Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Allah'ın Sofrayı İndirmesi  (Okunma sayısı 358 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 443
Allah'ın Sofrayı İndirmesi
« : 16 Aralık 2018, 00:04:04 »
     بســـم الله الرحمن الرحيم

قَالَ اللّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لاَّ أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِّنَ الْعَالَمِينَ

       

Maide 115 - Allah dedi ki: “Muhakkak ki ben, onu size indireceğim. Bundan sonra sizden her kim inkar ederse muhakkak ki ben, alemlerde hiç kimseye azab etmediğim şekilde ona azab edeceğim.
   
     
  Allah (c.c) bu ayette, gökten sofra indirmesi için dua eden İsa (a.s)’ya cevab vermektedir.

“Allah dedi ki: “Muhakkak ki ben, onu size indireceğim.”

 Allah (c.c) bu ayette, gökten sofra indireceğine dair İsa (a.s)’ya söz vermiştir. Allah (c.c)’ın vaadi haktır. O, bir konuda söz vermişse muhakkak sözünü yerine getirir. İsa (a.s)’ya maide indireceğine dair söz vermişti. Bu ise İsa (a.s)’ya sofranın indirilmiş olduğunu gösterir.

Cumhura göre; İsa (a.s)’ya sofra kesinlikle inmiştir.

Mücahid ve Hasen el Basri gibi alimlere göre; Allah (c.c) gökten sofra indirmemiştir.

Bu görüş doğru değildir. Allah (c.c) ayette:

“onu size muhakkak indireceğim”
buyurmuştur. Şüphesiz ki Allah (c.c), bir söz verdiğinde onu muhakkak yerine getirir.

Gökten indirilen yemeklerin neler olduğu konusunda alimler değişik görüşler bildirmişlerdir. Fakat bu gibi konularda en doğru olan, sahih bir delil olmadıkça hiçbirşey bahsetmemektir. Zira indirilen yemeklerin neler olduğu konusunda sahih herhangi bir delil yoktur. Dolayısıyla böyle meseleler hakkında konuşmak, faydasız bir konuşma olur. Burada önemli olan, gökten bir sofranın indiğini ve bu sofrayla birlikte yiyeceklerin indiğini bilmektir. Hangi yiyeceklerin olduğunu bilmek veya bilmemek pratikte ne bir fayda ne de bir zarar verir.

“Bundan sonra sizden her kim inkar ederse muhakkak ki ben, alemlerde hiç kimseye azab etmediğim şekilde ona azab edeceğim.”

Allah (c.c) bu ayette, gökten sofra indirildiğini gördükten sonra küfre giren ve inkarında devam eden kimselere, daha önce hiç kimseye azab etmediği şekilde azab edeceğini bildirmiştir. Çünkü, bu duyularla algılanabilen delil-den sonra Allah (c.c)’ı, rasulünü ve ayetlerini inkar edenler için artık bir mazeret söz konusu olmaz.

Bu ayet, mucizeyi duyu organlarıyla görüp hisseden, buna rağmen yine de inkar eden kimselerin azabının, bu mucizeyi görmeyenlerin azabından daha fazla olacağını göstermektedir.


Ayetlerden Çıkan İncelikler:

1 - Allah (c.c)’ın gökten sofra indirmesi, O’nun kudretini gösteren büyük bir alamettir.

2 - Allah (c.c)’ın, İsa (a.s)’nın duasına icabet etmesi, kullarının duasına icabet edeceğine dair bir delildir.

3 - Gökten sofranın indirilmesi, İsa (a.s)’nın Allah (c.c) tarafından gönderilen bir rasul olduğunun delilidir.

4 - İsa (a.s)’nın Allah (c.c)’tan sofra indirmesini istemesi, İsa (a.s)’nın Allah (c.c)’ın kulu ve rasulü olduğunu, bilakis ilah olmadığını gösteren bir delildir.

