Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Halifenin Veliahtı  (Okunma sayısı 6617 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahmut_Şakir

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 42
Halifenin Veliahtı
« : 25 Ekim 2009, 12:03:40 »
İslam dini son kararın tek bir kişiye ait olmasını gerektirir. Bunun için koalisyon liderliğini caiz görmez. Cemaataki fertlerin sayısı ne kadar olursa olsun tek emir olmasını caiz görür. 

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Üç kişi bir araya gelirseniz biriniz emir olsun."

Üç kişi en küçük cemaattir. Cemaat üç kişi bile olsa son kararın emire ait olması için içlerinden birini emir seçmeleri gerekir. Son karar bir ferde ait olunca görüşler dağılmaz, ictihatlar yayılmaz. Çünkü dünyada tam olarak birbirine tam uygun iki akıl yoktur. Bunun için İslam dininde halifenin veliahdı yoktur. Yetkisiz bir veliahdın yokluğu daha hayırlıdır.

İşte İslam nizamı böyledir. Eğer veliahdın selahiyet ve yetkisi olursa halifeyle aralarında görüş ayrılığı olduğunda yetkisini kullanarak kendi görüşünü uygulamaya kalkarsa muhakkak ihtilaf çıkar, halife ile ayrılığa düşer, herkes görüşünü uygulamak için kendi yetkisini kullanmaya başlar ve sonuçta muhakkak bir kişi diğerine galib gelir. Emir ile emirin veliahdının ihtilaf etmeleri sonucu meydana gelen kötü olayların tarihte örnekleri çoktur.
 
 
Bazıları şöyle diyebilir:
 
"İslami sistemde selim akıl ve Allah korkusu gibi hallerin hepsi emirle veliahd arasında ihtilaf vukuu bulmasını engeller."

Bu görüş, değişik sebeblerden dolayı doğru değildir.


Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sahabeleri Usame radiyAllahu anh'in komutanlığı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ayrıca mürtedlerle savaş meselesinde de ihtilaf etmişlerdir. Ömer radiyAllahu anh mürtedlere karşı savaş açmaması için Ebu Bekir'le konuştu. Fakat Ebu Bekir radiyAllahu anh Ömer radiyAllahu anh'ın görüşünü kabul etmedi ve kendi görüşünde ısrar etti. Ebu Bekir'in bu konudaki görüşü çok isabetliydi. Bunun için tüm sahabeler (r.anhum) Ebu Bekir'in görüşünü kabul ettiler ve büyük bir zafer ve fetih oldu. O sırada Ömer b. Hattab radiyAllahu anh halifenin veliahdı olsaydı ve kendi görüşünde ısrar edip yetkilerini kullansaydı müslümanlar arasında büyük bir ayrılık ve ihtilaf çıkardı. Veliahd olmadığı ve son karar halifeye ait olduğu için Ebu Bekir kendi görüşüne göre hayırlı gördüğü hareketi yaptı. Neticede büyük bir başarı ve hayır elde etti.
 
 
Diyorlar ki:
 
"Aklı selim ve İslami fikre sahib olunduğu zaman ihtilafın olması uzaktır, yani imkansız gibidir."

Onlara şöyle cevap verilir:

Müslümanlar arasında bir sefer bile ihtilaf çıkması halifenin veliahdını reddetmek için yeterlidir. Çünkü İslam ümmetinin yok olup dağılması için bu ihtilafın bir sefer olması yeterlidir. Biz, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra bu ümmetin en hayırlılarının içtihadda ihtilaf ettiklerini gördük. Ebu Bekir ve Ömer radiyAllahu anh'ın ihtilaf ettikleri gibi... Sahabeler arasında Usame'nin komutanlığı konusunda ve mürtedlerle savaşma konusunda ihtilaf edildiği gibi...

