Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Ailesine Karşı Üstün Sıfatlara Sahip Olan Erkek  (Okunma sayısı 9228 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tevhidi İnanç

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 1290
  • Şüphesiz İslâm bir gün hakim kılınacaktır..
Ailesine Karşı Üstün Sıfatlara Sahip Olan Erkek:


Daha önce beyi tarafından sevilen iyi bir kadın nasıl olmalı meselesine değinmiş ve böylece üstün olan müslüman bir kadının sıfatlarını ortaya koymuştuk. Şimdi ise ailesine karşı en üstün sıfatlara sahip bir erkeğin nasıl olması gerektiği konusu üzerinde duralım. Zira İslam’a göre kadının bir takım hak ve sorumlulukları olduğu gibi erkeğin de bir takım hak ve sorumlulukları vardır. O halde bu hak ve sorumlulukların iyi bilinmesi gerekir ki kimse kimsenin hakkına tecavüz etmesin, kimse kimsenin sorumluluğunu iptal edecek hal ve tavırlar içerisinde olmasın. Bu sebeple erkek, kadından bir talepte bulunacaksa mutlaka delile dayanarak talepte bulunmalı, aynı şekilde kadın da erkekten bir talepte bulunacaksa mutlaka bir delile dayanarak talepte bulunmalıdır. Çünkü Allah (c.c) her iki tarafın da birbirlerine karşı olan haklarını bildirmiştir ve böylece müslüman olan kişi Allah (c.c)’ın bildirdiği sınırın dışına çıkmaz. O halde şimdi kadının beyi üzerindeki haklarını sıralayalım.

1 – Bir erkek, hanımını cehennem ateşinden korumalıdır. Bu sebeple ona;

a) İslam’ı güzel bir şekilde anlatmalıdır.

b) Her türlü hayrı anlatmalı, her türlü şerden nehyetmelidir.

c)  İyiliği emredip kötülükten uzak tutmalıdır.

d) Allah (c.c)’ın emirlerini yapması konusunda teşvik edici olmalıdır.

e) Herhangi bir kötülüğe meyledecekse onun önüne set çekmelidir.

f) İffetini muhafaza etmeli, iffetine zarar verecek yerlerden onu uzak tatmalı , bu sebeple mecburiyet olmadan onu çarşı ve pazara göndermemeli, eğer pazara çıkılacaksa kendisi veya yetişkin erkek çocuğu yapmalı, aynı şekilde herhangi bir erkekle muhatap etmemelidir.

g) Onun ve çocuklarının maişetini temin etmeli, onu ve kız çocuklarını çalışmaya mecbur bırakmamalı ve bu konuda zorlama yapmamalı, evde dahi olsa maişet temini hususunda onları icbar etmemeli, eğer ortada bir zaruret sebebiyle çalışması söz konusuysa başka bir ortamda ancak iffetine ve dinine zarar gelmeyeceği, ahlaklı kadınların ve kızların bulunduğu ortamda çalışmalı, işe gidip gelirken bir mahremiyle gidip gelmeli veya erkek bizzat kendisi bırakıp almalıdır. Zira ahlaksız kadınların veya kızların ya da erkeklerle içiçe olunan bir ortamın içinde çalışan bir kadın o ortamdan etkilenir ve bozulmaya meyleder. Bu sebeple ihtiyaç sahibi olduğunu ileri sürerek bir erkek hanımını ve kızını çalıştırmamalıdır. Eğer gerçekten ihtiyaç sahibi ise müslümanlara durumunu bildirmeli ve müslümanlardan yardım istemelidir. Zira İslam toplumu gerçek ihtiyaç sahibine yardım eder ve gerekirse kadının da evde yapabileceği iş imkanları sağlar. Fakat bundan önce evin maişetini temin eden erkek olmalı, bir gün çalışıp bir hafta yatmamalı ya da hiç çalışmayıp hanımını veya kızını kafirlerin yanında hele de kafir erkeklerin yanında çalıştırmamalıdır. Bu, müslüman bir erkek için uygun bir davranış değildir. Böyle bir müslüman varsa bu tür davranışından vazgeçmelidir. Şayet uyarıldığı halde halen aynı davranışında ısrar ediyorsa böyle bir kimsenin İslam toplumunda yeri yoktur. Bu sebeple böyle kimselerin toplum içinde sebep olacağı fitneleri ortadan kaldırmak için onları ortaya koymak ve ilgili yerlere bildirmek gerekir, ki böylece topluma kötü örnek teşkil edecek ya da laf getirecek kimselerden İslam toplumu arınsın. Çünkü bozuk ortamlarda bulunan kadın ya da kızlar büyük ihtimalle bozulacaklardır. Öyle ki bu bozulma topluma sirayet edecektir. Ve toplum öyle bir hale gelecektir ki kötü sohbet, kötü ortam, kötü ilişkiler sonucunda kadınlar ve kızlar birbirlerine erkek ayarlayacak duruma gelecek ya da ahlaklarında büyük bir çöküntü meydana gelecektir.

 
h) Hanımını namaza teşvik etmeli, kılmasına yardımcı olmalı, bu sebeple namaz kılıp kılmadığını takip etmeli, mümkün olduğunca cemaate teşvik etmeli, evini bir mescid haline getirmeli, böylece ailesiyle birlikte namazı eda etmeli, evinde imam olmalı, doğru düzgün Kur’an okuyabilmelidir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ehline namazı emret ve ona sabret.”
(Ta-ha: 132)

i) Ehlini küfürden ve küfür ortamlarından, haramdan ve haram ortamlarından uzak tutmalı, bu sebeple küfür işleme ihtimali olan yerlere göndermemelidir.
 
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun.”
(Tahrim:6)

2 – Nafakasını temin etmelidir. Zira kadının yiyecek, içecek ve giyeceğini temin etmek erkeğe vacip olup gücü miktarınca yedirmeli, giydirmeli ve barındırmalıdır.

