Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Halifenin Hilafet Müddeti  (Okunma sayısı 6538 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hak Mücadelesi

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İleti: 1247
Halifenin Hilafet Müddeti
« : 03 Eylül 2012, 00:54:55 »
Halifenin hilafet müddeti sınırsızdır. Çünkü o, belli bir müddet için seçilmemiştir. Bazı sistemlerde olduğu gibi, meclisin belli bir müddet için seçtiği bir kişi değildir. İslam'da halife, dört durum hariç hayatı boyunca halife olarak kalır.

Bunlar:

1 - Ölüm,

2 - Devam eden açık bir küfür,

3 - Aklının gitmesi (delilik)

4 - İyileşmesi mümkün olmayan ve halifenin görevlerini yerine getirmesini engelleyen bir hastalığa tutulması.

Eğer iyileşmesi mümkün olan bir hastalığa tutulursa ve bundan dolayı bir müddet halifelik görevlerini yerine getirmemiş veya herhangi bir görevden dolayı bir yolculuk yapmış veya savaş için yola çıkmış veya düşmanlar onu esir almışsa bu durumda halife dönünceye kadar onun yerine bir vekil tayin edilir. Halife yolculuk yapmak istediğinde yerine bir vekil tayin eder. Vekilin selahiyet müddeti halife dönünceye kadardır. Bu vekile veliaht (onun yerine geçen naib) ismi verilmez. Çünkü hilafette ilerde açıklayacağımız gibi veliahtlık yoktur.

Halifenin veliahtı olduğu zannedilmesin diye aynı kişinin vekil olarak sık sık tayin edilmemesi daha uygundur. Bu şekilde sık sık aynı kişi vekil tayin edilirse halife onu tayin etmese de halifenin o olacağı ihtimali görülür ve bu şekilde, beyatsız halife gibi olur.

Halifeyi değiştirecek yetkiye sahip olan merci ise ancak halifeyi ilk seçen kişilerdir. Bunlar ise ehli'l hal ve'l akd'dır. Halifeyi  ancak bunlar değiştirebilirler. 

Ehli'l hal ve'l akd; zor durumlarda ve önemli durumlarda istişare edilen kişilerdir. Önerilerle, telgraflarla, yürüyüşlerle, devrimlerle halife değiştirilemez. Bunlar İslam'ın kabul etmediği anarşik durumlardır. Aynı şekilde desteği çekerek, beyatten dönerek veya halifeye verilen ahdi yerine getirmeyerek halife indirilemez. Bunların hepsi İslam'ın tanımadığı ve kabul etmediği yöntemlerdir.

Ehli'l hal ve'l akd halifeyi seçtikleri zaman halifenin halifeliği kabul etmeme veya halifelikten istifa etme hakkı yoktur. Çünkü bu görevi imkanı olduğu halde yerine getirmeye söz vermiştir. Müslüman, kadir olduğu halde kadir olmadığını iddia edemez. Böyle yaparsa emanete hıyanet etmiş olur ve görevi yerine getirebileceği halde görevi terk etme sorumluluğunu yüklenmiş olur. Müslümanın bir günah işlemesi nefsine ağır gelir. Başkasının günahını taşıması da ağır gelir. Halife zaten Allah'tan korkan, takva sahibi olan kişidir. Emaneti taşımadıkları zaman Allah'ın azabından korkan kişilerdendir.

Aynı şekilde sırf bazı kişilerin, gürültülerinden ve itirazlarından veya İslam cemaatinin durumunu beğenmemezlikten dolayı görevinden istifa etme hakkı yoktur. Çünkü daha önce imkanı olduğu müddetçe bu görevi yerine getireceğine söz vermiştir. Halifenin hilafette kalmasına veya gitmesine ancak ehli'l hal ve'l akd karar verir. Onların dışında kimse karar veremez.
 