Beşeri kanun koyucuları ve bazı müslümanların; "eğer sistem doğru olursa ihtilafın meydana gelmesi imkansızdır" iddiası doğru değildir. İhtilafın vuku bulduğunu biz gördük. Beşerin koyduğu düzenler, nizamlar elbette Allah'ın koyduğu nizamla mukayese edilemez. Fakat insanlar karakterleri, arzuları, istekleri bakımından birbirlerine benzemezler. Allah'ın sistemi uygulansa bile tabiatları gereğince ictihatta ihtilafa düşebilirler.
 
 
Halifenin veliahdı olmamasını gerektiren başka bir neden de şudur:
 
Veliahd, bir an evvel hilafetin ve emirliğin eline geçmesini arzular. Bunun için emire karşı kalbinde bir haset, kin ve çekememezlik hasıl olur. Emire karşı iyi davranır, fakat gizli hali böyle olmamaya başlar ve bundan dolayı ikisi arasında ihtilaf olur. Özellikle hoşlanmadığı bir meselede veya kendi görüşüne muhalefet ettiği zaman bu daha da belirginleşir. Ayrıca bazı menfaatçiler halifeden sonra veliahdın geleceğini bildikleri için ona yanaşır ve dalkavukluk yaparlar, emire karşı gelmesi için onu teşvik ederler. Bundan dolayı emirle  aralarında ihtilaf ve ayrılık başlar.
 
 
Veliahdın olmamasını gerektiren başka bir sebep de:
 
Emir veya halife, veliahdında bazı zayıf noktalar görebilir veya bazı konularda aralarında uyuşmazlık çıkabilir. Ya da bazı hareket ve karakterlerini beğenmeyebilir. Bundan dolayı onu değiştirmeyi, onun yerine başkasını koymayı isteyebilir. Böylece aralarında ihtilaflar çıkabilir ve bu ihtilaflar İslam ümmetine yansır. Bu olaylar tarihte hilafetin zayıf olduğu dönemlerde çok vuku bulmuştur.
 
 
İslam bu tür ihtilafların olmasını engeller.  Fakat insanın nefsi, fıtratı, arzuları, istekleri vardır. Bu nefisler hiçbir zaman aynı seviyede değildir. Ne takva, ne iman yönünden aynı seviyede olamazlar İman artar eksilir. İnsanların başına gelen olaylardan dolayı iman zayıflar, nefsin arzularına uyulur ve bundan dolayı her an İslam sisteminden ve prensiplerinden ayrılma ihtimali söz konusudur. Tarihte veliahdın varlığından dolayı müslümanlar arasında bir sefer ihtilafın vuku bulması veliahdlık müessesesinin reddedilmesi için yeterlidir. Çünkü İslam dini her zamana ve her yere uygun olan bir dindir.
 
 
Sahih düşünce ve akıl, veliahdlık müessesinin zararlı olduğunu gösterir. Bunu bir tarafa koysak bile Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bizim için en güzel örnektir. Ondan sonra dört halife gelir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem dönemi ve ondan sonraki dört halife döneminde halifenin veliahdı olmamıştır. İşte örnek alınacak olan bunlardır. Bunlar varken hiçbir şey örnek alınamaz.  Müslüman olarak bizim sistemimiz budur.
 
 
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem savaşa çıktığında, hacca gittiğinde veya başka herhangi bir sebepden dolayı Medine'den ayrıldığında Medine'ye dönünceye kadar bir sahabeyi vekil olarak tayin ederdi. Vekil olarak aynı kişiyi iki sefer tayin ettiği çok nadir olurdu. Hatta vekil olarak tayin ettiği kişi bazı zamanlar meşhur sahabelerden değildi.

Hicretin ilk yılında Buvat'a çıktığında Said b.Osman b. Mazun'u Medine'de vekil bıraktı.

Hicretin 2. senesinde Aşır'a gazvesine çıktığında Medine'de Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed el-Mahzumi'yi vekil bıraktı.

Hicretin 2. senesinde Safvan'a çıktığında Medine'de Zeyd b. Harise'yi vekil bıraktı.

Hicretin 2. senesinde Bedir savaşına çıktığında Medine'de Abdullah b. Ümmü Mektum'u vekil bıraktı.