Rasululah (s.a.s) şöyle buyuruyor:


“Yediğin zaman yedireceksin. Giydiğin zaman giydireceksin.” (Ebu Davud)

Başka rivayet: “Kazandığın zaman giydireceksin.” (Ebu Davud)

Bir erkeğin kendi evi yoksa kirada oturur. Ve hanımını bir odalı dahi olsa barınmasını sağlar. Zira önemli olan oda sayılarının çok olması değil, mutfağı olan, banyosu ve tuvaleti olan bir odalı evdir. Şayet erkek bunu temin etmişse barındırma görevini yerine getirmiştir. Bu sebeple erkeğin durumu yoksa kadının, geniş bir ev isteme hakkı yoktur. Aynı şekilde hasta olmayacak ve aç kalmayacak şekilde yemek yediriyorsa daha fazlasını isteme hakkı yoktur. Yine giyineceği bir elbise temin etmişse daha fazlasını isteme hakkı yoktur. Bu sebeple kadın, durumu olmayan kocasından çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi vs gibi lüks şeyler isteme hakkına sahip değildir ve bunları kocası temin etmediğinde herhangi bir hak iddia edemez, bundan dolayı boşanma talebinde bulamaz. Ancak erkek hanımını yedirme, giydirme ve barındırma konusunda bir çaba sarfetmezse kadının boşanma talep etme hakkı vardır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Erkekler kadınlardan bir derece daha üstündürler.”
(Bakara: 228)

İşte bu ayetteki üstünlük bir sebebi ; onlara nafaka ödemeleri konusundadır. Zira erkek seyyittir, yani; hanımının efendisidir. Bu sebeple efendiye, sorumluluğu altındakini yedirip, içirmesi, giydirip, barındırması düşer. Asla ve asla hanımını ve kızlarını başka erkeklerin evine çalışsın diye göndermez. Hele de daha çok zengin olmak ya da bir takım dünyevi gayelerle, örneğin; çocuğunu özel okulda  okutmak için hanımını çalıştıramaz. İşte böyle bir gayeyle hanımını çalıştırıp kazanç elde eden kimse ancak haram kazanıyordur.
Oysa İslam, erkeğin maişet temini konusunda sorumluluğunu yerine getirmesi için onu bu işe teşvik ederek hanımına verdiği her nafakanın bir sadaka olduğunu bildiriyor.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:


“Bir erkek, sırf Allah (c.c) rızasını kazanmak için hanımına nafaka verirsen verdiğin her nafaka senin için bir sadakadır.” (Buhari, Müslim)

Aynı şekilde erkeğin hanımının ailesi için verdiği nafaka da onun için bir sadakadır. Yeter ki Allah (c.c) rızası için vermiş olsun.

O halde erkek, hanımı zengin olsa bile onun nafakasını vermesi gerekir. Zorla hanımına ait olan malı onun elinden alamaz ya da o malı almak için hileye başvuramaz. Aynı şekilde hanımı kendisine para vermediği zaman ona kötü muamele yapamaz, ceza veremez, cima yapmayı kesemez. Zira kadının malı kendisine aittir. İsterse verir, isterse vermez. Şayet erkek onun malını almak için onu zorlarsa bu yaptığı haramdır.
 
3 – Sebepsiz yere onu dövmemelidir. Zira sebepsiz yere dövmek haramdır. Fakat kadın, eğer ki kocasının hakkı olduğu halde ona itaat etmez, ona karşı edepsizlik yaparsa böyle bir durumda hafifçe dövebilir. Bu ise önce vaazu nasihat etmesi, sonra yatak ayırması en sonra da yüzüne vurmayacak şekilde hafifçe dövmesi şekliyle söz konusu olabilir. O halde İslam’da kadın ancak naşize, yani; itaatsiz olup rahatsızlık verirse dövülebilir. Fakat kadın, çocuklarının yanında dövülmemelidir, çünkü bu durumdan çocuklar etkilenebilir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:


“Eğer onların serkeşlik yapmasından korkarsanız onlara önce öğüt verin, sonra yataklarını ayırın ve sonra yine olmuyorsa dövün.” (Nisa: 34)

Buradaki “dövme” emri; hafifçe dövmektir. Bunu ise Rasulullah (s.a.s)’in hadisi bizlere öğretmektedir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:


“Yüze vurmayacak, kötü sözler söylemeyecek, yatak ayırmayacaksın ve aynı evde kalacaksın.” (Ebu Davud)

Bu hadis, kişinin hanımını istediği şekilde dövmeyeceğini, hafif bir şekilde döveceğini göstermektedir. Şayet bir kadın dayak yediği halde halen kendisine gelmiyorsa bu durumda o kadın yaramaz bir kadındır. İşte buduruma gelmiş bir kadın ancak boşamayı hakeder. Zira böyle bir kadınla iyi bir İslami yuva kurulmaz.
Yine bu hadisten anlaşılan şu ki; şayet kadına yatak cezası verilmişse erkek evde kaldığı halde yatak cezası verilmeli, kesinlikle erkek evi terketmemeli ya da kadını ailesinin yanına göndermemelidir. Zira evde çocuklar varsa bu durumdan çocuklar da etkilenibilir. Bu sebeple evde kalmak suretiyle yatak ayırmalıdır. İşte bu, bir terbiye metodudur.

4 – Hanımına; “Allah (c.c) yüzünü çirkin yapsın, kara çıkarsın” diye beddua  etmemeli, onun moralini bozacak bu tür çirkin sözler söylememeli, aynı şekilde hanımının babasına, annesine sövmemeledir. Zira kötü sözler söylemek caiz değildir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:


“Kötü sözler söylemeyecek...” (Ebu Davud)

Bu sebeple erkek, hanımının anne-babasına, kafir olsalar bile önem vermeli, onlara iyi muamele yapmalıdır. Zira yapacağı bu iyi muamele onların da belki müslüman olmasına vesile olabilir. Ya da müslüman olmazlarsa bile en azından İslam’a düşman olmazlar. Bu yüzden hanımının anne ve babasını ziyaret etmesine izin vermeli, yasaklamamalı, bilakis günahtan ve her türlü olumsuzluklardan beri kaldığı müddetçe gitmesine teşvik etmeli ve hatta kendisi de gitmelidir. Bu nedenle hiçbir zaman hanımının anne ve babası kafirdir diye, onlara laf atmamalı, hidayete ulaşmaları için temennide bulunmalı ve sürekli hidayetleri için uğraşmalıdır.