 
İşte! İslam tarihimiz bu söylediğimize açık bir delildir. Medine'de kurulan ilk İslam devletinden hicri üçüncü yüzyılın ortasına kadar, daha önceki  halife vefaat etmeden, mevcut olan halife değiştirilmemiş veya yerine başka bir halife seçilmemiştir. Eğer bu konuda bazı muhalefetler olmuşsa da bunlar görüş farklılıklarından ve o zamanki mevcud durumu tam olarak açık bir şekilde görmediklerinden dolayıdır.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra Ebu Bekir halife seçildi. Hilafeti en güzel şekilde yerine getirdi ve ölünceye kadar hilafeti devam etti. Sonra Ebu Bekir radiyAllahu anh ehli'l hal ve'l akd'la istişare ederek Ömer b. Hattab'ı halife olarak seçti. Ehlil hal ve'l akd'din hepsi halife olarak Ömer'i kabul etti. Hatta Ebu Bekir radiyAllahu anh halife olarak seçtiğini ilan etmeden, onun isimini zikretmeden Ali b Ebi Talib radiyAllahu anh:

"Ancak Ömer b. Hattab'ı halife olarak kabul ederiz"
dedi.

Ömer b. Hattab radiyAllahu anh Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetine uyarak Ebu Bekir'in yaptığı gibi öldürülünceye kadar hilafeti devam ettirdi. Sonra Ömer b. Hattab'ın seçtiği altı kişi Osman radiyAllahu anh'ı halife olarak seçtiler. Osman radiyAllahu anh, müslümanların hakkına riayet eden çok iyi bir halifeydi. Fitne olup, yahudi ve mecusilerin yaptığı tuzak ortaya çıkıncaya kadar hilafeti devam etti.

Yahudi ve mecusilerin kurduğu tuzak semeresini vermeye başlayınca ve müslümanlar arasında büyük bir fitne ortaya çıkınca Osman radiyAllahu anh, hilafet makamı oyuncak haline gelmesin diye tek başına bu fitneye karşı çıktı ve ondan istenilen hiç bir tavizi vermedi.

Halifeliğinden, bu zor durumda olmasına rağmen vazgeçmedi. Halifeyi indirme meselesi, kargaşacıların ve onların pis emellerinin elinde oyuncak haline gelmesin diye...

Halifeye kızan herkes halifeye karşı harekete geçmesin diye...

Ve hilafet makamının hürmetini muhafaza etmek, değerini zedelememek için nefsini Allah yolunda feda etti. Müslümanlara, bu hilafet makamının ne kadar önemli olduğunu göstermek ve hilafetin heva ve hevesine uyanların oyuncağı haline gelmemesi için nefsini feda etti.

Osman radiyAllahu anh fitneciler tarafından öldürüldükten sonra, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sahabelerinden olan Medine ahalisi, Ali'yi halife seçtiler. O, hakkını savunduğu için kendisine suikast yapılıncaya kadar hilafetinde çok güzel bir örnek oldu. Hilafet  makamını koruduğu, bu makamı elde etmek isteyenlere karşı çıktığı için öldürüldü.

Şam valisi olan Muaviye b. Ebu Süfyan ile Ali arasında büyük bir anlaşmazlık vardı ve aralarında savaşlar da olmuştu. Fakat aralarındaki ihtilaf hilafet makamından dolayı değildi. Muaviye hilafeti istememiştir. Hiç kimse Ali'den hilafeti almak istememiştir. Bu, Ali radiyAllahu anh'ın hilafetini kabul ettiklerini gösterir. Şam valisi olan Muaviye hilafet iddiasında bulunmamıştır.

Çünkü hem kendisi hem de müslümanların hepsi aynı anda iki halife olmayacağını, eğer böyle bir durum olursa hilafet iddia eden ikinci kişinin öldürülmesinin farz olduğunu biliyorlardı.