Çünkü İsa (a.s) bir ilah olsaydı, Allah (c.c)’tan gökten bir sofra indirmesini istemesine ihtiyacı olmazdı. Allah (c.c)’ın onun duasına icabet etmesi, İsa (a.s)’nın ilah olma-ığını, onun bir beşer, Allah (c.c)’ın kulu ve ihtiyaç sahibi olduğunu gösteren bir delildir. İşte bu delillerin hepsi, hristiyanların İsa (a.s)’nın hakkında söylediklerinin batıl olduğunu apaçık göstermektedir.


Dinin Aslından Olan Konularda Cehalet Mazeret midir?

Zamanımızda bazı kimseler, dinin aslı ile ilgili konularda cehaletin mazeret olduğunu ileri sürerek, bu konu ile alakalı olduğunu zannettikleri ayet ve hadislerden birçok deliller ortaya koymaya çalışmış ve çalışmaktadır. İşte bu zihniyetlerin kendilerine dayanak zannederek hiç düşünmeden ortaya attıkları delillerden birisi de havariler meselesidir. Bunlardan kimisi bilinçli olarak, bir kısmı da körü körüne tabi olarak; la ilahe illAllah, iman ve küfür ile ilgili konularda cehaletin mazeret olduğunu, bu konularda bilgisi olmasa ve hatta küfür amel ve sözler işlese bile, sadece “ben, müslümanım” diyen kimsenin müslüman olduğunu iddia etmiş ve böylece insanların küfür bataklığında kalmalarına rıza göstermiş, aslında kafir olan kimselere, “siz müslümansınız” diyerek onları boş hayallerle avutmuşlardır. İşte bu zihniyetler, bilerek veya bilmeyerek bu haince iddiaları ortaya atarak, hem İslam dinine hem de içinde yaşadıkları toplumun insanlarına  ihanet etmişlerdir.

Bu bölümde, bu tür hainlerin delil olarak ileri sürdüklelri “havarilerle ilgili” iddialarını, bunların sapıklığını ve batıllığını, alimlerin bu konulardaki görüşlerini belirterek, Allah’ın izniyle ortaya koyacağız.

İddia: Havariler, Allah (c.c)’ın kudreti hakkında şüphe etmelerine rağmen, Allah (c.c) onları tekfir etmedi ve onların imanını geçerli saydı.

İhvan cemaatinin ikinci mürşidi olan Hudaybi şöyle dedi:

“Allah tarafından övülen işte bu havariler, cahillikleri sebebi ile İsa (a.s)’ya:

“Rabbin gökten bize sofra indirebilir mi?”
dediler. Bu sözü söylemelerine rağmen Allah onların imanını geçersiz saymadı.”  (Duatun la Kuda s: 100)                               

Cevab: Hudaybi ve onun gibilere, bu konuda cevap olarak şöyle deriz:

“Alimlerden hiç birisi, Allah’ın kudreti ve risaletin doğruluğu hakkında havarilerin şüphe ettiklerini ve buna rağmen mazeretli görüldüklerini söylememiştir.

Bazı alimler, havarilerin şüpheye düştükleri görüşünü tercih etmiş fakat, bundan dolayı onları tekfir etmiş ve mazeretli görmemişlerdir.

Alimlerin çoğu; havarilerin şüpheye düşmedikleri görüşündedir. Çünkü havariler, Allah (c.c)’ın bunu yapabileceğini çok iyi biliyorlardı. Tercih edilen görüş budur. Ali, Aişe, İbn Abbas ve Mücahid bu görüştedirler. Havariler sadece, kendi yakinlerini ve imanlarını artırmak için hissedebilecekleri bir ayet istiyorlardı.” (İmam Begavi’nin tefsiri)

Havarilerin şüphe ettikleri görüşünü tercih eden ve bundan dolayı onları tekfir edip mazeretli kabul etmeyen alimler şöyle demişlerdir:

“Muhakkak ki havariler, Allah’ın kudreti ve nebisinin doğruluğu hakkında şüphe etmişlerdir. Bu olay, onların kalplerindeki iman ve gerçek bilgi yerleşmeden önce vuku bulmuştur.”

