Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Nuh (a.s)'ın Tebliği  (Okunma sayısı 3643 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İnşirâh

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İleti: 1257
Nuh (a.s)'ın Tebliği
« : 07 Eylül 2017, 22:09:39 »
لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

A'raf: 59 - Andolsun ki biz, Nuh’u  kavmine (bir rasul olarak) gönderdik. (Kavmine) Şöyle dedi : “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin, O’ndan başka  ilahınız yoktur. Muhakkak ki ben, sizin  hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum.”
   
     
Allah (c.c), kullarının ibretler ve dersler alıp doğruya yönelmeleri için bu ayetten itibaren 65. ayete kadar, Nuh (a.s) ile kavmi arasında geçen hadiseleri anlatmaktadır.

Nuh (a.s) Kıssası:

Nuh (a.s), Kur’an’da şu 43 ayette zikredilmektedir:

Ali imran: 23, Nisa: 163, Enam: 84, A’raf: 59,69,  Tevbe: 70, Yunus: 71, Hud: 25,32,36,42,45,46,48,89, İbrahim: 9, İsra: 3,17, Meryem: 58, Enbiya: 76, Hac: 42, Mu’minun: 23, Furkan: 37, Şuara: 105,106,116, Ankebut: 14, Ahzab:7, Saffat: 75,79,   Sa’d:12, Ğafir: 5,31, Şura: 13, Kaf: 12,  Zariyat: 46, Necm: 52, Kamer: 9, Hadid: 26, Tahrim: 10, Nuh: 1,21,26

Nuh (a.s) ile ilgili hadiseler A’raf, Hud, Mu’minun, Şuara, Kamer ve Nuh surelerinde tafsilatlı olarak bildirilmiştir.

İnsanlık tarihinde ilk şirk koşan kavim, Nuh (a.s)’ın kavmidir. Onları, şirkten uzak durmaya ve Allah (c.c)’ı tevhid etmeye çağırmak için ilk gönderilen rasul de Nuh (a.s)’dır. Nuh (a.s) ile Adem (a.s) arasında  bin yıl vardır. Bu müddet içinde  insanlar tevhid üzere idiler. 

İbni Abbas (r.a) şöyle demiştir:

“Adem (a.s) ile Nuh (a.s) arasında geçen bin yıllık süre içerisinde insanlar İslam üzere idiler.” (Buhari)

Nuh (a.s)’un kavminin şirke düşmesi  şöyle olmuştur:

Nuh (a.s)’un kavminden bazı salih kimseler öldüğünde, Nuh (a.s)’un kavmi, onları hatırlamak amacıyla resimlerini yaptılar. Fakat şeytan onlara, o salih kimselerin oturdukları yerlerde onları hatırlamak gayesiyle heykellerini dikmeleri için  vesvese verdi. Onlar da heykeller dikerek, onlara o salih kimselerin isimlerini verdiler. Belli bir zaman geçip ilim azalınca da insanlar bu heykellere ibadet etmeye başladılar.

İbni Abbas (r.a) şöyle demiştir:

“Taptıkları Ved, Suva, Yağus, Yağuk, Nasr putları, aslında Nuh (a.s)’un kavmindeki salih kimselerin isimleriydi. Bu salih kişiler ölünce, şeytan onlara vesvese verdi. Onları kandırdı ve salih kişilerin oturduğu yerde, onları hatırlamak amacıyla heykellerini dikmeye ikna etti. Böylece onlar, bu heykelleri yaptılar. Heykelleri yapan kimseler ölüp ilim de ortadan kalkınca, bu heykellere ibadet edilmeye başlandı.” (Buhari)

Allah (c.c), Nuh (a.s)’ı işte bu kavmin içinden seçti ve   kavmine bir rasul olarak gönderdi. Nuh (a.s) kendisine verilen risalet görevini yerine getirmek için kavmini yanlız Allah (c.c)’a ibadet etmeye, şirkin ve ibadet edilen putların her çeşidini terketmeye davet etti, onları Allah (c.c)’ın azabıyla korkuttu.

