Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Elfaz-ı Küfür ve Ef'al-i Küfür  (Okunma sayısı 14070 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hak Mücadelesi

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İleti: 1245
Elfaz-ı Küfür ve Ef'al-i Küfür
« : 27 Mart 2012, 17:41:23 »

Elfaz-ı Küfür (Küfür sözler - insanı dinden çıkaran kelimeler)
 
Ef'al-i Küfür (Küfür ameller - insanı dinden çıkaran ameller, hareketler)

 
İslam itikatında bazı küfür sözler “elfaz-ı Küfür” ve küfür hareketler “ef'al-i Küfür” vardır ki bizatihi küfürdür niyete bakılmaz ve bunlar niyetle kayıtlı değildir. Şeriatın haram veya küfür gördüğü ameller asla niyete göre değildir. Bir müslüman şirk, küfür ve haram olan bir ameli işlerken onu iyi niyetle işliyor olsa bile bu küfürdür iyi niyeti onu müşrik olmaktan kurtarmaz. Küfür söz şakayla söylense, kalben tasdik edilmese de kalpte olan iman kişiye fayda vermez, söylenen sözün hükmü, hem kul indinde hem de Allah indinde gerçekleşir. İşte bu kişiler Allah’ın ve kulların yanında kafirdirler. Bu konuda bütün alimler ittifak etmişlerdir.

Şaka ve eğlence niyetiyle yapılıyor olsa bile Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in diniyle veya O’nun mükafat ve ceza olarak bildirdiği şeylerle alay etmek, eğlenmek ve oynamak küfürdür ve İslam milletinden çıkmaktır.  Bu kimse söylediği sözün gerçeğini kastetmediğini o sözü söylerken kalbiyle o söze inanmadığını şaka ve eğlence niyeti ile yaptığını iddia etse bile İslam milletinden çıkar kafir ve mürted olur. 

Şaka ilede olsa açık bir söz söylediği halde; “ben bu sözün manasını kasdetmedim ve bu  sözün hükmünü bilmiyorum” diyen kişinin hükmü ile açık olmayan lafızlardan, cehaletinden dolayı manasını bilmeden bir söz söyleyen veya bir kaç manaya gelen sözleri iyi manayı kasdederek söyleyen bir kimsenin hükmü arasında fark vardır!

Şöyle ki;

* Cehaletinden dolayı manasını bilmeden bir söz söyleyen veya bir kaç manaya gelen sözleri iyi manayı kasdederek söyleyen bir kimse cehaletinden dolayı mazeretlidir ve söylediği sözden dolayı günahı yoktur.

* Lafızların manasını bilerek açık (sarih) ve tek manaya gelen sözleri, şaka ile veya  ikrah olmadan korktuğundan dolayı ya da dünyalık bir menfaati elde etmek için kalben tasdik etmeyerek söylemek dahi kişiyi kafir yapar. Her ne kadar lafzın hükmünü kastetmeyip lafzı kastetmiş olsalar bile böyle kişiler mazeretli sayılmazlar.
 
 
Şunu iyice bilmeliyiz ki;

Kişi küfür olan bir söz söylerse hemen tekfir edilmez şartlar tahakkuk etmeli ve engeller ortadan kalkmalıdır. 
 
 
Kat’i Hüküm Hangi Konularda Verilmez:
 
* Şüphe varsa kat’i hüküm verilmez.

* Zan varsa kat’i hüküm verilmez.

* İhtimal varsa kat’i hüküm verilmez.

* Tevili mümkünse kat’i hüküm verilmez.

* Çift manaya geliyorsa kat’i hüküm verilmez.

* Varsayımla kat’i hüküm verilmez.

* Olasılıkla  kat’i hüküm verilmez.

* Heva ve hevesle yani nefsine göre kar'i hüküm verilmez

* Bilinmeyen bir meseleye kat’i hüküm verilmez.

* Gayıp olan bir meseleye kat’i hüküm verilmez.

* Açık olmayan kapalı bir meseleye kat’i hüküm verilmez.

* Olmamış, vuku bulmamış bir duruma kat’i hüküm verilmez. 
 
 
Kat’i Hüküm Hangi Durumlarda Verilir:
 
* Hakkında kat’i nas olan durumlarda verilir.

* Bizati küfür olan durumlarda verilir.

* Büyük şirk işleyen kimselere verilir.

* Sabit ve somut bir meseleye verilir.