Bu alimler olayı, bu manada yorumlamış ve demişlerdir ki:

“O grup (havariler) bu sözleri sebebiyle kafir olmuşlardır. Bu sebeple nebileri, şu sözü ile onların tevbe etmelerini istedi:

“O: “Eğer mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun”  demişti.”

Bu, İmam Taberi’nin tercih ettiği görüştür.

İmam Taberi (r.a) şöyle dedi:

“Sahabelerden ve tabiinden bir grup, ayetteki “istetea” kelimesinin başındaki (ye) harfini (te) yaparak “testetiu” yani; “yapabilir misin?” ve “Rabbuke” kelimesini de nasb ederek “Rabbeke” şeklinde okumuşlardır. O zaman ayetin manası: “(Ey İsa!) Sen Rabbinden isteyebilir misin? veya “sen Rabbine dua edebilir misin?” ya da “sen istediğimizi yapması için Rabbine dua etmeyi uygun görür müsün?” olur.

Bu alimler: “Havariler, Allah (c.c)’ın kendilerine sofra indirmeye kadir olduğunda şüphe etmiş değillerdir” dediler. Havariler, İsa (a.s)’ya: “Sen Allah’tan bunu yapması için istekte bulunur musun?” dediler.

(Sonra “yestetiu: Allah ... yapabilir mi?” şeklindeki okuyuşa döndü ve onu tercih ederek şöyle dedi): “Allah (c.c), Havariler’in söylediklerinden hoşnut olmayarak çirkin gördü. Onlara tevbe etmelerini, bu sözlerinden dolayı tekrar iman etmelerini, Allah’ın kudretinin herşeye yettiğini ikrar etmelerini ve Rablerinin nebilerine bildirdiği ve nebilerinin de kendilerine bildirdiği haberlerde resulü tasdik etmelerini emretti. İsa (a.s), onların söylediği bu sözleri büyük görerek onlara şöyle dedi:

“Eğer mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun.” 

İşte! Allah (c.c)’ın, söyledikleri sözden dolayı onlardan tevbe etmelerini istemesi, onları Allah’a ve rasulüne iman etmeye çağırması ve söyledikleri sözü nebilerinin çirkin görmesi, “yestetiu rabbuke” okuyuşunun daha sıhhatli olduğuna dair yeterli bir delilidir.

Allah (c.c)’nun “Eğer mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun.” sözüne gelince, bunun manası şudur:

Meryem oğlu İsa (a.s), kendisine;

“Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”
diyen havarilere şöyle dedi:

“Ey topluluk! Allah’a karşı dikkatli olun ve bu sözünüzden dolayı üzerinize Allah’ın ceza indirmesinden korkun, muhakkak ki Allah, dilediği şeyi yapmaktan aciz değildir. Yine biliniz ki, Allah’ın gökten bir sofra indirme kudreti hakkında şüphe etmeniz, onu inkar etmeniz demektir, dolayısıyla Allah’ın size bir ceza indirmesinden korkun ve eğer iman etmiş kimselerseniz hemen tevbe edin.” (Taberi Tefsiri)

Mufessirlerin çoğu ayetteki; “Rabbin yapabilir mi?” şeklindeki okuyuşu; “sen Rabbinden isteyebilir misin?” şeklindeki okuyuşa göre yorumlamış ve şöyle demişlerdir: “Havariler Allah’ın kudreti hakkında şüpheye düşmekten uzaktırlar.”

O zaman ayetin manası şöyle olur: “Ey İsa! Sen Rabbinden bir sofra indirmesini isteyebilir misin?” 

“Rabbin yapabilir mi?” şeklindeki okuyuş hakkında da şöyle demişlerdir :

“Yapabilir mi”nin manası şudur: “Rabbin sana icabet eder ve bu konuda istediğini yapar mı?”