Fakat onlar onu dinlemediler, ona karşı geldiler. Bu kavmin en ileri gelenleri ve reisleri onu yalanladılar, onu ve ona tabi olanları hor gördüler, aşağıladılar. İçlerinden zenginlik bakımından kendilerinden daha düşük birinin kendilerine gönderileceğine inanamadılar. Bu yüzden onu reddettiler ve Nuh (a.s)’a tabi olan zayıf müslümanların seviyesine inmeyi kendilerine yediremediler. Bu zayıf kimselerin hiç düşünmeden Nuh (a.s)’a bağlandıklarını iddia ettiler. Onlarla beraber bulunmayı kendilerini alçaltıcı bir durum olarak gördüklerinden ona tabi olmak için yanındaki zayıf müslümanları kovmasını kendisine şart koştular. Nuh (a.s) onların bu isteklerini yerine getirmedi ve onlara eğer bu zayıf ve fakir müslümanları kovarsa hiç kimsenin kendisini Allah (c.c)’ın azabından kurtaramayacağını söyledi. Allah (c.c)’ın, hidayeti tebliğ etmesi için kendisini onların arasından seçtiğini ve kendisine gaybi ilimler verdiğini söyledi. Bu yüzden kendisine bağlanılmasını ve tabi olunmasını istedi. Onlara kendisinin bir melek değil ancak bir beşer olduğunu, ne kadar fakir olurlarsa olsunlar, kendisine tabi olan kişilerin hem dünya hem ahiret mutluluğunu kazanacaklarını, onların batınlarını sadece Allah (c.c)’ın bilebileceğini, hiçbir zaman onların imanlarını reddedemeyeceğini ve onları kovmayacağını söyledi.

Nuh (a.s), kavmine yaptığı bu davet karşılığında onlardan herhangi bir ücret taleb etmediğini, mükafatını ancak Allah (c.c)’dan beklediğini söyledi.

Nuh (a.s) kavmini tevhide davet etmek için bütün gücünü kullanarak her türlü metodları denedi ve bu iş için uzun bir zaman harcadı fakat hiçbir sonuç alamadı. Bütün çaba ve denemelerine rağmen kavmi, yine de ona karşı geldiler. Hatta onun gayreti, kavminin daha çok kendisine karşı gelmesine vesile oldu.. Ona ve ona bağlı olanlara her türlü eziyeti yaptılar. Türlü türlü hakaretlerde bulundular.

Bütün bunlardan sonra Nuh (a.s), onların şirki terkedip tevhide bağlanmalarından ümidini kesti. Kavmi ona: “Ey Nuh! Sen bizimle çok konuştun, bizimle çok mücadele ettin. Bil ki; üzerinde bulunduğumuz dini, senin için terkedemeyiz. Korkuttuğun azabı bize getir” dedi. Nuh (a.s), onlara şöyle cevap verdi: “Size azabı getirmek benim elimde değil, Allah (c.c)’ın elindedir. Bu ise ancak Allah (c.c) ne zaman isterse o zaman olacaktır.”

Nuh (a.s), kavmini 950 sene imana davet etti. İman etmelerinden umudunu kesince, onlara beddua etti. Allah (c.c) Nuh’a bir gemi yapmasını emretti. Kavmi, Nuh (a.s)’ın gemi yaptığını görünce, alaylarını daha da artırdı. Nuh (a.s) da onların başına azab geleceğini bildiğinden dolayı, onların gaflet içinde haktan uzak  durmalarına hayret ederek  onlarla alay ediyor ve onları başlarına gelecek  şiddetli azabla tehdit ediyordu.

Nuh (a.s) gemiyi tamamladığında, azabın gelme vaktinin yaklaştığını gösteren alametler görünmeye başladı. Bu sebeble Allah (c.c), Nuh (a.s)’a ailesinden  mü’min olanları ve kendisine iman edenleri gemiye bindirmesini ve bütün hayvanlardan birer çift almasını emretti. Hanımını ise gemiye almamasını emretti. Zira bu kadın, Nuh (a.s) için deli diyor ve ona iman etmiyordu.

Allah (c.c), bu konu hakkında şöyle buyurmuştur:   

“Allah, inkar eden kimseler için Nuh’un hanımını ve Lut’un hanımını örnek verdi. O ikisi, kullarımızdan  iki salih kulun (nikahı) altındaydılar. Onlar, o ikisine ihanet ettiler. Böylece o ikisinden (dolayı kendilerine) Allah’tan bir yarar sağlayamadılar. (Onlara) denildi ki: “ Girenlerle birlikte ateşe girin!” (Tahrim: 10)                   

Nuh (a.s)’a tabi olanlar  çok azdı. Bazı alimlere göre, altı kişi, bazı alimlere göre kadın erkek kırk kişi idiler.

Nuh (a.s) ve mü’minler gemiye binince, gökyüzünden şiddetli bir yağmur inmeye, yerden de sular fışkırmaya başladı. Geminin dışındaki bütün insanlar ve hayvanlar boğuluncaya kadar gemi suda yüzdü. Gemi Cudi adında bir dağa oturdu. Cudi dağı, Türkiye’nin güneyinde Diyarbakır yakınlarında bulunmaktadır.