* Hakkında kat’i deliller olan durumlarda verilir.
 
 
Açık manası tek olan bir söz söylediği halde; “ben bu sözün manasını kasdetmedim ve bu  sözün hükmünü bilmiyorum” diyen kişinin hükmü nedir?
 
Açık (sarih) sözler, manası tek olan sözler, söylendiğinde kişinin niyetine bakılmaz. Söylenen sözlerin manasına bakılır. Açık sözler söyleyen kişi her ne kadar o sözün hükmünü bilmediğini veya o sözün manasını kastetmediğini iddia etse bile söylediği sözün gerektirdiği hükmü alır. 

Örneğin:

* Bir kişi Allah’a söverse sonra niyetim Allah’a sövmek değil derse de bu kişi açık ve tek manaya gelen bir söz söylediğinden dolayı küfre girmiştir tekfir edilir.

* Eğer kişi ikrah olmadan şaka ile bile ben mülhidim (Allah’a inanmıyorum) diyor ve mülhidin manasının ne demek olduğunu biliyorsa niyetim böyle değildir dersede bu kişinin niyetine bakılmaz  kafir olur. Şayet ben bunun küfür olduğunu bilmiyordum dese bile bu sözünden dolayı mazeretli sayılmaz.
 
 
Açık (sarih) manası tek olan sözler söyleyen, o sözün hükmünü bilmeyen ve manasını kastetmeyen kişinin niyetine bakılmayacağına, mazeretli olmadığına ve sorumlu olacağına dair deliller:
 
Tebuk savaşının dönüşünde bazı müslümanlar, Rasulullah ve sahabelerle şaka yoluyla alay ettiler. Bunlar hakkında ayet indi.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Onlara niçin alay ettiklerini sorarsan: “Biz sadece lafa dalmış sakalaşıyorduk” derler. Onlara de ki: “Allah, ayetleri ve rasulü ile mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin. Çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz. İçinizden bir zümreyi affetsek de suç işlemiş olduklarından dolayı diğer bir zümreye azab edeceğiz.” (Tevbe: 65-66)

İbn-i Ömer (r.a), Muhammed b. Ka’b, Zeyd b. Eslem, Katade (Allah hepsinden razı olsun) şöyle naklediyorlar:

“Tebük seferi esnasında bir adam, Rasulullah ve Kur’an okuyabilen sahabeleri kastederek şöyle dedi:

“Şu bizim kurramızdan (okuyucularımızdan) daha obur, daha yalancı ve düşman karşısında daha korkak kimse görmedik.”

Onlar Rasulullah’a gelerek:

“Ey Allah’ın rasulü! Biz sadece yol yorgunluğunu gidermek için lafa dalmış şakalaşıyorduk” dedi.

İbn-i Ömer (r.a) diyor ki:

“Gözümün önünden gitmiyor. Adam, Rasulullah’ın bindiği devenin üzengilerini tutmuş, ayakları taşlara çarpa çarpa habire:

“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” diyordu.

Rasulullah (s.a.s) de: “Allah, ayetleri ve rasulüyle mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin. Çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz...” cevabını tekrar ediyor ve bir tek kelime ilave etmeyerek onun yüzüne bile bakmadan gidiyordu.”
(Buhari)
 

Kurtubi, Tevbe 64-66 ayetinin tefsirinde Kadı Ebu Bekr b. el-Arabi’den şöyle nakletmektedir:
 
“Allah’ın ayetlerine ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e laf atanlar, ya ciddi bir şekilde söylemişlerdir veya şaka yoluyla söylemişlerdir. Bu iki durumdan hangisi olursa olsun küfürdür. Çünkü küfürü şaka yoluyla yapmak küfürdür. İslam ümmetinin arasında bu konuda bir ihtilaf yoktur.” (İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an Tevbe 64-66 ayetinin tefsiri)
 
Abdullatif şöyle demiştir:
 
“Fıkıh alimleri ve diğer alimlere göre; irtidatla ilgili ve diğer konularda açık sözler söyleyen bir kimse söylediği sözün manasını değil, başka bir şeyi kastettiğini söylese bile, o kimseye söylediği sözün hükmü uygulanır. Alimlerin sözlerini okuyan bir kişi bu hükmü muhakkak görür ve bilir.” (El-Minhac s: 134)
 
İbni Teymiye şöyle demiştir:
 
“Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Şayet onlara sorarsan: “Muhakkak ki biz eğlenip, oynuyorduk” derler. De ki: “Allah’la, ayetleriyle ve rasulüyle mi alay ediyorsunuz?” (Tevbe: 65)

Bu ayete göre onlar söyledikleri sözü itiraf edip Rasulullah’a mazeretlerini belirttiler. Buna rağmen Allah (c.c) onlar hakkında şöyle buyurdu:

“Özür beyan etmeyin. Öyle ki siz imanınızdan sonra küfre girdiniz.” (Tevbe: 66)

Bu gösteriyor ki; bu kişiler o sözü söylerken küfre girdiklerini bilmemekte, bilakis o sözün küfür olmadığını zannetmekteydiler. Bu demektir ki; Allah’la, ayetleriyle, rasulüyle alay etmek küfürdür. Kişi inanmadan yapsa bile kafir olur. Bu kimseler zayıf imanlı kimselerdir. Onlar bu ameli işlerken onun haram olduğunu zannederek işlediler. Bunu yaptıklarında küfre gireceklerini ise zannetmediler. Oysa işlemiş oldukları bu amel küfür idi. Her ne kadar caiz olmadığına inansalar ve küfür kastı ile söylemeseler bile işledikleri bu amel sebebiyle küfre girdiler.” (Fetvalar c: 7 s: 273)
 
İbni Teymiyye bir başka yerde şöyle demiştir:
 
“Kim küfür sözü söyler ve küfür ameli işlerse bunu kafir olma niyetiyle işlemezse bile kafir olur. Çünkü Allah’ın dilediği dışında çok az kişi küfür kasdıyla küfür sözü söyler ve küfür ameli işler.” (Es-sarim El-Meslul s: 177)
 
Muhammed b. Abdulvahhab şöyle demiştir:
 
“Bir kimse açık olan küfür sözü söyler, fakat bunun küfür olduğunu bilmezse bu konuda mazeretli olmaz. Çünkü Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Özür beyan etmeyin. Öyle ki siz imanınızdan sonra inkar ettiniz.” (Tevbe: 66)

Bu ayette küfür sözü söyleyenler Rasulullah’a, bu sözü küfür kastı ile söylemediklerini söylediler. Fakat buna rağmen tekfir edildiler.” (Necd Tarihi s: 452)            

Şeyh Süleyman b. Abdullah b. Şeyh Muhammed b. Abdulvehhab (Hicri 1233 yılında vefat etmiştir) şöyle dedi:
 
“Allah (c.c) sana rahmet etsin. İnsan müşriklere ve dinlerine buğzetmesine rağmen, onlardan korkması, onları idare etmek istemesi, onların şerlerini defetmek için zahiren müşriklerin dinini kabul ettiğini göstermesi neticesinde velev ki İslam dinini ve müslümanları seviyor olsun yine de onlar gibi kafir olur. Hatta sadece kafirlerin dinlerini zahiren kabul ettiğini gösterse bile yine de kafir olur. İslam diyarında  olmasına rağmen kafirlerin itaatine giren, batıl olan dinleri kabul ettiğini gösteren, onların dinlerine malıyla ve gücüyle yardımcı olan, mü’minlerle dost olmayıp kafirlerle dost olan, tevhid ve ehlinin askeri iken  şirk ve şirk ehlinin askerlerinden olan kişinin durumu acaba nasıl olur? Hiç bir müslüman onun Allah (c.c) ve rasulünün  en şiddetli düşmanı olduğunda şüphe etmez.

Ancak ikrah altında olan hariç. Müşrikler tarafından tutuklanan ve ikrah altında olan kişi, kendisine  küfür olan şeylerden; “şunu  söyle, bunu yap, eğer yapmazsan, söylemezsen  seni öldürürüz” diye söylendiği  veya onların  istediklerini  verinceye kadar şiddetli işkenceye tabi tutulduğu zaman, işte bu durumdayken kalbi imanla dolu olduğu halde müşriklerin istediğini diliyle kabul edebilir. 

Küfür kelimesini şaka yoluyla söyleyen kişinin  küfre gireceğinde bütün alimler icma etmişlerdir. Acaba korktuğundan dolayı ve dünya metaı elde etmek için küfür işleyen kişinin durumu nasıl olur? (Elbette daha kafirdir.)