Arapçada bu söyleyiş tarzı meşhurdur…

İbn Teymiye dedi ki:

“Aynı şekilde Havariler:

“Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”
şeklindeki soruyu, Allah’ın buna kadir olup olmadığını değil, onu takdir edip etmediğini öğrenmek için sormuşlardır. Allah’ın buna kadir olduğunda onların şüphesi yoktu. Bu, Allah (c.c)’ın Yunus (a.s) hakkında buyurduğu:

“Bizim ona kadir olamayacağımızı zannetti” (Enbiya: 87)
sözüne benzemektedir. Yani bu; “Yunus, kendisine bunu yazmadığımızı zannetti” manasındadır. Elbette Yunus (a.s)’ un, Allah (c.c)’ın kudreti hakkında bir şüphesi yoktu. Bu, bir adama: “Senin bu işi yapmaya gücün yeter mi yani; bu işi yapar mısın?” şeklinde söylenen sözle aynı manadadır. Bu lafzı bu manada kullanmak, insanların dilinde meşhurdur.” (Mecmua el Feteva c: 8, s: 374 )

İmam Begavi şöyle dedi:

“Kesai, bu ayetteki (ye) harfini (te) olarak ve Rab kelimesindeki “be” harfini mensub yaparak “rabbeke” şeklinde okumuştur. Bu; Ali, Aişe, İbn Abbas ve Mücahid’in okuyuşudur. O zaman ayetin manası şöyle olur: “Sen Rabbine dua edebilir misin, sen Rabbinden isteyebilir misin?”

Bazıları ayeti, (ye) harfi ile “yestetiu” yani, “yapabilir mi” ve Rabb kelimesindeki (be)’yi de merfu olarak “rabbuke” şeklinde okumuşlardır. Şüphesiz Havarilerin, Allah’ın kudreti hakkında herhangi bir şüpheleri yoktu. Bu sözlerin manası: “Rabbin indirir mi, yoksa indirmez mi?” Aynen bir adamın, yapabileceğini bildiği halde arkadaşına: “Benimle beraber ayağa kalkabilir misin?” demesi gibidir. Bu adam arkadaşının bunu yapabileceğini bilmekte fakat, ona bunu sorarak yapıp yapmayacağını öğrenmek istemektedir...

“Senin bize doğru söylediğini biliriz.”
Yani; “Böyle yaparsan, senin Allah’ın rasulü olduğuna imanımız, görürcesine artar.” (Begavi Tefsiri)                                             

İmam İbn Kesir şöyle dedi:

“Hel yestetiu rabbuke” yani, “Rabbin yapabilir mi?” şeklinde okuyan çoktur.

Bazıları da şöyle okumuştur:

“Hel testetiu rabbeke” yani, “sen rabbinden isteyebilir misin?”

“Bize doğru söylediğini bilelim”
Yani; “böyle yaparsan, senin Allah’ın rasulü olduğuna dair bilgimiz ve imanımız, görürcesine artar.”  (İbn Kesir Tefsiri)         

İmam Kurtubi şöyle dedi : 

“Suddi şöyle dedi: “Ayetin manası şudur: “Rabbinden istediğinde sana icabet eder mi?” Burada “yestetiu: yapa-bilir” kelimesinin manası; “yutiu: itaat eder” demektir.

Bunun manası hakkında şu da söylenmiştir: “Rabbin kadir midir?” Ancak Havariler bu soruyu, başlangıç ve Allah’ı iyice tanımadıkları zamanda sormuşlardı. Bu sebeple İsa (a.s), Allah hakkında hata ettikleri ve caiz olmayan bir şeyi caiz gördükleri için cevabında şöyle dedi:

“Eğer mü’ min kişiler iseniz Allah’tan korkun...”

Yani; Allah (c.c)’ın kudreti hakkında şüpheye düşmeyin!

Bu görüş kuvvetli değildir. Çünkü Havariler nebilerin halis dostları, onların azınlık olan arkadaşları ve onların yardımcılarıdırlar. İsa (a.s)’nın dediği gibi:

“Allah’a giden yolda benim yardımcılarım kimlerdir?” Havariler de şöyle dediler: “Allah’ın yardımcıları biziz.” (Saf: 14)                                                             

Resulullah (s.a.s) dedi ki:

“Her nebinin bir havarisi vardır. Benim havarim de Zubeyr’dir.”