Allah (c.c), Nuh (a.s)’a ailesini tufandan kurtaracağına dair söz verdiğinden dolayı Nuh (as), kafir olan oğlunu helaktan kurtarmak için gemiye çağırdı. Oğlu, babasını dinlemedi ve helak olanlardan oldu. Allah (c.c), Nuh (a.s)’a oğlunun kafir olması sebebiyle ailesinden olmadığını söylemiş ve ailesinden olduğunu zannederek  oğlunun kurtulmasını istemesinden dolayı Nuh (a.s)’u azarlamıştır.

Alimlerin bazıları, Nuh (a.s) tufanının  bütün yeryüzünü kapladığını, bazıları ise bütün yeryüzünü değil belli bölgeleri kapladığını söylemişlerdir. Fakat, bu konu hakkında belli bir nas yoktur.

Allah (c.c), A’raf suresinin daha önceki ayetlerinde, Adem (a.s)’in kıssasını zikretmişti. Bu ayette ve bundan sonraki ayetlerde, diğer nebilerin kıssalarını zikretmekte,  ilk olarak da beşerin ikinci babası sayılan ve müşriklere gönderilen ilk rasul olan Nuh (a.s)’un kıssasıyla başlamaktadır.

“Andolsun ki biz, Nuh’u  kavmine (bir rasul olarak) gönderdik (kavmine) Şöyle dedi : “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin, O’ndan başka  ilahınız yoktur. Muhakkak ki ben, sizin hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum.”

Allah (c.c) bu ayette, Mekke ahalisine ve diğer insanlara hitaben Nuh (a.s)’ı, kavmine bir tebliğci ve Allah (c.c)’ ın azabından korkutucu bir rasul olarak gönderdiğini, yeminle  bildimektedir.

Allah (c.c) tarafından yeryüzünde ilk rasul olarak gönderilen Nuh (a.s), kavmine ilk olarak tevhidi tebliğ etmiş, onları şirki terketmeye ve sadece Allah (c.c)’a ibadet etme-ye yani; “La ilahe illAllah” kelimesini pratik olarak yaşamaya davet etmiştir. Onlara şöyle demiştir:

“Ey kavmim! Yalnızca Allah (c.c)’a ibadet edin! Bütün ibadetlerinizi sadece Allah (c.c)’a yapın! Çünkü sizin gerçek ilahınız, kendisine ibadet  etmeniz gereken tek yüce  zat, O’dur.O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın! Hayrın  gelmesini ve şerrin defedilmesini yalnız O’ndan isteyin! Sıkıntıda sadece O’na dua edin ve herşeyin O’nun elinde olduğunu bilin! O istemediği müddetçe, şerri kimse sizden defedemez. O istemediği müddetçe, hayrı kimse size ulaştıramaz. Sadece O’nun emrine itaat edin, O’nun yasaklarından uzak durun!

Eğer şirkten uzak durmaz, sadece Allah (c.c)’a ibadet etmez ve sadece O’nun emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durmazsanız, kıyamet gününde Allah (c.c)’ın büyük azabını hakedeceğinizi bilin. Ben bu azabın size gelmesinden korktuğum için size her türlü şirki terketmenizi ve sadece Allah (c.c)’a ibadet etmenizi söylüyorum.”

Bu ayet, “La ilahe illAllah” kelimesinin manasını açıklayan ayetlerden biridir. Ayette geçen:

“Allah’a ibadet edin” sözü “İllAllah” kelimesinin karşılığıdır.

“Sizin, O’ndan başka ilahınız yoktur” sözü ise “La ilahe” kelimesinin karşılığıdır.

Dikkat edilirse bu ayette Allah (c.c), Nuh’un, kavmini “La ilahe illAllah”a çağırdığını söylemiyor, bilakis, La ilahe illAllah manasına gelen başka lafızları zikrediyor. Bu ise Nuh’un, kavmini sadece “La ilahe illAllah” sözünü söylemeye değil, onu pratik olarak hayatta yaşamaya çağırdığını göstermektedir.

Bu manadaki ayetler ve hadisler, Allah’ın insanları sadece “la ilahe illAllah” demeye çağırmadığını, aynı zamanda bu kelimeyi hayata hakim kılmaya, yaşantıyı bu kelimeye göre düzenlemeye çağırdığını göstermektedir.

İşte bu ayet, bu yönüyle; “la ilahe illAllah” dedikleri halde hayatlarını bu kelimeye göre düzenlemeyen insanların müslümanlık iddialarını reddetmekte, bu kelimeyi söylemenin yeterli olacağını söyleyenleri yalanlamakta, böyle kimselerin cahil ve müşrik olduklarını ortaya koymaktadır.



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google