"Birleşme yılı" olduktan sonra bütün müslümanlar Muaviye'yi halife seçtiler. Hasan radiyAllahu anh hilafeti ona verdikten ve beyat ettikten sonra Muaviye gücü nisbetinde hilafeti yerine getirdi. Ölmeden önce ictihad yaparak oğlu Yezid'i halife seçti. Bu ictihadında yanlış yapmış, doğrudan ayrılmıştır. Yezid, sahabelerin ve oğullarının çoğunun hoşnutsuzluğuna rağmen halifeliğine devam etti. Sahabeler ve oğulları, Yezid'in halife olmasına razı olmadıkları halde ondan başka bir halifeye beyat etmediler. Bu sahabelerin içinde Abdullah b. Zübeyr de vardı. Hüseyin b. Ali radiyAllahu anh, sahabelerle istişare etmeden bazı kişilerin tahrikiyle Yezid'e karşı çıktı. O zaman ki ehl'il hal ve'l akd'in hepsi Hüseyin'in hareketini tasvip etmemişler, halifeye karşı gelmemesini önermişlerdi. Onlardan bazıları şunlardı:

Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr, onun amcasının oğlu Abdullah b. Cafer, kardeşi Muhammed b. Ali b. Ebi Talib (Hanefiyye'nin oğlu...) vs...

Hüseyin'in, Yezid'e karşı çıkması sebebiyle, bütün müslümanları etkileyen ve Yezid'e karşı kızgınlıklarını artıran Kerbela faciası meydana gelmiştir. Bu facianın akabinde bir de Harra faciası meydana geldi. Bu sebeble bütün müslümanlar Yezid'e kızdılar. Buna rağmen Yezid'e karşı hiç kimse devrim ilan etmemiş ve hiç kimse halifelik iddiasında bulunmamıştır. Ancak şöyle bir olay oldu:

"Abdullah b. Zübeyr radiyAllahu anh, Yezid'e beyat etmek istemedi ve Beytü'l Haram'a sığındı. Yezid onu beyata ve itaata zorladı ve bu sebeble büyük bir katliam oldu. Abdullah b. Zübeyr halifelik istememiştir. Bununla beraber beyat etmek de istememiştir. Yezid'in ordusu Mekke'yi muhasara ederken Yezid öldü. Bu sebeble Yezid' in ordusu Mekke kuşatmasını bırakmaya mecbur kaldı ve Şam'a döndü. Yezid ölünce, Şam'ın dışındaki bütün müslümanlar Abdullah b. Zübeyr'e beyat ettiler. Şam, Yezid'in oğlu olan II. Muaviye'yi halife seçti. Bütün şehirler Abdullah b. Zübeyr'e beyat etti ve aynı anda iki halife bulunması caiz olmadığı için, birkaç ay sonra Yezid'in oğlu II. Muaviye, Abdullah b. Zübeyr kendisinden önce halife seçildiği için meşru halifenin o olduğunu kabul edip halifeliğinden vazgeçti.
 
 
Burada söylemeden geçemeyeceğim meseleler var:
 
Bazı insanlar ancak heva ve hevesine uyan kişiyi halife kabul ediyorlardı. Bunlar Abdullah b. Zübeyr'in aleyhine yalanlar yaymaya başladılar. Yaydıkları yalanların bazıları şunlardır:

Mekke'yi kuşatan Yezid'in ordusunun komutanı,Yezid'in ölüm haberini alınca hem kendini, hem diğer komutanları, hem de askerleri korumak için Abdullah b. Zübeyr ile anlaşmaya ve ona yanaş maya çalıştı. Fakat Abdullah b. Zübeyr onu dinlemedi ve onunla konuşmayı reddetti.

Abdullah b. Zübeyr'e halife de bulunmaması gereken sıfatlar yakıştırdılar. Ona korkak, aşırı kuşkucu, aşırı cimri dediler. Yezid'e de daha önce büyük ithamlarda bulunmuşlardı. Çocukken yaptığı şeyleri halifeyken yapmış gibi yaydılar. Yezid'e öyle ithamlarda bulundular ki onu tanıyan, onun emirliği altında İstanbul'u fethetmeye giden sahabelerden ve oğullarından hiçbiri onun hakkında böyle birşey duymamışlardı.