Bilinen bir şeydir ki, nebiler Allah (c.c)’ı tanıtmak, O’nun hakkında caiz olan ve caiz olmayan şeyleri haber vermek için gönderilmişlerdir. Nebilerin halis dostları ve azınlıkta ki arkadaşları olan havariler, nasıl olur da Allah’ı tanımazlar ve O’nun hakkında caiz olan ve caiz olmayan şeylerden habersiz olabilirler?”

Bazı alimler şöyle dediler:

“Muhakkak ki Havariler, yaratıcının kudreti konusun-da şüphe etmemişlerdir. Çünkü onlar mü’min, bilgili ve alim idiler. Onların bu sözleri, senin bir adama şöyle demen gibidir: “Falanca bana şunu getirebilir mi (verebilir mi)?” Halbuki sen, o kişinin bunu yapabileceğini kesinlikle bilirsin.

Fakat asıl kastedilen mana şudur: “Bunu yapar mı? Bu konuda sana icabet eder mi, etmez mi?”

Havariler, Allah (c.c)’nun bunu ve bunun dışındaki her şeyi yapabilme gücüne sahip olduğunu hem akılları hem de rasullerinin bildirmesiyle bilmekteydiler. Fakat, bunu gözleriyle görmek istediler. Aynı İbrahim (a.s.) in:

“Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.” (Bakara: 260)
demesi gibidir. İbrahim (a.s), Allah’ın her şeyi yapabilme gücüne sahip olduğunu hem aklı hem Allah’ın ona bildirmesiyle bilmekteydi. Fakat bunu gözleriyle görmek istedi. Allah’ın kudreti konusunda da zaten içinde hiçbir şüphe yoktu.

Ben (İmam Kurtubi) de diyorum ki; bu te’vil güzeldir. Bundan güzeli ise; “Rabbin, gökten bize sofra indirebilir mi sözü, Havarilerin sözü değil, Havarilerle birlikte olan başka insanların sözüdür” şeklindeki tevildir.

İbn’ul Hassar şöyle dedi:

“Havarilerin, İsa (a.s)’ya söyledikleri:

“Rabbin gökten bize sofra indirebilir mi?”
sözünden, Havariler’in Allah’ın kudreti hakkında şüphe ettikleri anlaşılmamalıdır. Buradaki istemede, Allah (c.c)’a karşı bir nezaket ve edep vardır. Çünkü her olması mümkün olan şeyi Allah (c.c)’nun takdir etmemesi söz konusu değildir.

Havariler, İsa (a.s)’ya iman etmiş en hayırlı kimselerdir. Olabilmesi mümkün olan her şeyin Allah (c.c)’ın kudretinin dahilinde olduğunu bilmemeleri nasıl düşünülebilir? Ayetin, “te” harfi ile okunuşunun manasına gelince, bu; “sen Rabbin’den isteyebilir misin?” manasındadır. Bu, Aişe ve Mücahid’in sözüdür.

Aişe (r.a) şöyle demiştir:

“Havariler, Allah (c.c)’ı çok iyi biliyorlardı. Onlar; “Rabbin gökten bize sofra indirebilir mi?” sözünü söylememişlerdir. Söyledikleri söz: “Rabbinden isteyebilir misin?” şeklindedir.

Aişe (r.a)’nin şöyle dediği de rivayet edilmiştir:

“Havariler, Allah’ın bir sofra indirmeye kadir olduğunda şüphe etmemişler, fakat şöyle demişlerdir: “Rabbinden isteyebilir misin?”

Muaz b. Cebel (r.a) dedi ki:

“Rasulullah  (s.a.s) bize ayeti: “Rabbinden isteyebilir misin?” şeklinde okuttu.

Muaz (r.a) dedi ki:

“Nebi (s.a.s) bu ayeti defalarca (te) ile yani “Hel testetiu Rabbeke: Rabbinden isteyebilir misin? Şeklinde okudu.” (Buhari c:2 s:66) (Kurtubi Tefsiri)

İddia: Havariler, Allah’ın kudretinden şüphe etmek gibi küfür olar bir amel işlemelerine rağmen, onlar bunu cahilliklerinden dolayı işledikleri için İsa (a.s) onları tekfir etmedi ve onlara sadece “eğer mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun” diye söyledi. O halde cehaletinden dolayı küfür işleyen kimseler tekfir edilmez.

