Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Kafirlerin Kafalarınca Kendilerine Haram Kıldıkları Hayvanlar  (Okunma sayısı 378 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 443
بســـم الله الرحمن الرحيم

مَا جَعَلَ اللّهُ مِن بَحِيرَةٍ وَلاَ سَآئِبَةٍ وَلاَ وَصِيلَةٍ وَلاَ حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ
           

Maide 103 - Allah, ‘bahira, saibe, vasile ve ham’ diye birşey (meşru) kılmamıştır. Fakat kafirler, Allah’a yalan iftira atmaktadırlar. Onların çoğu akletmez.
   
     
  Allah (c.c) bu ayette cahiliye ehlinin en önemli sapıklıklarından bir tanesini haber vermektedir. Onlar teşri (kanun koyma) hakkının kendilerinde olduğunu iddia ederek, Allah (c.c)’ın izni olmadan bazı şeyleri kendilerine haram kılmışlardı. Allah (c.c) bu ayette böyle şeyler yapmanın apaçık sapıklık ve Allah (c.c)’a atılmış bir iftira olduğunu bildirmektedir.

“Allah, ‘bahira, saibe, vasile ve ham’ diye birşey (meşru) kılmamıştır.”

Ayette geçen; “bahira, saibe, vasile ve ham” hakkında değişik görüşler zikredilmiştir. Bu görüşlere göre;

Bahira: Kulağına çentik atılan hayvan demektir. Araplar, deve veya koyun beş defa dişi doğurduğu zaman onun kulağına bir çentik atarlar ve artık bunun putlarına ait olduğunu söylerlerdi. Bundan sonra bu hayvanlara ne biner ne de kadınlar onun etinden veya sütünden istifade ederlerdi. Böylece o hayvanların eti ve sütü kadınlara haram olurdu. Şayet o hayvan, dört dişi doğurduktan sonra beşincisini erkek doğurursa, onu keserek kadın ve erkek herkes etinden yerdi.

Bahire hakkında başka manalar da zikredilmiştir.

Saibe: Cahiliye ehlinden birisi hastalığından şifa bulduğu veya bir yolculuktan evine döndüğü zaman putlara bir deve bağışlar ve putların bakıcılarına verirdi. İşte bu deveye “saibe” ismini verirlerdi. Artık bu deve serbest bırakılır, üzerinde hiçbirşey taşıttırılmaz, yünü alınmaz, sütü ise sadece misafirlere verilirdi.

İbni Şihab şöyle dedi:

“Said b. Museyyeb’in şöyle dediğini duydum:

“Bahira, sütü sadece tagutlara verilen, insanlara verilmeyendir. Saibe ise; ilahlar için terkedilmiş ve hiçbirşey için kullanılmayandır.”  (Müslim)                                         

Vasile: Kardeşinden dolayı hamile olan deve veya koyun, eğer ilk doğumunda dişi doğurursa onu sahibi alırdı. Eğer erkek doğurursa putlarına verirlerdi. Eğer hem erkek hem dişi doğurursa erkeği ilahlarına verir ve kesmezlerdi.

Vasile’ye başka manalar da verilmiştir.

Ham: Erkek deveden on kez döl alındığında; “artık onun sırtı ısındı” derler ve onu putlarına terkederek bir daha ondan istifade etmezlerdi.

Said b. Museyyeb şöyle dedi:

“Vasile, arka arkaya iki dişi deve doğuran devedir. Bu deve tagutlara bırakılır, hiç kullanılmaz. Ham ise; çok cima yapan erkek devedir. İşi bitince tagutlara bırakılır ve hiçbirşey için kullanılmaz. Yük taşıttırılmaz ve ona “ham” ismi verilir.” (Buhari)

“Fakat kafirler, Allah’a yalan iftira atmaktadırlar.”

Allah (c.c) bu ayette şöyle buyuruyor:

“Biliniz ki, cahili arapların uydurduğu bahira, vasile, saibe, ham gibi şeyler hakkında Allah hiçbir şey bildirmemiştir. Onların dediği gibi birşey yoktur. Bunların hepsi cahili arapların kıt akıllarıyla Allah’a iftira atarak uydurdukları şeylerdir. Onlar, uydurdukları bu hükümlerin Allah’tan olduğunu iddia ediyorlar. Fakat bu kesinlikle yalandır.”