5 – Çoğul evlilik yapılmışsa adaletli olmalıdır. Adalet ise; yemekte, içmekte, giyinmekte, birlikte oturmakta ve yatmakta olmalıdır. Bu sebeple her bir hanımında günlerini eşit bir şekilde kalacağı şekilde düzenlemeli, her birine aynı yiyeceği, aynı içeceği, aynı giyeceği temin etmeli, çoluk çoğuna aynı şekilde ilgi ve alakayı göstermelidir. Böylece yemekte, içmekte, giyecekte, günlerinde onlara karşı adaletli olmalıdır.

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:


“Her kimin iki hanımı var ve onlara adaletli davranmıyorsa, kıyamet gününde bir tarafı felçli olarak gelecektir.” (İbni Mace)

Fakat kadınlara karşı sevgi ve kalbin meyletmesi kadınlar arasında farklı olabilir. Zira Allah (c.c) kalbin sevgisinin eşit olmayacağını bildirmiştir.

6 – Hanımının sırlarını ifşa etmemeli, ayıbını yaymamalı, sırlarını muhafaza edip hatalarını ifşa etmemelidir. Bir kadını en iyi tanıyan onun beyidir. Bu sebeple onun her türlü özelliğini bilir. Nasıl bir huya sahip olduğunu, ne gibi hataları veya kusurlarını olduğunu bilir. Ama kadının da bir insan olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Dolayısıyla o da hata yapabilir, eksiği ve kusurları olabilir. İster bu eksiklik ve kusur fiziksel yönden olsun isterse huy yönünden olsun bu durum dışarıya yansıtılmamalıdır. Çünkü kadın kocasının elinde bir emanettir ve bu emanet en uygun şekilde muhafaza edilir, onunla ilgili ayıplar, kusurlar dışarıya vurulmaz. Böyle bir durumda erkeğe düşen hanımının hataları varsa elinden geldiğince onları düzeltmeye ve gidermeye çalışmasıdır. Aralarında sır olan meseleleri başkalarına anlatmamasıdır. Örneğin; bazı ahlaksız toplumlarda ahlaktan yoksun erkeklerin yaptığı gibi hanımıyla cima esnasında olan şeyleri başkalarına anlatmamalıdır.

Rasulullah (s.a.s) böyle bir durumdan nehyederek şöyle buyurmuştur:


“Kıyamet gününde Allah (c.c) katında en şerli kişi, hanımıyla cima yaptıktan sonra cima esnasında olan şeyleri yayan erkektir.” (Müslim)

Aynı durum kadın için de geçerlidir. Kadın da kocasıyla arasında geçenleri dışarda anlatmamalıdır. Zira ahlaksız toplumlarda böyle ahlaksız kadınlar vardır ki; kocasıyla arasında geçenleri yine kendileri gibi ahlaksız kadınlar arasnıda anlatırlar. Oysa İslam’da ne kadın kocasıyla arasında olan sırlarını ne de erkek hanımıyla arasında olan sırlarını kimseye açamaz.
 
7 – Hanımına evde yardım etmelidir. Bu şekilde yapmak erkek için vacip olmayıp müstehaptır. Üstelik bu şekilde bir amel, Rasulullah (s.a.s) tarafından bizzat yapılan bir ameldir.

Aişe (r.a) şöyle demiştir:


“Rasulullah (s.a.s) eve girdiğinde, sizin gibi elbisesini dikerdi ve ev işlerini yapardı". (Buhari)

Başka bir rivayette: “Hanımlarına yardım eder, namaz vakti gelince namaza çıkardı.” (Buhari, Tirmizi)

Öyle ki bu şekilde ev işlerinde erkeğin hanımına yardım etmesi hanımını mutlu eder. Ancak kadın, erkeğini bu şekilde ev işleri yapmaya zorlamayaz. Bununla birlikte maduriyetinin söz konusu olduğu durumlarda; örneğin; işlerinin çok olması, yetiştirememesi, çocuklarıyla meşguliyeti, yeni doğum yapması, hasta olması vs gibi durumlarda güzel bir şekilde beyinden yardım isterse mutlaka kendisine olumlu cevap gelir.  Zira erkeğin ev işi yapması ayıp olan bir davranış değildir, bilakis erkeği yücelten bir davranıştır. Yeter ki kadın, beyinin iyi niyetini suistimal etmesin. Öyle ki; bazı kadınlar vardır, oturur vaktini televizyon karşısında geçirir, beyi kendisine ev hizmeti yapar. İşte bu durum, hoş olan bir durum değildir ve İslam’ın tavsiye ettiği davranış bu değildir.

Bununla birlikte kadının yaptığı işlerde eğer ona zarar geleceği durumlar varsa yine erkek o konularda kadına yardımcı olmalıdır. Örneğin; balkona çıkıp çamaşır asılacaksa ve bu durumda kadının başka erkekler tarafından rahatlıkla görülmesi söz konusuysa bu konuda da erkeğin, hanımına yardımcı olması gerekir.

8 – Çocukların terbiyesinde yardımcı olmalıdır. Zira çocukların terbiyesi sadece kadına ait olmayıp erkek de ona yardımcı olmalıdır.

9 – Hanımının sılai rahim yapmasına izin vermelidir. Yani; annesini, babasını, dedesini ziyaret etmesine izin vermelidir. Aynı şekilde ahlaklı ve müslüman komşuları varsa ve dedikodu yapmayacak ve hayır konuşacaklarsa komşu ziyareti yapmaya izin vermeli ya da komşuların onu ziyaret etmesine izin vermelidir. Yeter ki dedikodu yapılmasın, hayır konuşulsun.