Şimdi Allah’ın yardım ve desteğiyle söylediğim hükümlerin bazı delillerini zikredeceğim.” (Sonra 21 delil zikretmiştir) (Ed-Delail Kitabının Başında, Ed-Düreru’s-Seniye  c: 8 s: 121)
 
Şeyh Abdurrahman b. Hasan ale’ş-Şeyh şöyle demiştir:
 
“Alimler (Allah onlara rahmet etsin) doğru yolda yürüyerek  mürtedin hükmünü belirtmişlerdir. Mürtedin hükmünü belirtirlerken onlardan hiçbirisi: “Bir kimse şehadeti bozan küfür bir sözü veya küfür bir ameli cehaleti sebebiyle işlese kafir olmaz” diye söylememiştir. Allah (c.c) Kur’an’ı kerimde müşriklerin bazılarının cahil ve taklitçi olduklarını, buna rağmen  azaba uğradıklarını, cehaletleri sebebiyle mazeretli sayılmayıp azabtan kurtulamadıklarını haber vermiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın şeytana tabi olur. Muhakkak ona (şeytana) dost olanı, (şeytanın) saptıracağı ve alevli bir azaba ulaştıracağı yazılmıştır.” (Hac: 3-4) (Ed-Dürerü’s-Seniyye c: 11 s: 478–479)
 
İmam EsSan’ani şöyle dedi:
 
“Fıkıh alimleri fıkıh kitaplarında Riddet babında apaçık bir şekilde şöyle diyorlar:

“Manasını kastetmezse bile küfür kelimesini söyleyen kimse küfre girer. Kendilerinin yaptıkları amelden dolayı şirke gireceklerini bilmemeleri İslam’ın hakikatini, tevhidin mahiyetini bilmediklerini gösterir. İşte bundan dolayı İslam’a hiç girmemiş kafirlerden olmuşlardır.

Eğer “bunlar müşrik olmuşlarsa onlarla cihad etmek vacip olmuştur. Ve Rasulullah (s.a.s)’ın müşriklere karşı takındığı tavrı takınmak gerekir.” dersen sana şöyle cevap veririm:

“Alimler bu hükmü vermişler ve şöyle demişlerdir:  “Savaş açmadan önce onları tevhide çağırmak gerekir” (Tathiru’l İtikad An Edran el-İlhad  s: 22)
 
Ziyaeddin el Kudsi şöyle demiştir:
 
Allah-u teala şöyle buyuruyor:

“Onlara niçin alay ettiklerini sorarsan: “Biz sadece lafa dalmış sakalaşıyorduk” derler. Onlara de ki: “Allah, ayetleri ve rasulü ile mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin. Çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz. İçinizden bir zümreyi affetsek de suç işlemiş olduklarından dolayı diğer bir zümreye azab edeceğiz.” (Tevbe: 65-66)

Ayette geçen; “Biz sadece lafa dalmış sakalaşıyorduk” sözünü söyleyenler yaptıkları işi şöyle açıklıyorlardı.

“Biz gerçek manada alay etmeyi kasdetmiyorduk, biz ancak eğlenip oynuyorduk, eğlenmeyi ve oynamayı kastediyorduk. Uzun yol yorgunluğunun ağırlığını hafifletmek için sadece şaka yapıp eğlenmekti gayemiz.”

Fakat yüce Allah, onların bu savunmalarına rağmen onları yine de tekfir etti. Çünkü Allah, rasulü ve dini konusunda eğlenme ve oynama caiz değildir. O nedenle ayetteki kimseler işte böyle sözleri söyledikleri için küfre girdiler. Oysa onlar bu alay sözünü söylemelerinden önce mü’mindiler.

Bu durumda şu iyi anlaşılmalıdır ki; Allah-u teala ve Rasulü Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem ile ve onun dininden ve şeriatinden herhangi bir şeyle alay etmek küfürdür ve İslam milletinden çıkmaktır. Alay eden kimse şaka ve eğlence niyetiyle yapıyor olsa bile...

Allah-u teala, O’nun ayetleri veya Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’le ya da onun getirdiği din ve şeriatten herhangi bir şeyle alay eden kimse, söylediği sözün gerçeğini kastetmediğini iddia etse bile kafir olur. Bu kimse namaz kılsa da, oruç tutsa da böyle bir söz söylediği için mürted olur. İster o sözü söylerken kalbiyle o söze inansın, isterse inanmasın fark etmez, yine de kafir ve mürted olur.