Cevap: Bu iddia da geçersiz bir iddiadır. En kötü ihtimal olarak, ayetteki “hel yestetiu Rabbuke” kavlinden, onların anladıkları gibi, havarilerin Allah’ın kudretinden şüphe ettikleri şeklinde bir mana anlaşılsa bile, ayetteki İsa (a.s)’nın;

“eğer mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun.”

 sözünden, Allah’ın kudretinden şüphe etmelerine rağmen havarileri tekfir etmeyip onlara müslüman muamelesi yaptığına dair bir mana çıkmaz.

Zira bir kişiyi küfründen dolayı tekfir etmek için mutlaka ona: “Sen bu ameli işlediğin için kafir oldun, hemen tevbe et” demek gerekmez. Küfür işlediği görülen müslüman bir kimseye, bu yaptığının küfür olduğu açıklanarak; “böyle yapmaktan vaz geç. Allah’tan sakın” denir ve o da işlediği küfürde ısrar etmeyip hemen dönerse ona: “bak, sen küfür işlediğin için kafir olmuştun, fakat şimdi tevbe ettiğin için müslümansın” demek gerekmez. Burada önemli olan o kimsenin küfründen dönmüş  olmasıdır. Küfründen dönüp tevbe eden kimseye ille de: “Sen, tevbe etmeden önce kafirdin” demek gerekmez.

Burada yanlış anlaşılan çok önemli bir İslami kaideyi hatırlatmak yerinde olacaktır. Zahiren İslam’ın rükunlerini kabul edip müslüman olduğu görülen bir kimsenin ilerde bazı meseleleri bilmediği veya tam anlayamadığı için bir konuda şirke düştüğü görülürse, bu kişiye;  “mutlaka sen kafir oldun, hemen tevbe edip müslüman ol” demek gerekmez, sadece işlediği amelin küfür olduğu anlatılır. İşlediği küfür amelden dönerse ona: “Sen daha önce kafir olmuştun, fakat şimdi tevbe ettiğin için müslüman oldun” diye ille de söylemek gerekmez. Burada önemli olan, insanların geçmişteki halleri değil, son halleridir. Fakat bu şekildeki davranış, karşıdaki kişinin cehaleti sebebiyle küfür işlediği için tekfir edilmediği manasına gelmez.

Konuyu özetleyecek olursak; zahiren müslüman olan bir kimse cahilliği sebebiyle küfür söz söyler veya küfür amel işlerse, o kimse bu küfür söz ve amelinden dolayı uyarılır. Şayet uyarıyı dikkate alarak yaptığı veya söylediği işten hemen vazgeçerse bu kimseye: “Sen daha önce kafir olmuştun” demek gerekmez. Fakat bu kimseye yaptığının küfür olduğu anlatıldıktan sonra küfür işlemeye hala devam ederse bu kimseye: “sen bunun küfür olduğunu daha önce bilmediğin için müslümandın fakat şimdi küfür olduğunu öğrendiğin halde yaptığın için kafirsin” denmez. Bu gibi kimselere: “sen küfür olduğunu öğrenmeden önce ve öğrendikten sonra da kafirsin, çünkü sen hakkı öğrenmek için gerekli gayreti sarfetmemişsin ve şimdi hakkı öğrendiğin halde hala küfründe ısrar ediyorsun” denir.

Ayetlerin dizilişine, sahabelerin ve selef alimlerinin ayetlerin tefsiri ile ilgili görüşlerine dikkatlice bakanlar, meselenin iddia edildiği gibi olmadığını, yani bu ayetin cehaletin mazeret olduğuna dair delil getirilemeyeceğini, bilakis İslam’ın temel meselelerinde kesinlikle cehaletin mazeret olamayacağını  açıkça göreceklerdir.
 




SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google