Hicretin 2. senesinde Beni Süleym'e çıktığında Medine'de Suba' b. Urfuta'yı vekil bıraktı.

Hicretin 2. senesinde Sevik gazvesine çıktığında Medine'de Ebu Lubabe Beşir b. Abdulmünzir'i vekil bıraktı.

Hicretin 3. senesinin başlangıcında Zimer gazvesi'ne çıktığında Medine'de Osman b. Affan'ı vekil bıraktı.

Hicretin 3. senesinde Bahreyn'den olan Furu gazvesine çıktığında Medine'de Abdullah b. Ümmü Mektum'u vekil bıraktı.

Hicretin 3. senesinde Uhud savaşına çıktığında Medine'de Abdullah b. Ümmü Mektum'u vekil olarak tayin etti.

Hicretin 4. senesinde Zaturrika gazvesine çıktığında Medine'de Ebu Zerr Cundub b. Cunade el-Gıfari'yi vekil tayin etti.

Hicretin 4. senesinde İkinci Bedir savaşına çıktığında Medine'de Abdullah b. Abdullah b. Ubey b. Selül'ü vekil bıraktı.

Hicretin 4. senesinin sonunda Devmet'ul Cendel gazvesine çıktığında Medine'de Suba b. Urfuta'yı vekil bıraktı.

Hicretin 5. senesinde Beni Kureyza'ya, Beni Lihyan, Zi Kırd gazveleri'ne çıktığında Medine'de Abdullah b. Ümmü Mektum'u vekil olarak bıraktı.

Hicretin 6. senesinde Beni Mustalik gazvesine çıktığında Medine'de Ebu Zerr'i vekil bıraktı.

Hicretin 6. senesinin sonunda Hudeybiye'ye çıktığında ve 7. senenin başında Hayber'e çıktığında Medine'de Numeyle b. Abdullah el-Leysi'yi vekil bıraktı.

Hicretin 7. senesinin sonunda Kaza Umresi'ne çıktığında Medine'de Uveyf b. El-Adbad'ı vekil bıraktı.

Hicretin 8. senesinin Ramazan ayında Mekke'yi fethetmeye çıktığında Medine'de Ebu Rahm Kelsum b. Husayn b. Utbe b. Halef el-Gıfari'yi vekil bıraktı.

Hicretin 9. senesinde Tebük savaşına çıktığında Medine'de Muhammed b Mesleme'yi vekil bıraktı.

Hicretin 10. senesinde Veda haccına çıktığında Medine'de Ebu Ducane'yi vekil bıraktı.
 
 
İşte rehberimiz, önderimiz ve örneğimiz olan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in yaptığı budur.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Medine'den her çıkışında aynı kişiyi vekil tayın etseydi işte bu kişi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in veliahdı olurdu. Fakat Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem böyle yapmadı. İslam'da halifenin veliahdının olmadığını göstermek için Medine'den her çıktığında değişik sahabeyi vekil tayin etmiştir.

Dört halife de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem gibi davrandı. Onlar Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra bizim örneğimizdir. Onlardan hiçbirinin veliahdı olmadı. Medine'den çıktıkların da hiçbir zaman kendi yerlerine devamlı aynı kişiyi vekil tayin etmediler. İşte İslami hareketin alması gereken  örnekler bunlardır. Dört halifeden sonraki dönemler delil değildir. Örnek almamız gereken onlar değildir.

Müslümanlar maalesef bu gerçeği unutmuşlardır. Gayri müslimlerin sistemlerinden, bilmeden de olsa etkilenerek onları örnek alıp emire veliaht tayin etmeye başladılar. Halbuki böyle yapanlar, İslam tarihinde veliahtlık sisteminin iyi olmadığını, veliahdlık sisteminin hilafetin ve İslam ümmetinin zaafına sebeb olduğunu söylüyorlardı. Buna rağmen kendileri de aynı hataya düşüp kendi emirlerine veliaht tayin ediyorlardı.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google