Tevbe suresi 65 ve 66. ayette söz konusu olan kimseler böyle yaptıklarında kafir olacaklarını bilmiyorlardı. Bu sebeple sözün gerçek mahiyetini kastedmediklerinden ve şaka yoluyla söylediklerinden dolayı özür sahibi olacaklarını zannediyorlardı. Buna rağmen mazeretleri kabul edilmedi ve onları irtidat etmekten alıkoymadı.

İşte Allah-u teala’nın bu konudaki hükmü budur. O, dilediği şekilde hüküm verir ve hükmünde takipçisi yoktur. (İşte Tevhid s:)
 

İnsanlar bilmeden de kendilerini küfre götürecek bir takım söz ve davranışlarda bulunabilirler ve kendilerinin doğru yolda olduklarına inanırlar. Allah (c.c) Kur’an’ı Kerim’de bir çok ayetinde insanların çoğunun cahil ve bilgisiz olduklarını bu yüzdende şirke düştüklerini ve cehaletlerinin kendileri için mazeret olmadığını bildirmiştir.

Allah (c.c) bir çok ayette bu konularla alakalı olarak  şöyle buyuruyor:

“Hamd, Allah’a aittir de! Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Lokman: 25)

“Biz onları, yalnızca hak ile yarattık. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Duhan: 39)

“Fakat insanların çoğu bilmiyor.” (Casiye: 26)

“Onun
(asıl) koruyucuları sadece korkup sakınanlardır. Ancak onların çoğu bilmezler.” (Enfal: 34)

“
(Bunlar) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Tevbe: 66)

“Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.” (Kehf: 104)

“Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf: 37)

“Öyle yaparsanız siz farkına varmadan amelleriniz boşuna gider” (Hucurat: 2)

“Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü o’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer: 67)

“İşte! Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40)


İbn Kesir Yusuf: 40 ayetinin tefsirinde şöyle diyor:

“Yani; insanların çoğu cehalet sebebiyle müşriktir.” (İbn Kesir Tefsiri)
 
Bazı kimseler insanları islamdan saptırmak için şöyle iddiada bulunmaktalar:

“Cahillikle küfür işleyen kafir olmaz ancak inad edenler tekfir edilirler”
 
Bu batıl bir iddiadır, doğru değildir. O zaman cehaleti sebebiyle küfür işleyen yahudi, hristiyan, güneşe, aya ve putlara secde edenlerin ve Ali b. Ebi Talib’in ateşte yaktığı kişilerin tekfir edilmemesi gerekirdi.(1) Oysa bunların hepsi cahil kemselerdi. Halbuki alimler, yahudileri ve hırıstiyanları tekfir etmeyen veya onların küfürlerinde şüphe edenlerin küfürleri hakkında icma etmiştir. Biz de yakinen biliyoruz ki; yahudilerin ve hristiyanların çoğu cahildir...

Te’vilden, ictihadden, hatadan, taklitden veya cahillikten dolayı küfür işleyen bir kimseyi özür sahibi kabul etmek kitaba, sünnete ve icmaya muhalliftir. Bunda şüphe yoktur. Bu, dinin aslına terstir.

Eğer bir kimse dinin aslından uzaklaşmışsa küfründe şüphe olmaz. Muhammed (a.s)’in risaletinden şüphe eden kimsenin tekfiri konusunda duraklayanın yaptığı nasıl küfürse, bu da aynı böyledir...

______________________

1) İmam Buhari (T.256 h.) Sahihinde Mürtedlerin tevbe etmelerini istemek kısmında İkrime’nin rivayet ettiği haberde buyuruyor ki: “Ali radıyAllahü anh zındıkları topladı ve yaktı. Bu olayı ibni Abbas duyunca buyurdu ki: Rasulimiz, “Allah’u teâlânın azabı ile azap etmeyin” buyurduğu için ben olsaydım yakmazdım. Onları Rasulullah’ın (Dinini değiştireni öldürün) sözüne istinaden öldürürdüm.”

