi bozmak istiyorsanız, keffaretini yerine getirerek yeminlerinizi muhafaza edin, demektir.

İbni Cerir Taberi de böyle söylemiştir.

Allah (c.c)’a Şükredenlerden Olmak:

“Allah, belki şükredersiniz diye ayetlerini size böyle açıklıyor.”

Allah (c.c), bu ayette mü’minlere hitabını şöyle bitiriyor:

“Allah, uymanız ve hayatınızı kendisine göre düzenlemeniz gereken hükümleri size apaçık bir şekilde bildirmiştir. Bu sebeple Allah’a şükredin ve O’nun bütün hükümlerine sımsıkı sarılın. O’nun hükümlerine mutlaka uyun. Çünkü bu hükümler sizin hem dünya hem de ahiret mutluluğunuz için konmuştur. Allah’ın, sizin mutluluğunuz için belirlediği bu hükümleri bırakarak sakın başka hükümleri uygulamayın. Şayet hayatınızda başka hükümler uygulamaya kalkışırsanız, asla Allah’a şükredenlerden olamazsınız.”

Allah (c.c) bu ayette belirttiği üzere, kullarının hayatını düzenleyici ve bütün hayırları ihtiva eden hükümler indirmiştir. Kullara düşen görev; Allah’ın bu hükümleri karşısında O’na hakkıyla şükretmektir. İşte bu sebeple, şükürlerinin gereği olarak bu hükümlere sımsıkı bağlanmaları, o hükümleri hayatlarında uygulamaları, o hükümlerden başka hükümlere kesinlikle yönelmemeleri gerekir. Şayet Allah (c.c)’ın hükümlerinden başka hükümlere yönelirlerse, Allah (c.c)’a gereği gibi şükretmiş olmazlar. Bilakis, Allah (c.c)’ın kendilerine azab edeceği kimselerden olurlar. Çünkü Allah (c.c)’ın mükemmel hükümlerini bir kenara bırakarak bunlara zıd ve beşer aklının ürünü olan hükümleri uygulayan kimseler, ister idare edilen isterse idare eden konumunda olsunlar, Allah (c.c)’ı inkar etmiş ve kafir olmuş, böylece ebedi azabı hak etmiş olurlar.

Buna göre herhangi bir kimse çıkar; “yeminin keffareti on miskin değil, on bir miskin yedirmek veya giydirmek ya da dokuz miskin yedirmek veya giydirmek ya da dört gün oruç tutmak veya bir gün oruç tutmaktır” derse, bu kimse Allah (c.c)’ın hükmünü değiştirmiş ve yeni bir hüküm koymuş, dolayısıyla Allah (c.c)’a ait olan “hüküm koyma yetkisini” kendinde gördüğü için ilahlık taslamış ve kafir olmuş olur. Tıpkı zamanımızda Allah (c.c)’ın şeriatine zıd hükümler koyan yöneticilerin yaptıkları gibi...
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google