Araplara Putperestliği İlk Getiren Kimse:

Araplara ilk putperestliği getiren, bununla ilgili bir takım ibadetler icad eden, haram ve helaller belirleyen kişi, Amr b. Luhay el Huzai’dir. Bu adam, İslam dışı değişik inançlar uydurarak daha önce İbrahim (a.s)’in tevhid dini üzere olan arapları saptırmıştır. Bahira, saibe, vasile, ham gibi şeyleri ve bunlar hakkındaki hükümleri uyduran da bu kimsedir.

Aişe (r.a), Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Cehennem ehlini, birbirini parçalarken gördüm. Amr b. Luhay’ı da onun içinde bağırsaklarını yerde sürüklüyor olarak gördüm. O, saibeyi ilk uyduran kimsedir.”  (Buhari)

Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir:

“Rasulullah (s.a.s)’ın, Eksem b. Elcevn’e şöyle dediğini duydum:

“Ey Eksem! Amr b. Luhay b. Tam’ate b. Hınzif’i ateşte bağırsaklarını sürükleyerek gördüm. Ona sen-den daha çok benzeyen bir adam görmedim.” Bunun üzerine Eksem:

“Ey Allah’ın rasulü! Ona benzemem sebebiyle bana bir zarar gelmesinden çekiniyorum.” dedi.  Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“Hayır, bundan dolayı sana bir zarar gelmez. Çünkü sen mü’minsin, o ise kafirdir. O, İsmail’in dinini ilk değiştirendir. Bahira, Saibe, Vasile, Hamı ortaya çıkaran ilk kişidir.”
(Taberi)


Haram ve Helalların Tayini Allah (c.c)’a Aittir:

Neyin haram neyin helal olduğunu belirleme yetkisi, sadece Allah (c.c)’a aittir. Bu sebeble her kim bu yetkiyi kendisinde görür veya bir başkasına verirse, Allah (c.c)’a eş koşmuş ve kafir olmuş olur. Her kim uydurduğu şeyin Allah (c.c)’tan olduğunu iddia ederse, Allah (c.c)’a büyük bir iftira atmış olur. Şayet Allah (c.c)’ın izni dışında, teşri hakkının kendisinde olduğunu iddia ederse ilahlık taslamış olur.

Allah (c.c)’ın izni dışında, teşri hakkına (haram ve helal hükümlerini koyma yetkisine) sahip olduğunu iddia eden sahte ilahlar, her yer ve zamanda, ta kıyamete kadar ortaya çıkacaktır. Tevhid üzere olan ve bu hal üzere kalmak isteyen kişi, kesinlikle bu tür sahte ilahları reddetmek zorundadır. Çünkü, hüküm koyma, birşeye “haram” veya “helal”, “iyi” veya “kötü” deme, suçlar için ceza, iyi ameller için mükafaat belirleme, suçların ve mükafaatların türünü ve miktarını tayin etme yetkisi, evet bütün bunlar, sadece bu kainatı yaratan Allah (c.c)’a aittir.

Her kim bu konularda çok ufak dahi olsa hak sahibi olduğunu iddia ederse ilahlık iddiasında bulunmuş olur. Bu kimsenin Firavn’un  dediği gibi: “Ben size benden başka bir ilah tanımıyorum” şeklinde açıkça ilah olduğunu söylemesi gerekmez.

Cahiliye ehli olan arap müşrikleri, kendi kafalarına göre bahire, saibe, vasile, ham gibi şeyler uydurdular. Fakat bununla da yetinmeyerek, insanların bu konularda kendile-rine tabi olmaları için, bunun Allah (c.c)’tan gelen bir emir olduğunu iddia edip Allah (c.c)’a iftira attılar. İşte bu sebeple Allah (c.c) onları  tekfir etmiştir.

Bu sebeble her kim onlar gibi, Allah (c.c)’ın haram kılmadığı herhangi bir meselede bir şeyi haram kılar veya bununla birlikte bu amelini Allah (c.c)’a nisbet ederse işte o kimse de aynen onlar gibi iftiracı ve kafir olmuş olur.

Geçmişte yaşamış böyle insanları zamanımızda da görmek mümkündür. Zamanımızda da Allah (c.c)’ın teşri konusunda kendisine yetki vermediği kişi veya kişiler, teşri hakkının kendilerinde olduğunu iddia edebilmektedir. Üstelik kendilerine, “müslüman” veya “İslam mücahidi” gibi isim ve sıfatlar vererek... Maalesef cahil insanlar da bu kimselere, aynı vasıfları vererek peşlerinden gitmektedir. Oysa bunlar, zamanımızın ilahlar topluğu olan demokratik sistemlerin parlemontolarında yer alan ve reddedilmeleri gereken birer taguttur.