Mutezilenin ileri gelenlerinden Cahiz (t.255 h.) Beyan ve Tebyin (83-81) kitabında İbni Sebe’den bahsetmektedir. Hz. Ali’nin zındıkları yaktığı haberi sihah, sünen ve Mesenid kitaplarında bildirilmektedir. Örneğin; Sünen Ebu Davud (4/126) Nisai (7/104) Hakimin Müstedreki (3/538)

İbni Hazm (t.456 h.) diyor ki: “İslamiyet’te Allah’u teâlâdan başkasına ilahlık isnat edenlerin başı melun el Humeyri Abdullah bin Sebe ve arkadaşlarıdır. Sebeciler Hz. Ali’ye gelerek dediler ki: O sensin! Hz. Ali onlara dedi ki O kim? O sensin, Sen Allahsın dediler. Hz. Ali ateş hazırlatarak onları yaktı.” (Fasıl fil Milel ve Nihal 4/186)

Şu tarihi bir gerçektir ki Hz. Ali’nin kendisine ilah diye iftira edenlerden yaktığı kişiler, Abdullah bin Sebe’ye uyanlardı.
 

Allah (c.c) bir çok ayetde saptırıldıklarını dile getiren kişilerin mazeretlerini kabul etmeyip, helak ettiği kimselerin bir kısmının tabi olanlar, diğer kısmının da tabi olunanlar (reis-liderler) olduklarını, bunların sonuç itibariyle azapta müşterek olduğunu ve suçu birbirlerine yüklediklerini haber vermiştir. Allah cahillikleri sebebiyle tabi oldukları insanlar tarafından saptırılan insanları mazur görmemiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“(Kıyamet gününde Allah onlara) diyecek ki:

“Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin. Her ümmet girdikce
(ta’bi oldukları) yoldaşlarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (Cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için “Ey rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten kat kat azap ver.” diyecekler. “Allah’da (onlara)” “Herbiri için kat kat azap vardır. Fakat siz bilmezsiniz” diyecek. Öncekiler de sonrakilere derler ki:  “Sizin bize bir üstünlüğünüz yok ki. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.” (A’raf: 38-39) 

Böylesi ayetlerde anlatıldığına göre tabi durumunda olanlar Rablerine haklı olduklarını şu gerekçe ile ifade etmişlerdir.

“Yüzlerinin ateşte çevrileceği gün derler ki: “Yazıklar olsun bizlere! Keşke bizler de Allah’a itaat etseydik ve rasule de itaat etseydik!”  (Yine) derler ki: “Rabbimiz! Muhakkak ki biz, reislerimize ve büyüklerimize itaat ettik. Onlar da bizi (doğru) yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara azabtan iki kat ver ve büyük bir lanetle onlara lanet et!” (Ahzab: 66-68)      

Bugün günümüzde insanların büyük bir çoğunluğu sırf bilgisiz ve cahil olmaları sebebiyle, ta’bi oldukları alimler, hocalar ve bilginleri tarfından tevhidi çizgiden bile bile saptırılmaktadırlar.

Eğer gerçekten cehalet, günümüzdeki  belamların iddia ettiği gibi özür olsa idi Allah (c.c) bu saptırılan kimselere sizin bir günahınız yoktur. Sizler bilgisiz olduğunuz için size azap etmeyiz, sizi cehenneme atmayız derdi. Ama Allah (c.c) onların cehalet ve bilgisizliklerini kabul etmeyip, herkesin azabı kat kattır fakat siz bunu bilemezsiniz diyerek cahillik iddialarını yüzlerine çarparcasına ayetlerini hatırlatıyor.

Müşriklerin öncüleri yani; tabi olunan, itaat edilen liderler ve reisler, kendilerine tabi olup taklid edenlerle birlikte ateşe gireceklerdir.

Allah’a iftira eden ve O’nun ayetlerini yalanlayan her müşrik topluluğu ateşe girdikçe ve ateşin şiddetli azabını, oradaki zilleti, ihaneti ve alçaklığı gördükçe dünyada tabi olduğu, taklit ettiği  yoldaşlarına, liderlerine lanet eder. Zira o kimse, onları taklid etmesi ve küfürde onlara tabi olması sebebiyle cehenneme girmiştir.

Bütün müşrik ve kafirler cehennemde toplandığında,  sonrakiler yani; tabi olanlar, liderlerini taklid edenler, öncekileri yani; tabi olunan liderleri ve reisleri hakkında Allah’a şöyle derler:

“Ey Rabbimiz! Dünyada bizi saptıranlar işte bunlardır. Onları taklid ettiğimiz ve onlara tabi olduğumuz için şirke girdik, hakkı göremedik ve böylece doğru yolu bulamadık. Ey Rabbimiz! Bizi saptırdıkları için onlara ateşten bir kat daha fazla azab ver.”
diyecekler.

