Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Semud Kavmi Ve Salih (a.s)  (Okunma sayısı 4003 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hak Mücadelesi

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İleti: 1247
Semud Kavmi Ve Salih (a.s)
« : 29 Haziran 2017, 18:05:39 »
وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللّهِ وَلاَ تَمَسُّوهَا بِسُوَءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

A'raf: 73 - Semud’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik). O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu Rabbinizden size apaçık bir delil geldi. İşte Allah’ın bu devesi, sizin için bir ayettir. Bırakın onu, Allah’ın arzında yesin! Sakın ona bir kötülükle dokunmayın! Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar.”
   
     
Allah (c.c), bu surenin başındaki ayetlerde kudretini, birliğini, rabliğini gösteren bir delil olarak Adem (a.s)’in kıssasını zikretmişti. Daha sonraki ayetlerde dirilişin  ve hesap gününün varlığını kesin delillerle isbat etmiş, sonra da gönderdiği rasullerden bazılarının kavimlerinden gördüğü eziyetleri ve karşılaştığı zorlukları içeren kıssaları anlatmaya başlamıştı. Bu kıssalardan ilk olarak Nuh (a.s)’un kıssasını, ikinci olarak Hud (a.s)’un kıssasını anlatmıştı. Bu ve bundan sonraki altı ayette ise Salih (a.s) ile onun kavmi Semud arasındaki kıssadan bahsetmektedir.

Salih (a.s) Kıssası:

Salih (a.s)’in kavmi Semud, El-Arab’il Aribe ve el-Arab’il Baide’dendir. Onlar, İbrahim (a.s)’dan önce  yaşamışlardır ve soyları kesilmiştir. Bunların esas soyu, Semud b. Asir b. İram b. Nuh’a dayanmaktadır. Kur’an’ı Kerim, Semud’un nereye yerleştiğini zikretmemiştir. Fakat yine Kur’an ayetlerinden anlaşıldığına göre, yerleştikleri yer dağlık veya kayalık bir  tepe idi.

Allah (c.c) bu konu hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ve vadilerde kayaları oyup kesen Semud’a...” (Fecr: 9)

Ayette zikredilen va’d (vadiler)’den kasıt; “Vad’i el Kura’dır. Tarihçilerin çoğuna göre Semud kavminin yerleştiği yer, Hicr’dir. Hicr ise Hicaz ile Şam arasında Vad’i el Kura’ya kadar olan kısımdır. Bu yerde, Semud kuyusu denilen bir kuyu vardır. Rasulullah (s.a.s) hicri 9. yılda Tebük gazvesinde ashabıyla beraber buradan geçmişti. O zaman Rasulullah (s.a.s) ashabına, oranın suyundan içmeyi ve evlerinde oturmayı yasakladı.

İbni Ömer (r.a) şöyle dedi:

“Rasulullah (s.a.s), ashabıyla beraber Tebük’e gittiğinde, Semud evlerinin bulunduğu Hicr adı verilen bir yere geldi. Müslümanlar, Semud kavminin içtiği kuyulardan su içtiler ve bu su ile hamur yaptılar. Sonra bu hamuru pişirmek için kazanlar hazırladılar. Rasulullah (s.a.s)’ın bundan haberi olunca kazanların dökülmesini emretti. Yaptıkları hamurları develere yedirdiler. Rasulullah (s.a.s), azab edilen kavmin evlerine girmelerini yasaklayarak onlara şöyle dedi:

“Onların başlarına gelenlerin, sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Onun için onların yaşadığı yerlere girmeyin!” (Ahmed)

Semud (a.s)’un kavmi de Nuh (a.s)’un ve Hud (a.s)’un kavimleri gibi putlara taparlardı. Taptıkları putlardan bazıları Vud, Ced, Hed, Şems, Menat, Menaf, Lat idi.

Allah (c.c), Semud kavmine büyük nimetler vermiş, fakat onlar, buna rağmen putları Allah (c.c)’a eş koşmuşlardı. İşte bu sebeble Allah (c.c), Salih (a.s)’i, onları tevhide çağırmak yani; sadece Allah’a ibadet  etmeyi, O’na hiç-bir şeyi eş koşmamayı ve nimetlerine şükretmeyi hatırlatıp öğretmek için, bir rasul olarak gönderdi.

Salih’in nesebi; Salih b. Ubeyd b. Esif b. Masih b. Ubeyd b. Hadir b. Semud b. Amir b. İram b. Sam b. Nuh’a dayanmaktadır. (Bidaye ve Nihaye c:1  s: 130  Taberi tarihi c:1  s: 226)

Salih (a.s)’in, yaptığı tebliğ sonunda kendisine, sadece  kavminin zayıfları ve fakirleri iman etti. Semud kavminin ileri gelenleri, reisleri, zenginleri ise iman etmeyip karşı geldi ve kibirlendi. Onu ve Allah (c.c) katından getirdiklerini yalanladılar. Bununla da yetinmeyip Salih (a.s)’i ve ona tabi olanları, işkence ve alaya tabi tuttular.