Günümüzün parlemontolarında yer alanlar, her ne niyetle girerlerse girsinler, neticede Allah (c.c)’ın hak, sıfat ve yetkilerini kendilerinde gördükleri ve görecekleri için tagut ve kafir olmuşlardır. Bunları seçenler, bunlara rıza gösterenler ve bunların peşlerinden gidenler de aynı şekilde onlar gibi kafir olmuşlardır. Onları seçen, destekleyen ve peşlerinden gidenlerin kafir olmalarının sebebi; sadece Allah (c.c)’ın hakkı olan mutlak teşri (helal ve haram koyma) yetkisini sahte ilahlara vermeleridir.

Teşri koyma, hüküm verme yetkisini, Allah (c.c)’tan başkasına verdiği halde hala tevhid üzere olduğunu iddia eden kimsenin misali tıpkı, putlara secde ettiği halde İbrahim (a.s)’in dinine bağlı olduğunu iddia eden kimsenin misali gibidir. Ya da taguta muhakeme olmayı istediği halde geçmiş nebilere inen kitaplara ve Muhammed (a.s)’e inen Kur’an’a inandığını iddia eden kimsenin misali gibidir. Şeytan bunları, derin bir sapıklığa saptırmak ister, fakat farkında değildirler.


Akletmeyen Kimseler:

“Onların çoğu akletmezler.”

İnsan aklını kullansa ve selim fıtratına göre hareket etseydi ne Allah (c.c)’a şirk koşar ne iftira atar ne de Teşri (hüküm verme) hakkını Allah (c.c)’tan başkalarına verirdi. Kainatı yaratanın, yaratma işinde tek olduğunu bildiği gibi hüküm verme işinde de tek olduğunu bilirdi.

Allah (c.c) bu konu hakkında, bir başka ayette şöyle buyuruyor:

“Yaratma da emir de yalnız O’nun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.”  (A’raf: 54)                     

Fakat aklını kullanmayan, nefsine uyan, körü körüne babalarını, dedelerini, abi, hoca, şeyh ve sözde alimlerini taklid eden, bir takım dünya menfaatlerini elde etmek isteyen kimseler elbette selim akla ve sahih fıtrata zıd hareket eder, Allah (c.c)’a her türlü şirki koşarlar. Fakat, aklını gereği gibi kullanan bir kimse asla Allah (c.c)’a şirk koşmaz. Allah (c.c)’ın hükümlerine zıt olduğunda, kimden gelirse gelsin her hükmü reddeder. Her zaman Allah’ın hükümlerine bağlanır, hakka bağlananların sayıları az olsa bile, hep hakka tabi olanlarla beraber olurlar.

Allah (c.c) bu ayette bir çoğunluktan bahsediyor ve bu çoğunluğun akletmeyen kimseler olduğunu haber veriyor. Fakat bu akletmeyen çoğunluğun içinde, elbette onlarla birlikte yaşamalarına rağmen akledenler de vardı. Bunlar, arap müşriklerinin uyguladıkları bahira, saibe, vasile, hamın Allah (c.c)’ın koyduğu bir şeriat olmadığını, böyle yapanların Allah (c.c)’a iftira etmiş olduklarını biliyorlardı. Zeyd b. Amr b. Nufeyl gibi...

Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle demiştir:

“Rasulullah (s.a.s) rasul olmadan önce, Zeyd b Amr b. Nufeyl’i Beldeh’in altında gördü. Bu sırada Rasulullah (s.a.s)’a bir et takdim edildi. Rasulullah (s.a.s), o etten yemek istemedi. Sonra Zeyd şöyle dedi:

“Ben sizin putlarınız için kestiğinizi yemiyorum. Ancak üstüne Allah (c.c)’ın adı zikredilerek kesilenleri yiyorum.” Zeyd b. Amr, Kureyş’in hayvanlara yaptıklarını kınamakta ve onlara şöyle demekteydi:

“Allah (c.c), koyunu yarattı. Onun için gökten su indirdi ve yerden bitki bitirdi. Buna rağmen sizler, O’nun isminden başka isimlerle onu kesiyorsunuz.” Bu sözü onları kınayarak ve yaptıklarını çirkin görerek söylüyordu.” (Buhari)
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google