Hatta bu kişiler Yezid'in oğlu II. Muaviye'ye bile laf attılar. Halifeliği bıraktığı, beyatı reddettiği için ona korkak ve hasta gibi sıfatlar verdiler. Hilafeti terketmeseydi   zalim, cabbar sıfatı verirlerdi. Zaten bunlar kimseyi beğenmeyen, kimseden razı olmayan bir karektere sahiptiler. Maalesef bazı tarih yazarları bunların sözlerinden etkilenmiş ve onların söyledikleri şeyleri yazmışlardır. Bunlar, insanlar arasında yayılmış ve halifeler arasında geçen meseleleri öğrenmede kaynak olarak görülmeye başlanmıştır.

Şam'daki Kelb kabilesi dışında bütün şehir ve kabileler Abdullah b. Zübeyr'e beyat etti. Şam'daki Kelb kabileleri ise Mervan b. Hakem'e beyat edip onu halife seçtiler. Mervan da bu beyatı kabul etti.

Şer'i anlamda Mervan b. Hakem bağiye hükmündedir, ona karşı çarpışılır. Mervan b. Hakem Şam'ın baş kenti Dımeşk'e girdi ve orada Şam'ın idaresini zorla eline aldı. Sonra Mısır'ı da ele geçirdi. Buna rağmen Mervan b. Hakem halifeye karşı çıkan bağiye hükmündedir.

Sonra Mervan b. Hakem öldü. Mervan'ın oğlu Abdülmelik b. Mervan onun yerine geçti. Aynı şekilde  Abdülmelik b. Mervan da babası gibi meşru halife olan Abdullah b. Zübeyr'e karşı çıkan bağiye hükmündedir.

İslam'a göre Abdülmelik b. Mervan'a karşı savaş açılması, tevbe edinceye ve halifeye beyat edinceye kadar, onunla savaşılması gerekirdi. Fakat Abdülmelik b. Mervan çok siyasetçi ve devlet idaresini iyi bilen bir kişiydi. Bunun için mülkü yayıldı, genişledi. Abdullah b. Zübeyr'in mülkü yavaş yavaş küçülmeye başladı. Ta ki hicri 73 senesinde öldürülünceye kadar...

Abdullah b. Zübeyr öldürülünce Abdülmelik b. Mervan'a beyat edildi. O, ancak bu beyattan sonra halife oldu. Daha önce ise bağiye hükmündeydi. Fakat, Abdullah b. Zübeyr öldüğü ve İslam ümmeti ona beyat ettiği için halife hükmündedir.

Abdülmelik b. Mervan'dan sonra iki oğlu Velid ve Süleyman halife oldular ve bunlar ölünceye kadar hilafetleri devam etti.

Onlardan sonra amcalarının çocuğu olan Ömer b. Abdülaziz halife oldu ve ölünceye kadar hilafeti devam etti. Sonra Yezid b. Abdülmelik, sonra onun kardeşi Hişam b. Abdülmelik, sonra Velid b. Yezid halife oldular. Sonra Velid'in amcasının oğlu Yezid b. Velid, haramları işlediği için onu öldürdü ve onun yerine kendisi geçti. Ve vefat edinceye kadar halifeliği devam etti. Ondan sonra kardeşi İbrahim b. Velid halife oldu. Fakat amcasının oğlu Mervan b. Muhammed, İbrahim'e kızdı ve ona beyat etmedi.  Velid b. Yezid'in hapishanede olan oğulları için beyat istedi. Mervan kazandı ve halife oldu.

Bunların hiçbirisi daha önceki halifeyi, hangi şekil de olursa olsun ortadan kaldırmadan kendi hilafetini ilan etmemiştir. Emevilerin son halifelerinden hiç birisi aralarındaki anlaşmazlığa rağmen kendisinden önceki halifeyi herhangi bir şekilde ortadan kaldırmadan halifeliğini ilan etmemiştir. Emevilerin son dönemlerindeki bu ihtilaflar Emevi devletinin yıkılmasına sebeb oldu. Emevi devleti yıkılınca Abbasi  devleti ortaya çıktı.