Semud kavminin ileri gelenleri, reisleri, ve zenginleri, Salih (a.s)’den,  doğru söylediğini ve Allah (c.c) tarafından gönderilen bir rasul olduğunu isbat etmesi için mucize istediler. Allah (c.c), Salih (a.s)’in, kendi tarafından gönderilmiş bir rasul olduğunu isbat etmek için,  mucize olarak anne ve babası olmayan bir dişi deve yarattı. Bu deveye eziyet verilmesini, kovulmasını, binilmesini ve kesilmesini onlara yasakladı. Dilediği yerde otlasın kimse ona ilişmesin diye emretti. Kuyudan ve nehirden bir gün sadece o su içecek, o gün onlar o sudan içmeyecek ve sadece onun sütünden içeceklerdi. Ertesi gün ise sudan onlar  içecek, deve  içmeyecekti.

Mucizenin gelmesinden sonra, Salih (a.s) bütün gücünü kullanarak yine kavmini tevhide, her türlü şirki terketmeye  çağırdı. Allah (c.c)’ın verdiği büyük nimetleri hatırlattı, sadece O’na ibadet etmeleri, yeryüzünde fesad ve bozgunculuk çıkarmamaları gerektiğini tebliğ etti.

Fakat onların çoğu, ona inanmaya yanaşmadı. Onu yalanladılar, söylediklerini hafife aldılar, onunla alay ettiler ve kendilerine tebliğ edilen Allah (c.c)’ın emirlerine itaat etmediler. Salih (a.s) ve ona bağlı olan mü’minlerin, kendi aralarında bulunmalarına ve kendilerine muzice olarak gönderilen deveye tahammül edemediler.  Sonunda, deveyi öldürmek için tuzak hazırladılar. İçlerinden Kuddar b. Selif adında birisini, deveyi öldürmeye gönderdiler. Bu adam, kendisine söylenileni yaparak deveyi öldürdü.

İşte bu azgın kafirler bu azgınlıklarıyla kalmadılar. Bununla birlikte Salih (a.s)’e de meydan okumaya başladılar, korkutuldukları azabın gelmesini istediler. Onların bu meydan okumasına karşılık Salih (a.s), onlara azabın üç gün sonra geleceğini haber verdi.

Semud kavminin içinde azgın ve fesad çıkarıcı dokuz kafir vardı. İşte bu kimseler, Salih (a.s) ve ailesini gizlice öldürmek için aralarında tuzak hazırladılar ve onları öldürmeye yemin ettiler. Şayet Salih (a.s)’in ailesi öldürenlere ceza vermek isterlerse onlar suçu inkar edeceklerdi.

Fakat Allah (c.c), hazırlamış oldukları tuzağı onların başlarına geçirdi. Salih (a.s)’i, ailesini ve ona inananları kurtardı, kafirleri ise helak etti.

Semud kavminin tarihten silinmesi, şiddetli bir yıldırım vesilesi ile olmuştur. Kur’an’da Semud kavminin helaki,  “Saika”,  “racfe”, “sayiha” ve “tağıye” kelimeleri ile ifade edilmiştir.

“Saika”:  Yıldırım, demektir.

“Racfe”: Şiddetli titreşim, sarsıntı, zelzele, deprem, demektir.

“Sayiha”: Şiddetli bağırış, çığlık, gürültü demektir.

“Tağıye”: Sınırı aşan, çok azgın, çok zalim, yıldırım, demektir.

Bu kelimeler arasında anlam bakımından bir bütünlük vardır. Çünkü şiddetli yıldırımdan dolayı gürültü ve şiddetli sarsıntı meydana gelir. Yine yıldırım, sadece bulunduğu yeri değil, başka yerleri de etkilediği için “tağiye” ismi ile de isimlendirilir.

Allah (c.c), Salih (a.s) ve ona bağlı olanları bu azabtan kurtardı. Onlar Filistin’de Ramle yakınlarına gittiler. Çünkü, o yerlerin toprağı verimli idi.

Alusi’nin dediğine göre, Salih (a.s)’e iman edenlerin sayısı, 120 kişi idi. Helak olan kafirler ise 5000 ev halkı idi.

Salih (a.s)’in ismi, Kur’an da dokuz yerde zikredilmiştir.

Bunlar: Araf:73,75,77  Hud:61,62,66,89   Şuara:142

“Semud’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik)

Allah (c.c) ayetin bu kısmında şöyle buyurmaktadır:

“Biz Semud kavmine, kardeşleri Salih’i rasul olarak gönderdik.”

Burada geçen “kardeşleri” sözünden kasıt; dinde kardeşlik değil, kendi kavimlerinden olması veya meleklerden değil de kendi cinslerinden yani; insanlardan olmasıdır.

“O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur.”

Allah (c.c) ayetin bu kısmında, Salih (a.s)’in, kavmi Semud’a, ilk olarak şöyle dediğini haber vermektedir:

“Ey kavmim! Sadece Allah’a ibadet edin! Sadece O’ nun emirlerini dinleyin ve sadece O’nun şeriatine göre hayatınızı düzenleyin! O’na hiçbirşeyi asla ortak koşmayın! Çünkü sizin O’ndan başka ibadete layık ilahınız yoktur.”