10 – Hanımnın hem dinini, hem ırzını kıskanmalıdır. Çünkü mert olan erkek kıskanç olur. Bu sebeple kıskanmayan erkek erkek değildir. Ancak hanımını kıskanıyor olması onun hakkında her zaman şüphe etmesini, böylece ne yapıyor ne ediyor her saniye her dakika araştırma yapması gerekmez. Dolayısıyla kıskançlık iyi olmakla birlikte aşırısı kötüdür. Zira kıskançlık iki türlüdür: Allah (c.c)’ın sevdiği kıskançlık, Allah (c.c)’ın sevmediği kıskançlık.

Allah (c.c)’ın sevmediği kıskançlık; sürekli şüpheli bir gözle hanımına bakmak ve suizan yapmaktır. Bu şekilde kıskançlık İslam’a aykırıdır.


Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

“Öyle kıskançlık vardır ki Allah (c.c’ın sevmediği kıskançlıktır. O da birşey olmadığı halde kadın hakkında şüpheye düşmektir.” (Ahmed, Ebu Davud)

Fakat kadınının dinini ve iffetini korumak için kıskanmak caizdir ve olması gerekendir. Bir kimse hanımını bu şekilde kıskanmıyor ve onu muhafaza etmek için çalışmıyorsa aynen domuz gibidir. Çünkü domuz kıskanç değildir. Hristiyanlar ve domuz eti yiyenler  domuz eti yedikleri için onlarda kıskanma duygusu kalmamıştır. Deve ise kıskanç bir hayvandır ve araplar deve eti yerler, bu sebeple de kıskançtırlar.

O halde kıskançlık sıfatına sahip müslüman bir erkek; hanımını başka erkeklerin yanında veya evinde ya da ahlaksız kimselerin yanında, hele de zenginlik ya da dünyalık bir gerekçeyle çalıştıramaz, kalabalık otobüslerde iç içe geçmiş bir vaziyette yolculuk yapmasına göz yumamaz, pazarlara, çarşılara ya da erkeklerle muhatap olacağı alış-veriş yerlerine gönderemez, tesettürüne riayet etmemesine göz yumamaz, dışarda dar elbise giymesine izin veremez, terbiyesiz diziler seyretmesine, olmayacak kişilerin yanında vücudunu göstereceği durumların oluşmasına sessiz ve seyirci kalamaz. İşte bu durum kıskanç bir erkeğin değil, kıskanç olmayan bir erkeğin vasfıdır. Gerçek müslüman bir erkek ise bu vasıftan uzak olmalıdır.
Erkeğin hanımına karşı kıskaç olması; onu sürekli evde tutması, hiç dışarıya çıkartmaması manasında değildir. Bu sebeple erkek, hanımını dışarıya çıkaribilir, caiz olan yerlere gezmeye götürebilir, ahlaksız ortamlardan uzak tutmak suretiyle uygun ortamlarda birlikte dolaşabilir. Böyle bir durum hanımını kıskanıyor olmasını etkilemez.


11 – Cinsel konuda hanımını hakkını vermelidir. Zira erkeğin cinsel arzusu olduğu gibi kadının da cinsel arzusu vardır. Bu sebeple erkek, hanımının cinsel arzusunu yerine getirmelidir. Şayet böyle yapılmazsa kadın haram işleyebilir. Bu sebeple öyle cahil erkekler vardır ki; hanımı cimada mutlu oldu mu olmadı mı düşünmez. O halde erkek, hanımını nasıl mutlu etmesi gerektiğini güzel bir şekilde öğrenmesi ve ona göre davranması, bencil olmaması gerekir. Kadının mutluluğu erkek gibi olmayıp geç olabilir. Dolayısıyla her iki tarafında mutluluğunu sağlamak gerekir.

İbni Teymiyye (r.a) şöyle diyor:

“Erkek, hanımıyla güzel bir şekilde cima etmesi gerekir. Onu mutlu edecek şekilde cima etmesi gerekir. Bu en önemli olan hakkıdır. Hatta, yemek vermekten daha önemlidir.”
Bu sebeple erkek, istekli olmasa bile hanımı mutlu olsun diye onunla cima yapmalıdır. Zira bu şekilde yapmasında bile kendisi için sevap vardır.
Allah (c.c)’ın, erkeklere çoğu evlilik yapmalarına izin vermesi erkeklerin ihtiyaçlarının daha fazla olması sebebiyledir. Öyle ki bazı kadınlar fazla cimadan zarar görebilirler. Bazı kadınlar ise cimaya ihtiyaç bile duymazlar. Bununla birlikte erkek cima yapmayı istemişse kadın engel olmamalıdır.
Erkek, hanımıyla ancak fercden dilediği şekilde yaklaşmak suretiyle cima yapmalı, makattan cima yapmamalıdır. Yine hayız ve nifas halindeyken de hanımıyla cima yapmamalıdır. Bu konuda açık naslar vardır.
Erkek, cima sırasında azil yapmak istiyorsa kadının izni olmadıkça azil yapamaz. Aynı şekilde kordon kullanılamaz. Çünkü kadının da çocuğa ihtiyacı olabilir ve bu sebeple onun izni alınarak azil yapılmalıdır. Aynı şekilde kadın da, kocasının izni ve haberi olmadan kendisi korunamaz, spiral ya da hamileliği önleyici başka yollara başvuramaz. Zira erkeğin de çocuk isteme hakkı vardır.
Fakat şu unutulmamalıdır ki; doğum yapacak olan kadın olduğu için çocuk yaparken en çok yorulacak yine kadındır. Dolayısıyla kadın bir iki çocuk kaldırabiliyor, daha fazla kaldıramıyorsa zorlanılmamalı, fazla çocuk isteniyorsa başka evlilik yapılmalıdır.