Ebu'l Abbas'il Saffah,  Emevilerin son halifesi Mervan b. Muhammed öldürülünceye kadar imamlık için kendisine beyat istedi. Mervan b. Muhammed öldürülünce de kendi emirliğini ilan etti.... Hicri 247 senesinde halife Mütevekkil Ala'llah öldürülünceye kadar Abbasi halifeleri birbirini takip ettiler.

Hicri 247'de Mütevekkil Ala'llah öldürülünce hilafet artık zalim komutanların elinde oyuncak haline geldi. Hilafet makamının değeri kayboldu  ve bu şekilde kaldı. Gerçek idare, emirleri ve yasakları veren kişinin elindeydi. Hilafet makamı şeri sıfatını kaybetti ve zamanla yok olup gitti.
 
 
Ondan sonra İslami uyanışlar başladı. İslami hareketler, İslam şeriatini tatbik etmek istediler. Fakat bu isteklerinin hepsi teorik idi. Bu cemaatlerin emiri tıpkı oyuncak halife gibiydiler. Hatta bazıları emir varken başka emir seçerlerdi. Kafalarına göre bir neden ortaya atarak, emir ülkenin dışında olduğu için mevcud olan emirden başka bir emir seçmeye yeltendiler. İstediklerini bulunca daha önce istedikleri şeyi unuturlardı. Da ha önce halifenin belli şartlar dışında azledilememesi meselesini unuttukları gibi...

Hatta bazı cemaatler bir emir seçer, sonra bu emiri belli kişilerin heva ve hevesine uyarak değiştirirlerdi. Belli bir süre sonra eski emiri tekrar seçerlerdi. Bu emir de azledilmesini ve tekrar seçilmesini kabul ederdi. Hatta ona her beyat için gelindiğinde eski emir o beyatı kabul ederdi. Hatta bazen emirin haberi olmadan onu azlederler ve başka emir tayin ederlerdi. Bu şekilde bir kaç senenin içinde cemaatin bir kaç tane emiri olurdu. Onlardan birisi gelip içlerinden bir emir seçildiğini ilan ettiğinde ona; "daha önceki emiri ne yapacaksınız" ve "ona ne diyeceksiniz?" diye sorulunca; "seçim yaparız, zaten seçimde istediğimiz kazanacaktır" derdi.

Böylece seçim bahanesiyle emir ile oynarlardı. Yola çıkış sebebleri İslam şeriatini tatbik etmek olduğu halde İslam şeriatine muhafelet ederek bunu yaparlardı. İslam'ın hareket metodunu tatbik etmekten uzak oldukları müddetçe, iddia ettikleri İslam'ı tatbik etme gayelerinden de uzaktırlar. İslam'a davet ettiklerini iddia etseler de onların İslam'la alakası yoktur. Çünkü davet ettikleri şeyle tatbik ettikleri şey aynı değildir.

İnsanları İslam'ı tatbik etmeye davet ettiği halde kendi nefsinde İslam'ı tatbik etmeyen nasıl İslam'ı hakim kılar?!

İslam'ın hayatın her yönüne hükmeden, her zaman ve mekana uygun bir sistem olduğunu, idari sistemimizi, hareket metodumuzu, sosyal, siyasal ve iktisadi hayatımızı İslam'a göre düzenlememiz gerektiğini söylediğimiz halde fert ve toplum olarak İslam'ın hükümlerine ters davranışlarda bulunursak İslam'ı insanlara doğru olarak tanıtamayız.

İslam nizamı, pratik hayata uygulanması gereken bir nizamdır. Bu yüzden müslümanlar olarak insanları İslam'a davet ederken pratik hayatımızda da tatbik ederek insanlara İslam'ı tanıtmamız gerekir.


Halife, haktan ayrılır veya hükümdarlığında çok fesat ve zulümler yapmaya başlarsa ona nasihat etmek onu uyarmak, hakka dönsün diye baskı yapmak ve onu korkutmak gerekir. Yapılacak hareketin başarıya ulaşa cağından, ondan daha iyisinin onun yerine getirileceğinden ve bir fitne çıkmayacağından emin olmadıkça halifeye karşı çıkmak caiz değildir.



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google