Tevhidi Bozmaya Çalışanlar:

Salih (a.s), bütün rasullerin yaptığı gibi ilk olarak kavmini tevhide ve her türlü şirki terketmeye çağırdı.

Allah (c.c) bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Senden önce hiçbir rasul göndermiş olmayalım ki, ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, yalnız bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 25)

“Andolsun ki, her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye
(söylemeleri için) bir rasul gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti ve onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!” (Nahl: 36)                                                

Dinde ilk bozukluk, şirk koşmakla başlar. Dinin esası da zaten bu temele dayanır. Bütün insanların ve cinlerin asıl yaratılış gayesi de budur. İbadetlerin geçerliliği, tevhidin sağlanıp sağlanmamasına bağlıdır.

İnsi ve cinni şeytanlar bu meseleyi çok iyi bildikleri için, ilk olarak bütün güçleriyle tevhidi bozmaya çalışırlar.Tağutlar işte bu sebeble, tevhide dayalı olmayan ibadetlerin yapılmasına karşı gelmez, bilakis bunlara teşvik ederler. Hatta bu ibadetlerin yapılması için camiler yapar, oralara imam ve müezzinler tayin ederek onlara maaş bile verirler. İslami meseleleri öğretmek için fakülteler inşa ederler.

İşte bu yüzden gerçek muvahhidler, Allah (c.c)’ın şeria-tini bir kenara atarak beşeri kanunlarla hükmeden tağutların, şeriat fakültesi dedikleri fakülteleri kurmalarına, Kur’ an ezberletme merkezleri açmalarına, camiler inşaa etmelerine, bu camilere maaşlı imam ve müezzinler tayin etmelerine şaşırmazlar. Bilakis bütün bunların tağutun bir tuzağı olduğunu ve kurmuş oldukları küfür sistemlerini sağlamlaştırmak ve cahil insanları kandırmak için yapılan bir hile olduğunu çok iyi bilirler.

Cahil insanları kandırmak için yapılan bu hilede en büyük rolü, hiç şüphesiz ki tağutun kurduğu bir kurum olan “diyanet işleri başkanlığı”nın idaresindeki kişi oynar. Bu sebeble tağuta bağlı olan iyi ahlaklı, namaz kılan, oruç tutan, hacca giden vs gibi kimseler, asla tağuta zarar vermezler. Bilakis ona hizmet etmeyi vatani bir görev sayarak, tağut devletinin temellerini sağlamlaştırmak için, adeta bir köpek gibi bekçilik yaparlar.

“Doğrusu Rabbinizden size apaçık bir delil geldi..”

Salih (a.s), kavmine söylemiş olduğu sözlere şöyle  devam etti:

“Ey kavmim! Sizlere Allah tarafından gönerilmiş bir rasul olduğumu, size doğru söylediğimi ve iftiracılardan  olmadığımı gösteren, Allah tarafından apaçık bir delil gelmiştir.”

Semud kavmi, daha önceki delilleri yeterli görmeyip Salih’ten, Allah (c.c) tarafından gönderilmiş bir rasul olduğuna dair, gözleri ile görebilecekleri bir delil getirmesini  istemişti.

Salih (a.s) onlara, istedikleri delili getirdiği takdirde  iman etmeyecek olurlarsa, başlarına büyük bir azabın geleceğini  söyledi.

“İşte Allah’ın bu devesi, sizin için bir ayettir.”

Semud kavmi, Salih (a.s)’ın  kendilerine yaptığı teklifi kabul etti. Bunun üzerine Allah (c.c), nebisi Salih (a.s)’i desteklemek amacıyla, kavminin gözleriyle apaçık bir şekilde görebilecekleri bir mucizeyi ortaya çıkarttı. Bu ise; cansız olan kayadan, annesi ve babası olmayan canlı bir deve çıkartma mucizesi idi. Bu mucizeden sonra Salih (a.s), kavmine şöyle dedi:

“İşte bu, benden istediğiniz apaçık bir delildir. O Allah’ın devesidir.”

Salih (a.s), bu deve mucizesini  gösterdikten sonra kavmini imana davet etti. Bunun üzerine bir kısmı davetine icabet edip  iman etti, bir kısmı ise iman etmedi.

“Bırakın onu, Allah’ın arzında yesin! Sakın ona bir kötülükle dokunmayın! Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar.”

Salih (a.s), mucize olarak kayadan deve çıkarınca, onlara şöyle dedi: 

“İşte bu deve, Allah tarafından benim doğruluğumu isbat etmek için size verilmiş apaçık bir delildir. Hakkı, gerçeği istiyorsanız, bana tabi olun! Allah’a tam manasıyla ibadet etmek istiyorsanız, benim emirlerimi dinleyin!  Allah’ın size bir mucize olarak verdiği bu deveye sakın eziyet etmeyin. Ona binmeyin, onu kesmeyin ve istediği yerde otlamasına izin verin! Eğer ona herhangi bir zarar verirseniz biliniz ki, başınıza büyük bir azab gelecektir.”
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google