12 – Hanımına ev işleri yapması, çocuklarına bakması ve kendisine hizmet etmesi sebebiyle teşekkür etmeli, onun gönlünü almalıdır.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:


“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah (c.c)’a teşekkür etmemiş olur.” (Ebu Davud, İbni Hibban, Ahmed sahih senedle)

13 – Hanımının eksikliğinden dolayı meydana gelen sıkıntılara sabretmelidir. Zira kadın eğri kaburgadan yaratılmış olup çok hassas bir özelliğe sahiptir. Bir kimsenin evlendiği bir kadın bir takım huylara sahip olabilir. Yanlış terbiye edilmiş olabilir ya da bozuk toplumdan etkilenmiş olabilir. Bu yüzden bir takım cahiliye adetlere sahip olmuş olabilir. Bu tür özellikler gerek evli kadınlarda ve gerekse genç kızlarda söz konusu olabilir. Ve bu tür özellikler erkeklerde de söz konusu olabilir. O sebeple hangi tarafta bu özellik söz konusuysa diğer taraf ona sabretmesi gerekir. Bununla birlikte İslam’dan asla biri diğerine taviz vermemelidir. Böylece her iki taraf da birbirlerinin iyi taraflarına bakmalılar. Özellikle erkek, üstelik çocukları da varsa hanımının iyi taraflarını değerlendirip ona göre ailesini muhafaza edip evliliğini sağlam temeller üzerine bina etmek için yapıcı davranacaktır. Öyle ki kadın evinde becereksiz, güzel yemek yapamayan, temizliğe dikkat etmeyen vasıflara sahip olabilir. Aynı şekilde vücudu zayıf olup bir iki çocuktan fazlasına gücü yetmeye bilir, bir kasıt olmaksızın düşüncesiz konuşmaları olabilir, hatta bu gibi durum erkekte de söz konusu olabilir, işte böyle durumlarda kadını güzel üslupla düzeltmek gerekir. Ya da erkek aynı özellikte ise erkeği güzel üslupla düzeltmek gerekir. Şayet uğraşıldığı halde kadında bir düzelme yoksa zaten hadiste geçtiği üzere eğri kaburgadan yaratıldığı için yamuk bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden bir takım eksikliklerin olması elbette mümkündür.

Rasulullah (s.a.s) kadını; “çamurdan yaratılmış saksı” olarak vasfetmiştir. Ve şöyle buyurmuş " (kadınları kasd ederek) saksılara Allah (c.c)’tan korkarak iyi davranın "

Bu yüzden çamurdan yaratılmış saksılar, avizeler çabuk kırılabilir. O yüzden kadına fazla sert davranmamak gerekir.

Bu konuda abid olan bir alimin kıssası bizler için güzel bir örnektir. Öyle ki bu abidin hanımı ona çok eziyet etmekteydi. Arkadaşları ona dediler ki: “Bu kadını boşa, sana çok eziyet ediyor.” O dedi ki: “Şimdi ben onu boşarsam başkasına zarar vermiş olurum. Çünkü ben boşarsam başkası onunla evlenecek ve bu kez ona zarar verecektir.”


İşte bu tür düzelmesi zor olan kadınlar vardır. Ancak her iki tarafın da yani erkeğin de kadının da aşmaması gereken sınırlar var. Bu sebeple kadın, kocasının izni olmadan dışarı çıkmayacaktır. Erkek hanımını çalışması için kafirlerin yanına göndermeyecektir. Kadın kocasına karşı yüksek sesle konuşmayacaktır. Fakat bununla birlikte sayılan bir takım olumsuzluklar gibi konularda bu eksikliklerin giderilmesi için çalışılmalıdır. Zira Allah (c.c): “Onlarla iyilikle geçinin.” (Nisa. 19) buyurmaktadır.

İyilikle geçinmek ise; sürekli birbirleriyle haşir neşir olmalarıdır. Bu ise erkeğin işlerinden arta kalan vaktini evinde hanımıyla geçinmesi, onunla sohbet etmesi, onu arayıp halini hatırını sorması, onu sürekli yalnız bırakmaması, yolculuk halinde ise arada bir onu araması, yolculuğunu uzun süre tutmaması gerekir.


Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Yolculuk cehennemin bir parçasıdır. Kişinin yemeğini, içmesini ve uykusunu engeller. Yolculuktan dolayı ihtiyacını bitiren kimse bir an evvel hanımına dönsün.” (Ahmed, sahih senedle)

İslam’a göre kadından uzak kalmayı gerektirecek en uzun yolculuk 6 aydır. Fakat kadın beyinin daha fazla kalmasına razıysa bu durumda erkek anlaştığı süre kadar 6 aydan daha fazla yolculukta kalabilir.

Bu konuda Ömer (r.a)’in şu kıssası ibret alınacak bir kıssadır.

Ömer (r.a) insanların ihtiyaçları var mı yok mu diye gece dolaşıyordu. Kadının birinin şiir okuduğunu duydu. Öyle ki bu kadının kocası farzı kifaye olan savaşa gitmişti ve uzun süre olmuştu, halen geri dönmemişti. Kadın da şiirinde kendi kendine kocasına muhtaç olduğunu, Allah (c.c)’tan korkmasaydı haram işleyeceğini söylüyordu. Ömer (r.a) bu şiiri duydu ve bu kadının nasıl bir kadın olduğunu araştırdı. Dediler ki: “Bu kadının kocası ondan uzak savaş yapıyor.” Sonra bu kadının kocasını ona getirtti. Zira kadın haram işleyecek duruma gelmişti. Bu meseleyle ilgili olarak Kızı Hafsa (r.a)’ya sordu ve ona dedi ki: “Bir kadın kocasından uzak ne kadar sabredebilir?” Hafsa: “Subhan Allah! Senin gibi birisi benim gibi birisine mi soruyor? Bir kadın kocasından uzak 5 veya 6 ay sabredebilir” dedi. Bu olaydan sonra Ömer b. Hattab (r.a) hiç kimseyi 6 aydan daha fazla farzı kifaye olan savaşa göndermemeye karar verdi.

İşte bu sebeple farzı kifaye olan savaşa erleri 6 ay süreyle gönderiyorlar. Ancak erkek daha fazla kalmak istiyor ve kadın da buna razıysa bu durum ayrıdır. Fakat normal süre 6 aydır.

