Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Kıyamet Gününde Ümmetleri Hakkında Rasullere Sorulması  (Okunma sayısı 51 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 417
  بســـم الله الرحمن الرحيم

يَوْمَ يَجْمَعُ اللّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُواْ لاَ عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ
           

Maide 109 - Allah, rasulleri toplayıp onlara: “Size ne cevap verildi?” dediği gün (kıyamet günü) onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yok; muhakkak ki gaybleri en iyi bilen sensin” diyeceklerdir.
   
     
  Allah (c.c) daha önceki ayetlerde, Allah (c.c)’tan korkulmasını emretmiş ve insanları vasiyeti gizlemekten sakındırmıştı. Bu ayette ise kıyamet gününün hesabından korkutmaktadır.

“Allah, rasulleri toplayıp…”

Allah (c.c) bu ayette şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Allah’ın, göndermiş olduğu nebi ve rasulleri toplayıp onlara sizler hakkında soracağı kıyamet gününü asla unutmayın. O gün mutlaka gelecek ve yaptığınız, yapmadığınız her şeyden hesaba çekileceksiniz. Bu sebeble Allah’tan, korkulması gerektiği gibi korkun.”

“onlara: “Size ne cevap verildi?” dediği gün (kıyamet günü)…”

Allah (c.c) bu ayette, rasulleri topladığı kıyamet gününde onlara, ümmetlerinin önünde soracağı sorudan haber vermektedir. Allah (c.c) bu konuda Rasulullah (s.a.s)’a şöyle buyuruyor:

“Ey Allah’ın rasulü! Allah’ın, kıyamet gününde rasulleri toplayacağı günü hatırla! İşte o gün Allah, ümmetleri azarlama ve kınama mahiyetinde onların rasullerine şöyle buyuracaktır:

“Ümmetleriniz, tevhidi ve benim şeriatimi tebliğ ettiğiniz zaman sizin tebliğinize karşılık nasıl tavır takındılar? Onlara tebliğ ettiğiniz şeyleri kabul mu ettiler yoksa karşı mı geldiler, imanları üzerinde sabit mi kaldılar yoksa eski küfürlerine geri dönüp tevhidi bozdular mı?”

Bu ayet Allah (c.c)’ın şu ayetlerine benzemektedir:

“Kendilerine rasul gönderdiğimiz kimselere mutlaka soracağız ve gönderilen rasullere de mutlaka soracağız.” (A’raf: 6)

“Rabbine yemin olsun ki, yapmış olduklarından dolayı onlara mutlaka soracağız.” (Hicr: 92-93)

Allah (c.c)’ın, Rasullere Sormasının Hikmeti:


Allah (c.c), ne olduğunu ve ne olacağını, gizlisi ve açığıyla elbette rasullerden çok daha iyi bilmektedir. Buna rağmen rasullere, ümmetlerinin yapılan tebliğe ve nasihatlere nasıl cevab verdiğini soracaktır. Bu sebeble burada şöyle bir soru sorulabilir: “Allah (c.c), rasullerinden daha iyi bildiği bir mesele hakkında niye onlara soruyor?”

Bu sorunun cevabı şöyledir:

1 - Rasullere, kendilerinden sonra kavimlerinin nasıl bir duruma düştüğünü, imanı terkederek nasıl küfre girdiğini ve rasullere nasıl iftira attığını bildirmektir..

2 - Rasullerin kafir olan kavimlerinin suçlarını, herkesin önünde belli etmek ve böylece cezalarını daha da artırmaktır.

Allah (c.c), cevabını bildiği bu soruyu rasullerine, her-kesin toplandığı kıyamet gününde, rasuller ve ümmetlerin huzurunda soracaktır. Bunda hem rasullerine ümmetlerinin nasıl duruma düştüğünü gösterme hem rasullere iman et-meyenleri azarlama hem onları kınama hem de cezalarını daha çok artırma söz konusudur. Zira buradaki soru, suçlu olan kimselere değil, bilakis işlenen suça şahid olanlara sorulmaktadır. Böylece suçlunun işlediği suç, daha açık ve mazeret bildiremeyecaği bir şekilde açığa çıkar, işlenen amelin ne kadar kötü olduğu daha iyi anlaşılır ve şiddetle reddedilir,  suçlu kişiler de daha çok kınanmayı hakeder. Allah (c.c)’ın şu ayeti buna benzemektedir:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suç sebebiyle öldürüldüğü sorulduğu zaman…”  (Tekvir: 8-9)

“Onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yok; muhakkak ki gaybleri en iyi bilen sensin” diyeceklerdir.”


Allah (c.c), rasullere ümmetleri hakkında soru sorduğu zaman, rasuller edebli bir şekilde şöyle cevab vereceklerdir:

“Senin ilmin karşısında, bizim hiçbir ilmimiz yoktur. Çünkü Senin ilmin herşeyi kapsamıştır. Sen’den hiçbirşey gizli kalmaz. Bizim ilmimiz, senin ilmine nazaran hiçbirşeydir. Çünkü Sen, gaybleri hakkıyla bilensin. Herşeyin batınını ve zahirini çok iyi bilirsin. Biz ise sadece, senin bizlere birer nimet olarak vermiş olduğun birtakım organlar vesilesiyle, şahid olduğumuz zahiri olan şeyleri bilebiliriz. Bu sebeble bizler, insanların batınını ve şahid olmadığımız meseleleri asla bilemeyiz. Onların, bizlerden sonra neler yaptıklarını bilmiyoruz. Fakat Sen, onların bizlerden sonra neler yaptıklarını şüphesiz çok iyi bilmektesin.”