Müşriklerden tabi olunan, itaat edilen liderler ve reisler, sonrakilere yani; kendilerine tabi olup itaat edenlere şöyle derler:

“Sizin bizden ne üstünlüğünüz  var ki, bizim için iki kat azap istiyorsunuz? Biz sadece Allah’a isyana davet ettik ve şirk yollarını gösterdik. Sizi zorlamadık ki! Sizler bizim davetimize kendi serbest iradenizle ve isteyerek icabet ettiniz. Bizler nasıl sapmış, şirk koşmuş, Allah’a iftira etmiş, Allah’ın ayetlerini yalanlamış, insanların hakka bağlanmalarına, hak yolda yürümelerine engel olmuşsak, sizler de bizler gibi yaptınız. Öyleyse bu  amelleri işleme bakımından sizler de bizimle eşitsiniz. Aramızda herhangi bir fark  yoktur. Azapta ortağız. Bu nedenle sizler de bizim gibi iki kat azap görmelisiniz, azabınızın hafifletilmesini haketmiyorsunuz. Yaptıklarınızdan dolayı, sizler de cehennemin şiddetli azabını tadın bakalım!”

Şirk ve küfür işleyenler,

Başkalarını saptırıp hak yoldan alıkoyanlar,

Tabi olanlar, tabi olunanlar,

Lider, şeyh, komutan ve hocalar,

Bunların dediğini yapan memur, mürid, asker ve öğrenciler,

Evet, küfür ve şirkte öncülük edip yol gösterenler ve bunların yolundan gidenler hep birlikte ateşe gireceklerdir.


Allah (c.c) bu konuyla alakalı olarak başka ayetlerde şöyle buyurmuştur:

“O vakit, tabi olunanlar, tabi olanlardan ayrılarak uzaklaşmıştır ve (her iki taraf da) azabı görmüştür ve onların (aralarındaki) bütün bağları da kopup parçalanmıştır. Tabi olanlar: “Ah keşke bir kere daha (dünyaya) döndürülsek de onların bizden ayrılarak uzaklaştıkları gibi biz de onlardan ayrılarak uzaklaşsak” derler. Allah, böylece onlara işledikleri amelleri hasretler (pişmanlıklar) halinde kendilerine gösterecektir ve onlar ateşten çıkacak da değildirler.” (Bakara:  166-167)

“Birbirlerinin karşısına geçip sorarlar. Derler ki: “Muhakkak ki siz, bize sağdan geliyordunuz.” Onlar da derler ki: “Aksine, sizler mü’min değildiniz. Bizim, sizin üzerinizde hiçbir gücümüz de yoktu. Zaten siz, haddi aşan bir kavimdiniz.”  Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Şüphesiz ki biz
(azabı) tadıcılarız.  Sizi biz, azdırdık. Şüphesiz, biz de azgınlardandık.” Muhakkak ki onlar,  o gün azabta ortaktırlar.” (Saffat: 27-33)
 

Açık olmayan lafızlardan manasını bilmeden bir söz söyleyen veya bir kaç manaya gelen sözleri iyi manayı kasdederek söyleyen bir kimsenin hükmü nedir?
 

Açık olmayan lafızlardan manasını bilmeden bir söz söyleyen veya bir kaç manaya gelen  sözleri iyi manayı kasdederek söyleyen bir kimse cehaletinden dolayı mazeretlidir ve söylediği sözden dolayı günahı yoktur.

Örneğin:

* Demokrasinin şura demek olduğunu zanneden biri biz demokrasi istiyoruz derse bu kişi tekfir edilmez. Fakat demokrasinin halkın kendi kendisini idare etmek demek olduğunun anlamını bilerek söyleyen kişi küfrü kastetmesede tekfir edilir.         

* Kişi Rasulullah (s.a.v)’e bizi dinle anlamında ‘raina’ derse bu kişi tekfir edilmez. Ancak kim ayıplama, kınama kastıyla ‘raina’ derse bu kişi bunun küfür olduğunu bilmese ve bunu (küfrü) kastetmemiş olsa bile yine de tekfir edilir.