14 - Erkek hanımına karşı, onun kendisine güler yüzlü, güzel sözlü ve yumuşak nasıl davranmasını istiyorsa aynı şekilde daima güler yüzlü olmalı, yumuşak davranmalı, ona güzel söz söylemelidir. Bu sebeple hanımına seslendiğinde güzel bir seslenmeyle hitap etmelidir. Tıpkı Rasulullah (s.a.s)’ın Aişe (r.a)’ye yaptığı gibi. Zira Rasulullah (s.a.s) Aişe (r.a)’ye seslendiği zaman onu sevindirecek zarif bir seslenmeyle ve isimlendirmeyle çağırırdı.

Allah (c.c) erkeğe bir takım haklar vermiş olmakla birlikte bu hakları sert bir üslup kullanarak elde etmeye çalışmamalıdır. Böyle yaptığı taktirde Allah (c.c)’a karşı gelmiş olur. Şayet haklarını güzel bir üslupla elde etmeye kalkarsa bu durumda ona yardımcı olmuş olur. Zira kadının da erkeğin de şeytanı olabilir. Bu sebeple bazı haklar her iki tarafa da ağır gelebilir. Veya kadın ailesinde nazlı yetişmiş olabilir, anne ve babasına yüksek sesle konuşma alışkanlığı elde etmiş olabilir. Aynı özelliği kocasına da gösterebilir. Bu durumda onu sert bir şekilde düzeltmek yerine güzel bir üslupla düzeltme yolu tercih edilmeli, alçak sesle konuşması gerektiği uygun bir üslupla ona öğretilmelidir. Zira insan, bazı durumlarda ağzından çıkana önem vermez, kötü söz de söyleyebilir, iyi söz de söyleyebilir. Şayet ortada bir hata yapılmış ve hata sonradan düzeltilmişse bu hata üzerinde durmamak gerekir. Sürekli o hatayı hatırlatarak karşıdakini azarlamamak, böylece sürekli onun iyileşmesi gayretinde olmak gerekir. Bu nedenle daima ona iyi söz söylemeli, velev ki hanımı çirkin olsa bile, onun bu durumunu yüzüne vurmamalı, hele de başka kadınların güzelliğini onun yanında zikretmemeli, onun kıskanmasına sebebiyet vermemelidir. Bilakis yalan olsa dahi; “dünyanın en güzel kadını sensin” veya güzel yemek yapamıyorsa; “en güzel yemekler senin yemeklerindir” gibi sözler kullanmalıdır. Yalan her ne kadar haram olan bir fiilse de işte bu gibi konularda caizdir. Ve bu tür iyi sözler; kalpleri yaklaştırır, sevgiyi artırır, kalbin içindeki kızgınlık ve kini giderir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Güzel söz sadakadır.”

15 - Erkek, hanımını çocuklarının yanında azarlamamalı, şayet bir hatasını görmüşse onunla güzel bir şekilde konuşmalı, onu kırmayacak şekilde davranmalı ve böylece çocuklarının da bu durumdan etkilenmesini önlemelidir. Zira erkek, kadınla muaşeret halinde olduğu için onun huyunu iyi bilir. Kadının eğri kaburga kemiğinden yaratıldığını, hassas bir yapıya sahip olduğunu, kırılabileceğini, meseleleri yanlış anlayabileceğini bilir ve ona göre ona muamele yapar.

Özellikle kadınlar hamile olduklarında veya hayızlı olduklarında huyları değişir, akılları zayıflar. Çünkü böyle hallerde hormonlar değişmektedir. Bu ilmen sabit olup erkek böyle durumlarda kadına ona göre davranmalıdır.

İşte bu sebeple erkek de kadının durumuna yani; hayızken ya da hamileyken riayet etmeli, hafif eksiklikleri sebebiyle hataları üzerinde fazla durmamalı, kaldıramayacağı yükü ona taşıtmamalıdır. Zira herkesin kendisine has bir bünyesi var, kuvvetli bünyesi olanlar var, zayıf bünyesi olanlar. Bu durumlara sabretmek lazım. Aradaki muhabbeti artırmak için Rasulullah (s.a.s)’ın yaptığı gibi yemek yerken ağızına lokma koyar. Ve bu lokmayı koymakta dahi sevap vardır. Böylece onu sevdiğini de göstermiş olur.
 
16 - Erkek, hanımına baktığında sadece kötü taraflarına bakmamalı, iyi taraflarına bakıp ona göre meseleleri değerlendirmeli, aralarındaki güzel günleri unutmamalı, bir huyundan hoşlanmıyorsa, sevdiği huylarını düşünmeli, böylece kötü huyları üzerinde durmayıp iyi huyları üzerinde durmalıdır. Ona daha çok bakmalı, duygularına saygı göstermelidir. O, bir kadındır, bir canlıdır, hisleri vardır, duyguları vardır. Bu sebeple ona önem vermeli, amelle, sözle ona güzel örnek olmalıdır. Şayet kendisi hanımına güzel örnek olursa o da onu güzellikle taklit edecektir. Dolayısıyla hanımında gördüğü kötü tarafalara bakarak hemen onu boşama yolunu tutmamalıdır.


Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (hemen boşamaya gitmeyin, sabredin ve şunu bilin) sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır.”
(Nisa: 19)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Kadın aslı itibariyle farklı yapıda yaratılmıştır, onu sürekli aynı halde tutamazsın. Onunla bulunduğu o halde geçinmeye bak. Yoksa onu istediğim gibi dosdoğru yapayım dersen kırarsın. Onun kırılması boşamaktır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Hibban, Ahmed)

Bir başka hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

“Mümin erkek bir kusurundan dolayı hemen hanımına kızmasın. Onun bir huyundan hoşlanmazsa hoşlanacağı ve razı olacağı başka bir huyu vardır, ona baksın.” (Müslim)

17 - Erkek, hanımına karşı kendisi de bakımlı olmalıdır.

İbni Mes’ud (r.a) şöyle demiştir: “Hanımım bana nasıl süsleniyorsa ben de ona süslenirim.”
O halde erkek hanımının bakımlı, güzel, temiz olmasını nasıl istiyorsa aynı şekilde kendisi de hanımına karşı o şekilde olmalıdır. Zira temiz erkek, hanımı tarafından daha çok sevilir.
 