Allah (c.c)’ın, rasullerden sonra ümmetlerinin ne duruma geldiklerini çok iyi bildiğini, Rasulullah (s.a.s)’ın Havz’ıyla ilgili hadis de açıkça ortaya koymaktadır.

Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Ben sizin Havz üzerine ilk erişeniniz ve sizi orada ilk karşılayanınızım. Muhakkak ki orada, sizlerden bir takım adamlar benim yanımdan kaldırılacak sonra benim önümden sürüklenecek (de Havz’dan uzaklaştırılacak)tir. Ben:

“Ya Rabbi! Onlar benim sahabelerimdir” derim. Bana:

“Sen, onların senden sonra (dinde) ne çıkardıklarını bilemezsin” denilecektir.” (Buhari, Müslim)

İlimsizce Fetva Vermek:


Bu ayet, Rasullerin Allah (c.c)’a karşı ne kadar edebli olduklarını apaçık gösteren bir ayettir. Çünkü onlar bilmedikleri bir konu hakkında, velev ki o konuda tahminleri olsa bile, Allah (c.c)’a kesinlikle bir cevab vermeyeceklerdir.

Rasullere bağlı olan alim ve müslümanların ahlakı da işte böyle olmalı ve hakkında bilgi sahibi olmadıkları hiçbir meselede cevab vermemelidirler. Hele bu bilgisizlikleri, Allah (c.c)’ın şeriatiyle ilgili herhangi bir konuda ise o zaman bu hususta daha titiz davranmalı, Allah (c.c)’ın şeriati hakkında bilmeden, aceleci davranarak, delilsizce veya delillere tam vakıf olmadan bir fetva vermemelidirler. Gerçek alimlerin takınacağı tavır işte böyle olmalıdır.

Maalesef zamanımızda öyle alim taslakları vardır ki bunlar, halk ne sorarsa, ister sorunun cevabını deliliyle bilsinler isterse bilmesinler muhakkak cevab verirler. Bu alim taslaklarının sözlüğünde, hakkında bilgi sahibi olmadıkları konularda, “bilmiyorum” demek yoktur. Çünkü cevabını bilmedikleri soruya karşılık “bilmiyorum” dediklerinde, halkın kendileri hakkında “bu alim değildir” diyeceğini sanırlar. Bu sapık düşünceleri sebebiyle Allah (c.c)’tan korkmadan ve Allah (c.c)’a karşı kıyamette nasıl hesab vereceklerini hiç düşünmeden, bilmedikleri konularda hiç tereddüt etmeden cevab verirler.

İnsanlar içerisinde, insanlar için en tehlikeli ve en zararlı olan kimseler, işte bunlardır. Zira insanların çoğu bunlar sebebiyle sapar. İşte böylelerinin azabı, elbette herkesten daha fazladır.

İslam şeriatinin yürürlükten kaldırıldığı ve tagutlara müslüman maskesi giydirildiği şu zamanımızda, böyle alim taslakları çoğalmıştır. Çünkü tagutların böyle alim taslaklarına çok ihtiyacı vardır. Zira bunlar, onların islam rengindeki maskeleridir. Bu sebeble tagut, bu şarlatanları muhafaza eder, onlara bolca mal ve mevki verir. Hatta tagutlar, kendilerinin müslüman olduğu konusunda halkı daha iyi ve güzel kandırabilmeleri, bu yöndeki rollerini daha gerçekçi oynamaları için bu şarlatanlara “alim”, “allame”, “doktor”, “profesör” vs gibi ünvanlar verirler.

O halde gerçek müslümanlara düşen ilk görev; bu gibi alim taslaklarının maskelerini düşürmek, onların layık oldukları seviyeyi halka en güzel şekilde göstermek ve böylece halkı saptıran en büyük etkenleri ortadan kaldırmaktır.

Bunu yapmak için gerekli olan en etkili silah ise ilimdir. Bu sebeble, İslam şeriatiyle alakalı gerçek ilmi yaymak gerekir. Ancak bu ilim yayılırsa, sahte alimlerin gerçek seviyeleri ortaya çıkar, neyin ve kimin yani, İslam’ın mı yoksa şeytanın mı profösörü oldukları daha iyi anlaşılır.

Tagutlar ve sahte alimler, bu silahı çok iyi bildikleri için elbette gerçek ilme karşı savaş açacaklar ve bu gerçek ilmin yayılmasını engellemek için ellerindeki bütün imkanları kullanacaklardır.

Fakat kafirler, istedikleri kadar bu konuda çabalasalar, ve bu konuda en süper güçlerini ortaya koysalar, yine de Allah (c.c)’ın nuru muhakkak tamamlanacaktır. Onların güçleri, Allah (c.c)’ın nurunu asla söndüremeyecek ve sonuç muhakkak muttakilerin lehine olacaktır. Bu, Allah (c.c)’ın mü’minlere bir vaadidir ve Allah (c.c) şüphesiz vaadini yerine getirecektir.

Allah (c.c)’a Müennes Lafızlarla Sıfat Verilmez:

Allah (c.c) bu ayette “Allamu’l Guyub” (gaybleri bi-len) lafzını kullanmıştır.

Buna göre Allah (c.c)’a “El Allem” sıfatı verilebilir. Tıpkı “El Halık” sıfatı gibi.

Fakat Allah (c.c)’a, hiçbir zaman “El Allemetu” sıfatı verilmez. Çünkü “el allemetu” lafzı müennes (dişi) bir lafızdır. Bu sebeble Allah (c.c)’a dişi lafızlarla isim ve de sıfat verilemez.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google