* İmam el-Behuti mürtedler babında “Tevrat’a Sövenler Hakkında” şöyle demiştir:

“Eğer Tevrat’a (ki bu bir kaç manaya gelebilen açık olmayan bir sözdür) söverken tahrif edilmiş Tevrat’ı kastediyorsa ona herhangi birşey yoktur (suçlu değildir). Eğer Allah’ın indirdiği Tevrat’ı kastetmişse öldürülür ve tevbesi kabul edilmez. Aynı şekilde yahudilerin dinine lanet ederse, eğer inandıkları tahrif edilmiş dini kastetmişse ona herhangi birşey yoktur.” (Keşşafu’l Gına’ c: 6 s: 171)
 
Sözlerin manalarını bilmemek şu şekilde olur:
 
* Bilmeden konuşan, yani; sözün gerçek manasını bilmeyen veya söylediği sözlerin manasını bilip fakat o manayı kasdetmeyen. (Tabi ki bu açık olmayan sözlerde olur.)

*  Akletmediği halde sözler söyleyen.

* Aklı başında olmadığında, deli veya uykuda ya da şarhoş olduğunda manası açık olan sözler söyleyen.
 
 
Açık olmayan lafızlardan manasını bilmeden bir söz söyleyen veya bir kaç manaya gelen  sözleri iyi manayı kasdederek söyleyen bir kimsenin cehaletinden dolayı mazeretli olduğuna ve sorumlu olmayacağına dair deliller:
 
1- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Rabbimiz! Unutmuş, yahut hata yapmışsak (bu yüzden) bizi sorumlu tutma.” (Bakara: 286)
 
2- Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kendisinde hata yaptıklarınızda üzerinize bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin kastettiğinde
(günah var)dır. Şüphesiz ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (Ahzab: 5)
 
3-
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah sizi yeminlerinizdeki “lağv”dan dolayı sorumlu tutmaz. Ancak kalblerinizin kazandığından
(bilerek yaptığınız yeminlerinizden) dolayı sizi sorumlu tutar. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (Bakara: 225)
 
4-
Rasulullah (s.a.v) şöyle demiştir:

“Allah (c.c) ümmetimi hataen ve unutarak işledikleri sebebiyle sorumlu tutmaz.”
(İbni Hibban, Hakim rivayet etti ve  sahih dedi.)
 
5- Kaybettiği bineğini bulduğunda aşırı sevinç sebebiyle:

“Ey Allah’ım! Ben senin rabbinim, sen benim kulumsun” dediği halde bu sözün manasını kastetmediği için sorumlu tutulmayan kişi hakkındaki rivayet. Bu rivayet Müslim’de geçmektedir.

İbni Teymiye şöyle demiştir:

“Kişinin kasıtlı olmadan, dil sürçmesinden veya sevinçten dolayı şaşırarak Allah hakkında:

“Ben senin rabbinim sen benim kulumsun” demesi gibi...”  (Bekri’ye karşı yazdığı reddiye S:244)
 
6- Hamza (r.a) içki haram olmadan önce içki içip sarhoş olduğunda Rasulullah (s.a.v)’e ve onunla beraber olanlara:

“Siz ancak benim ve babamın kölelerisiniz” dedi. (Buhari)

Hamza (r.a) söylediği bu sözü sarhoş değilken söylese idi küfre girerdi.

İbni Kayyım bu konuda şöyle demiştir:

“Hamza (r.a) sarhoşken söylediği sözü sarhoş değilken söylese idi mürted ve kafir olurdu. Fakat Hamza (r.a) söylemiş olduğu bu sözü sarhoşken söylediğinden dolayı sorumlu tutulmadı.” (El-Hedy)
 
7- Rasulullah (s.a.v) şöyle demiştir:

“Kızgınlıktan dolayı ne dediğini bilmeyen bir kişinin bu haldeyken yaptığı boşama ve köle azat etmesi geçersizdir.” (Ebu Davud, Ahmed)
 
8- Rasulullah (s.a.v) şöyle demiştir:

“Kalem üç kişiden kaldırıldı. İyileşinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uykuda olandan ve büluğa erinceye kadar çocuktan.”
(Ebu Davud, İbni Hibban)
 
İbni Teymiye şöyle demiştir:

“Bir kişi bir şeye inandığı gibi yemin ederse sonra bu şeyin yemin ettiği gibi olmadığı ortaya çıkarsa bu kişi sözünde hatalıdır. Fakat Allah katında sorumlu değildir. Alimler bu konuda ittifak etmişlerdir.” (Fetvalar c: 19 s: 210)



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google