18 – Erkek, işinden, yolculuğundan veya dışardan eve girdiği zaman, ev halkını ilgilendirmeyen evin dışındaki sıkıntı ve dertleri tıpkı ayakkabısını evin dışında çıkardığı gibi çıkarması, dışarda bırakması, böylece evin içine herhangi bir sıkıntı ve musibeti sokmaması, hanımını veya ev halkını ev hayatıyla ilgisi olmayn meselelerle meşgul etmemesi gerekir.

19 – Erkek, herhangi bir işe karar vermek istediği zaman hanımıyla istişare etmesi, velev ki söylediklerine uymayacak olsa bile, iyi bir davranıştır. Bu tutum, hanımının kendisine değer verildiğini hissetmesini sağlar.
Rasulullah (s.a.s) bile Hudeybiye’den sonra hanımıyla istişare etti. O da kendisi için güzel bir çözüm buldu ve söylediği şeyleri tatbik edip güzel sonuca ulaştı.
Bu şekilde bir erkeğin hanımıyla istişare yapması ayıp bir şey değil. Öyle ki bazen insan çocuğa dahi sorar ve onun söylediğini yapabilir. Bu durum o çocuğa itaat olmayıp güzel düşüncesinden faydalanmaktan ibarettir.


BU MESELEYLE İLGİLİ SORU VE CEVAPLAR:

Soru: Kadın nikahta ayrı ev şart koşabilir mi?

Cevap: Kadın nikahta ayrı ev şartı koşabilir.

Soru: Erkek, kadının bütün vücuduna bakabilir mi?

Cevap: Erkek kadının bütün vücuduna bakabildiği gibi kadın da erkeğin bütün vücuduna bakabilir. Bu görüş en doğru görüştür. Zira bu konuyla ilgili açık ayet vardır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.”
(Mü’minun: 6)

Eşlerin birbirlerinin vücuduna bakmalarının haram olduğunu söyleyenlerin görüşü doğru değildir.

Soru: Kadınlar, beylerine hizmet etmeleri şart mıdır?

Cevap: Doğru olan görüşe göre kadınların, beylerine hizmet etmeleri şarttır. Çünkü Rasulullah (s.a.s) zamanında ve ondan sonraki sahabe kadınları, tabiin kadınları o günün zor şartlarına rağmen kocalarına hizmet ettiler. Günümüz şartları ise daha rahat ve kadınlar basit hizmetleri bile çok görmektedirler.

Esma binti Ebu Bekir (r.a), Zübeyr b. Avvam’a hizmet ediyordu. Öyleki eskiden zorluk ve meşakketler daha fazlaydı. Buna rağmen beylerine hizmet ediyorlardı. Hatta kadınların hayırlısı olan Fatma (r.a) bile Ali (r.a)’ya yardım ediyordu. O derece ki çok ağır işler yapıyor ve yoruluyordu. Bu durum sebebiyle Ali (r.a), Rasulullah (s.a.s)’a bir hizmetçi almaları için izin versin diye haber gönderdi. Fakat Rasulullah (s.a.s) buna izin vermedi.


Soru: “Kadınları horlayanlar kötü ahlaklıdırlar” sözünün hadis olduğunu duydum, bu dogru mu?

Cevap:  Böyle sahih bir hadis yoktur. Fakat kadınlara hayırla davranılmasını emreden hadisler vardır.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kadınlar konusunda Allah (c.c)’tan korkun. Çünkü onları Allah (c.c)’ın emanıyla emanet olarak aldınız ve Allah (c.c)’ın kelimeleriyle onunla cima yapmanız size helal olmuştur. Onların rızkını, giysisini güzel bir şekilde yerine getirmeniz sizin üzerinizedir. Sizin onlara karşı haklarınız, başka erkeklerle cima yapmamalarıdır.” (Müslim)

Soru: Kadınların pazara çıkmaması kalabalık olduğu için mi yoksa genel olarak alış-verişe çıkmaması gerekir? Bazen sakin yerler var, örneğin; büyük marketler gibi, böyle yerlere gidilebilir mi?

Cevap: Kadın, kalabalık olan yerlere, iffetine zarar gelecek kötü yerlere tek başına gitmemesi gerekir. Şayet gitmesi gerekiyorsa mutlaka beyiyle, kardeşiyle, yetişkin oğluyla gitsin. Kadının tek başına dolaşması iyi değildir. Bu sebeple kadın, tek başına dolaşmasın. Zira kadın için aslolan evinde kalmasıdır. O halde kadının yeri evi olup zaruret olmadıkça evinden çıkmamalıdır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Evlerinizde vakarla oturun. Önceki cahiliyye kadınlarının süslerini teşhir ederek dolaştıkları gibi dolaşmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Rasulüne itaat edin.”
(Ahzab: 33)

Soru: Kadının, kız çocuklarıyla pazara gitmesi uygun mudur?

Cevap: Kadının, kız çocuklarıyla pazara gitmesi uygun olmayıp tek başına gitmesinden daha kötüdür. Bu sebeple şayet pazara gitmesi gerekiyorsa kendisi gibi yetişkin bir kadınla gidebilir. Bu ise zaruret durumu için böyledir. Ve bu durum tıpkı ölü eti yemek gibi zaruret hükmüne giriyor.

Soru: Kadının, televizyondaki dizileri seyretmesi dışarı çıkmak gibi midir?

Cevap: Kadının, bütün vaktini televizyon karşısında ahlaksız dizileri seyretmesi dışarı çıkmasından daha kötüdür.

Soru: Müslüman bir bayanın mesleği varsa, eşi de müsaade ediyorsa mesleğini icra edebilir mi? Öğretmenlik, doktorluk vb. gibi...

Cevap: Müslüman bir kadın doktor olacaksa sadece kadınları muayene etmelidir, erkekleri muayene edemez. Şayet hemşire ise, kadınlara hemşirelik yapmalıdır. Öğretmen ise kızlara öğretmenlik yapmalı ve İslam’a göre ders vermelidir. Bununla birlikte işine gidip gelirken güvenli bir şekilde gidip gelmesi şarttır. İşte bu şartlar altında belirtilen meslek sahibi kimseler mesleklerini icra edebilirler.

