Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Şahitliği Hakkıyla Yerine Getirmek  (Okunma sayısı 61 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 417
Şahitliği Hakkıyla Yerine Getirmek
« : 11 Ocak 2019, 22:48:25 »
بســـم الله الرحمن الرحيم

ذَلِكَ أَدْنَى أَن يَأْتُواْ بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُواْ أَن تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللّهَ وَاسْمَعُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

           

Maide 108 - İşte bu, şahidliği gereği gibi yerine getirmelerini veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarını daha iyi sağlar. Allah’tan korkun ve dinleyin. Şüphesiz ki Allah, fasık kimseleri doğru yola iletmez.
   
     
  Allah (c.c) bu ayette  şahitlik ve yeminle ilgili hükümleri bildirmesinin sebeblerini açıklıyor.

“İşte bu, şahidliği gereği gibi yerine getirmelerini veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarını daha iyi sağlar.”

Bu ayette bildirildiği üzere, şahitlik ve yemin yapılma-sının bu şekilde gerekli görülmesi; şehadet ve yeminin olaya ve pratiğe uygun olmasıdır. Daha açıkçası bu konuyla ilgili olarak ayetlerde bildirilen hükümler, şahitlik yapanları gerçeğe uygun bir şekilde şahitlik yapmaya sevkeder. Çünkü Allah (c.c)’ın azabından korktukları için şahitliği değiştirmeye cesaret edemez ve onu gizlemeyemezler. Namazdan sonra şehadet yapmalarının istenmesinin sebebi de zaten, Allah (c.c)’ın azabından korkmayı daha da fazlalaştırmak içindir. Bu sebeble şahitler, yapacakları yeminleri varislerin reddetmelerinden endişe ederek yalan söylemeye cesaret edemezler. Zira, yalan söyledikleri ortaya çıktığında toplumda yalancı olarak tanınacaklarını bu sebeble müslümanlar tarafından sözlerine  bir daha itibar edilmeyeceğini ve kendilerine güvenilmeyeceğini bilirler. Böylece, hem Allah (c.c)’ın azabından korktukları hem de insanlar arasında yalancı olarak tanınmaktan endişe ettikleri için yalan söylemeye teşebbüs etmezler. Dolayısıyla bu faktörler, onları doğru söylemeye sevkeder.

“Allah’tan korkun.”

Allah (c.c), vasiyetle ilgili hükümleri bildirdikten sonra bu ayette, vasiyet konusundaki şahitliğin tam olarak yerine getirilmesi için şahitlere Allah (c.c) korkusunu hatırlatarak şöyle buyuruyor:

“Ey şahitler! Allah’ın yalancılara ne ceza vereceğini hatırlayarak Allah’tan korkun, doğruyu söyleyerek ve doğru yeminler yaparak hakkı ikame edin. Sakın yalan yere yemin ederek başkalarının mallarını haksız yere yemeyin! Emanetlere asla ihanet etmeyin! Şunu iyi biliniz ki Allah, bütün yaptıklarınızı gizlisi ve açığıyla görmektedir ve yaptıklarınızın karşılığını sizlere verecektir.”

“ve dinleyin. Şüphesiz ki Allah fasık kimseleri doğru yola iletmez.”

Allah (c.c) şahitlik yapanlara hitabına devam ederek şöyle buyuruyor:

 “Allah’ın hükümlerini kavramak için iyice dinleyin. O hükümlere göre hareket edin. Başka hükümleri asla uygulamayın! Böyle yapmazsanız, fasıklardan ve Allah (c.c)’ın azabını hakedenlerden olursunuz. Yine şunu iyi biliniz ki; her kim, Allah (c.c)’ın emri kendisine geldikten sonra o emre itaat etmez, bilakis muhalefet ederek başka emir ve hükümlere itaat ederse işte o, şeytana itaat etmiş olur. Allah, şeytana itaat edenleri asla doğru yola iletmez.”

Ayetlerle İlgili Fıkhi Hükümler:

1 -
Müfessirlerin çoğu, bu ayetin (Maide: 108 ayetinin) mensuh olmayıp muhkem olduğunu söylemişlerdir.

İmam Taberi’ye göre; bu ayet, mensuhtur. Çünkü gerek Rasulullah (s.a.s) zamanında ve  gerekse ondan sonraki zamanlarda hak sahibi şöyle belirlenirdi:

İddia eden (davacı) delil getirir, delil getiremezse, karşı tarafa (davalıya) yemin ettirilir.

Bir kimse, elindeki malın kendisine ait olduğunu ve bu malı hak iddia eden diğer kimseden satın aldığını iddia ederse o kişinin yeminiyle birlikte sözüne itibar edilir. Tabi ki eğer kendisinin olduğunu iddia ettiği malın ona ait olduğuna dair isbatı yoksa böyle yapar.” (Taberi tefsiri)

İmam Taberi; bu ayetin hükmü söylemiş olduğu bu söze zıt olduğundan dolayı bu ayet için mensuh demiştir.

Bu ayetin mensuh olmadığını söyleyen alimler, buna şöyle cevap vermişlerdir:

“Evet, iddia edenin delil getirmesi, inkar edenin ise yemin etmesi gerekir. Fakat ayette bahsedilen konu, bir başka konudur. Burada şehadet edenlerin yalancılığına dair bir delil belirdiği için iddia eden kimseye de yemin hakkı doğmuştur ve bu, usule daha uygundur. Çünkü şahitlerin ihaneti belirince, iddia eden kişinin yemin etmesi meseleyi daha kuvvetli hale getirir.