Soru: Kadın erkeğin hatalarını düzeltmek için ona nasıl davranmalı?
 
Cevap: Erkeğin iki türlü hatası vardır. Birincisi, huydan dolayıdır, ikincisi ise, kadına haklarını vermemesi sebebiyledir. Eğer kadının haklarını vermiyorsa, kadın Allah (c.c)’ın ve rasulünün sözünü, güzel bir şekilde hatırlatır. Eğer huyu güzel değilse, yine güzel şekilde hatırlatır. Buna rağmen kocası yine de kadının hakkını vermiyorsa kadın ister sabreder sevap  alır, isterse boşanma hakkı doğar. Ama sabretmesi daha uygundur. Ancak dayanamıyorsa boşanma hakkına sahiptir. Bu ise erkeğin üzerine düşen hakları yerine getirmemesi halinde söz konusudur. Fakat erkeğin şahsi hataları varsa böyle bir durumda güzel uslupla onu düzeltmeye çalışmak gerekir.

Soru: Erkeklerin yabancı kadınlarla haşir neşir olmasının ölçüsü nedir??

Cevap: Erkeklerin yabancı kadınlarla haşir neşir olmasının ölçüsü; İslam’da sabittir. Fakat kadın erkek, kadınlarla haşir neşir oluyor, ben de erkeklerle haşir neşir olayım diyemez.
Bu sebeple hem erkekler hem kadınlar gözlerini haramdan sakındırmalıdır. Kadın bu sebeple Allah (c.c)’ın sözünü hatırlatır, vaazu nasihat yapar. Görevi bu kadardır. Ama ona ceza veremez. Bu sebeple, beyine: “Sen kadınlarla haşir neşirsin, ben sana itaat etmeyeceğim, yemek yapmayacağım” deme hakkı yok. Bu şekilde beyine karşı kızgın bir tavır sergileyemez. Tam aksine güzel davranmalıdır. Ve vaazu nasihat etmelidir.


Soru: Müslüman bir erkek, müsrik kadınlarla birlikte sebepsiz yere bir arada oturabilir mi? kadinlar ile birlikte bi arada oturabilir mi? Ya da; “müşrik kadın haramlığa dikkat etmiyorsa benim dikkat etmem gerekmez” diyebilir mi? Örneğin; erkek ve kadının karışık olduğu bir kafeye, bir spor salonuna gidebilir mi? Böyle yapan kimselere nasıl davranılır?

Cevap: Müslüman bir erkek sebepsiz bir şekilde müşrik bir kadınla asla oturamaz. Ancak İslam’ı tebliğ edecekse, başka tebliğci de yoksa, böyle bir meşru sebeple sınırlı bir şekilde yapılabilir. Tabi halvet olmayacaktır

“Müşrik kadın haramlığa dikkat etmiyorsa benim dikkat etmem gerekmez” sözü yanlıştır. Böyle bir söz söyleyemez. Her kim böyle yapıyor ve söylüyorsa bu gibi kimselere öncelikle Allah (c.c)’ın hükmünü söylemek, emri bil maruf nehyi anil münker yapmak gerekir. Tüm uyarılara rağmen halen ıslah olmuyorsa bu durumda onu düzeltebilecek mercilere durumu bildirmek gerekir.


Soru: Eşler cima yaptıkları sırada üzerlerini örtmeleri şart mıdır, ya da bu konuda bir yasak var mıdır? Bu meselede şer’i ölçü nedir? Bununla ilgili bir hadis var mıdır?

Cevap: Cimada kimse tarafından görülmeyecek bir yerde bulunuluyorsa kişinin üzerini örtmesine gerek yoktur.
Bir sahabe Rasulullah (s.a.s)’a: “Avret yerlerimizden neyi örtüp, neyi terketmemiz gerekiyor?” diye sordu. Rasulullah (s.a.s): Zevcen ve sahip olduğun cariyenden başkasına avretini gösterme, koru” buyurdu. Bunun üzerine sahabi: “Ya adam kimselerin bulunmadığı bir yerde olursa?” Rasulullah (s.a.s): “Allah (c.c), kendisinden utanılmaya insanlardan daha haklı ve layıktır.”
(Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)

Bu hadis, bu konuda meseleyi tahsis etmiştir. Fakat bazı kimseler bu hadise dayanarak, kişi tek başına da olsa örtünmelidir, derler. Oysa bu hadis onlara delil değildir. Çünkü hadiste zevce ve cariyeler istisna edilmiştir.

Rasulullah (s.a.s) zamanında, evlerin şimdiki gibi kapıları olmadığı için buradaki tek başınayken yapılması söylenen amel, ihtiyatlı olmaya teşvik içindir.


Soru: Karı-koca oturup  aşkı memnu dizisini seyrediyorlarmış. Bu dizide amca karısını yeğeniyle paylaşıyormuş, öyle ki yenge falan herkes birbirine sarkıyormuş, bu konuda tepkimiz nasıl olmalıdır, bu gibi kişilerle diyaloğumuz nasıl olmalıdır?

Cevap: Bu gibi kişiler haram işlemiştir. Bu sebeple öncelikle güzel bir şekilde uyarılmaları gerekir. Şayet uyarıldıkları halde halen bildikleri gibi yapmaya devam ederlerse durumu ilgili mercilere bildirilmelidir. Bu gidişatlarına devam etmeleri halinde iyi bir şekilde cezalandırılırlar. Şayet tevbe etmez, hallerine devam ederlerse böyle kimselerin durumu dondurulur ve İslam üzere kalmaları için çalışılır. Çünkü bunların cahil insanlardan hiçbir farkları yoktur. Üstelik hasta zihniyetli kimselerdir. Böyle kimseler ne zaman olgunlaşırlar, İslam’a faydalı birer nefer olurlar işte o zaman İslam toplumu içinde faal olarak yerlerini alabilirler.



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google