2 - Alimler bu üç ayetten şu hükümleri çıkartmışlardır:

a) - Yolculukta olsun, ikamet halinde olsun müslümanların ölüm vasiyeti yapması efdaldir.

b) - Ölüm vasiyeti yaparken adaletli iki müslüman şahit tutulmalıdır.

c) - Müslüman iki şahit bulunamadığı zaman, müslüman olmayan iki şahid tutulur.

Kafirin, müslümanlar aleyhine şahitliğinin caiz olup olmadığı konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir.

Alimlerin çoğuna göre; kafirin şehadeti geçersizdir. Çünkü;

“Ya da yeryüzünde yolculuğa çıkmışken size ölüm musibeti isabet ederse, sizden olmayan başka iki kimse (tutmak)dir.”  (Maide: 106)                                                     

Bu ayet aşağıdaki ayetlerle mensuh olmuştur:

“Erkeklerinizden iki de şahid bulundurun…” (Bakara: 282)

“İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun.” (Talak: 2)

Ebu Hanife’ye göre;
kafirlerin birbirlerinin aleyhindeki şahitlikleri kabul edilir.  Fakat müslümanlar aleyhindeki şahitlikleri kabul edilmez.

Birbirleri aleyhindeki şahitliğin caiz ve kabul edilebilir olduğuna dair delilleri şudur:

“Kitab ehlinden öyleleri vardır ki; tonlarca mal emenet etsen onu sana (aynen) geri iade ederler.” (Ali İmran: 75)

Bu ayet gösteriyor ki, kitab ehli arasında emin ve çok güvenilir bazı kimseler olabilir. Onların bu özelliği, kendilerini hem akrabalarına hem de dinlerine karşı daha emin kılar. Bu sebeble birbirleri aleyhindeki şahitlikleri kabul edilir. Ayrıca Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:

“Küfredenler de birbirlerinin velileleridir.” (Enfal: 73)

Bu ayette Allah (c.c), kafirlerin birbirlerinin dostu olduklarını bildirmiştir. Dostluk ise şehadetin en üstün mertebesidir. Yani dostluk, şehadeti hakkıyla ve tam olarak yerine getirmeyi gerektirir.

Cabir b. Abdillah (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir:

“Yahudiler zina yapan bir erkek ile bir kadını Rasulullah (s.a.s)’ın yanına getirdiler. Rasulullah (s.a.s) onlara:

“Sizden dört şahit getirin”
buyurdu.

Ayrıca zimmet ehli, aralarında ticaretle uğraşır ve birbirlerine karşı suçlar işlerlerdi. Aralarında şahitlik yapan kimse de yine onlardan olurdu. Müslüman kadılara başvur-duklarında kendilerinden olan şahitlerin şehadetine göre hüküm verilmeseydi, hakları kaybolur böylece zulüm ve fesad meydana gelirdi. Bu sebeble, onların birbirlerine karşı şehadetinin kabul edilmesine ihtiyaç vardır.

Bu konuda İmam Ebu Hanife’nin görüşü pratiğe daha uygundur.

İmam Ahmed’e göre;
yolculuk esnasında müslüman şahit bulamayan bir kimsenin, zaruret sebebiyle kafir kimseleri şahit tutması caizdir. Çünkü Allah (c.c) ayette şöyle buyuruyor:

“Ya da yeryüzünde yolculuğa çıkmışken size ölüm musibeti isabet ederse, sizden olmayan başka iki kimse (tutmak)dir.” (Maide: 106)                                                       

İmam İbni Teymiye’ye göre; kafirin şehadeti, zaruret sebebiyle hem yolculukta hem de ikamet halinde kabul edilir.

Cumhura göre;
ister müslümanlara karşı isterse birbirlerine karşı olsun, kafirin şehadeti geçerli değildir.

Delilleri:

“Erkeklerinizden iki de şahid bulundurun…” (Bakara: 282)

“İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun.” (Talak: 2)


Bütün alimlere göre; fasıkların şehadeti geçersizdir.

3 - Aslolan müslüman şahitlerin şehadetini yeminsiz kabul etmektir. Fakat şüphe durumunda yemine çağrılırlar.

Bu ayete (Maide: 107’ye) göre; iddia edenlerin iddia ettikleri hakkı almak için yemin etmeleri yeterlidir. Fakat bu hüküm, şeriatin hükümlerine muhaliftir. Çünkü şeriate göre iddia eden kişinin delil göstermesi, inkar edenin ise yemin etmesi gerekir. Bunun için bazı alimler; “bu ayet mensuhtur”, demiştir.

Bu ayetin mensuh olmadığını söyleyen alimler, buna şöyle cevap vermişlerdir:

“Evet, iddia edenin delil getirmesi, inkar edenin ise yemin etmesi gerekir. Fakat ayette bahsedilen konu, bir başka konudur. Burada şehadet edenlerin yalancılığına dair bir delil belirdiği için iddia eden kimseye de yemin hakkı doğmuştur ve bu, usule daha uygundur. Çünkü şahitlerin ihaneti belirince, iddia eden kişinin yemin etmesi meseleyi daha kuvvetli hale getirir.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google