Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Ehli'l Hal Ve'l Akd  (Okunma sayısı 6703 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahmut_Şakir

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 42
Ehli'l Hal Ve'l Akd
« : 25 Ekim 2009, 11:58:46 »
Ehli'l hal vel akd; halife seçimi, vali tayini, komutanların tayini, cihadla ilgili meseleler gibi İslam ümmetini ilgilendiren temel meselelerde istişare edilen, hilafeti ilgilendiren problemlerin çözümü ile ilgili veya yeni olaylar hakkında görüşleri alınan kişilerdir.

Ehli'l hal ve'l akd günümüzün ıstılahında yüksek siyasi ve idari meselelerde istişare edilen kişilerdir. Çünkü bunların insanların gözünde büyük değeri vardır. Kur'an ve sünneti çok iyi bildikleri, akıl ve zeka yönünden üstün oldukları, geniş görüşe ve isabetli tespitlere sahip oldukları için müslümanlar onlara değer verip tabi olurlar.

Bedir'de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem müslümanlarla beraber Şam'dan dönen Ebu Süfyan'ın kafilesini ele geçirmek için yola çıktı. Fakat Ebu Süfyan kafilenin yolunu değiştirerek kaçtı ve müslümanların kafileye saldıracaklarını Kureyş'e haber verdi. Bunun için Kureyş, böbürlenerek, kibirlenerek müslümanlara saldırmak için yola çıktı. Kureyş'in yola çıktığını haber alan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ve müslümanlar, Kureyş ordusuyla karşı karşıya geleceklerini anladılar. Oysa onlar savaşmak gayesiyle değil, Ebu Süfyan'ın kafilesini ele geçirmek gayesiyle yola çıktıklarından müslümanların hepsi bu sefere katılmamış, bir kısmı Medine'de kalmıştı. Bu yüzden Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem müslümanlara danışarak şöyle dedi:

"Ey kavmim! Bu konudaki görüşünüzü bana bildirin."

Buradaki istişare genel bir istişaredir. Herkes görüşünü bildirebilir. Fakat bazı durumlarda müslümanların en ileri gelenleri konuşurken diğerleri susup ona tabi olurlar. Fakat müslümanlar eşittirler. Her müslüman kalkıp bu konu hakkındaki görüşünü ve düşündüğünü söyleyebilir. Ebu Bekir radiyAllahu anh ayağa kalktı ve çok güzel bir konuşma yaptı. Ömer radiyAllahu anh da aynı şekilde çok güzel bir konuşma yaptı. Bundan dolayı Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem yaptıkları bu konuşmalardan dolayı onları övdü. Fakat buna rağmen tekrar:

"Ey kavmim bu konuda görüşünüzü bana bildirin"
buyurdu.

Bunun üzerine Mikdad b. Amr radiyAllahu anh ayağa kalkarak şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü! Allah sana ne emrederse onu yap, biz seninle birlikteyiz. VAllahi beni İsrail'in Musa'ya:

"Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturucularız" dediği gibi demeyiz. Fakat sana şöyle deriz:

"Sen ve Rabbin gidip savaşın. Biz de sizinle birlikte savaşanlarız. Seni hak din ile gönderen Allah'a yemin ederim ki eğer sen Berkul Gımad'a (Yemen taraflarında Arabistan yarımadasının en uzak yeri) gitsen bile ta, oraya varıncaya kadar seninle geliriz."

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona güzel söz söyledi ve ona dua etti. Fakat buna rağmen tekrar:

"Ey kavmim! Bana bu konuda görüşünüzü bildirin
" dedi.

Bunun üzerine ensarın komutanı, Evs'in büyüğü olan Sa'd İbn Muaz ayağa kalkarak şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü! Sanki özellikle bizim görüşümüzü istiyorsun"

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Evet" buyurdu.

Bunun üzerine Sa'd İbni Muaz şöyle dedi:

"Ey Allah'ın Rasulü! Biz sana iman ettik, seni doğruladık. Senin getirdiğin dinin hak din olduğuna şehadet ettik. Seni dinlemek ve itaat etmek üzere sana söz verdik. Ey Allah'ın Rasulü! Sen istediğin yere git. Biz seninle beraberiz. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki eğer sen bu denizi geçmek istesen biz de seninle beraber geçeriz. Bizden bir adam bile geri kalmaz. Yarın bizimle birlikte düşmana karşı savaşmandan da hoşnutsuzluk duymayız. Biz savaşlarda sabırlı, düşman karşısında sözümüze sadık kimseleriz. İnşeAllah bizden seni sevindirecek şeyler göreceksin. Allah'ın bereketi ile bizimle yürü."

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Sa'd İbn Muaz'ın bu sözünden dolayı çok sevindi.

Bedir savaşı bir ölüm kalım savaşıydı. Bir tarafta Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte kafileyi almak üzere çıkmış küçük bir topluluk, diğer tarafta ise savaş için tam teçhizatlı savaşmak isteyen bir ordu vardı. Bu ordunun komutanları müslümanlara karşı çok kinli, bir an önce onları yok etmek isteyen kişilerdi. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile savaşa çıkanların çoğu ensardandı. Onun için savaşma kararı onların elindeydi. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in ensarla yapmış olduğu anlaşma onu sadece Medine'nin içinde korumalarına yönelikti. Medine'nin dışında, Medine'den uzakta savaşmak için onlardan söz almamıştı. Bu durumda Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den sonra savaş kararı ensarın elindeydi. Bu durumda onlar ehli'l hal ve'l akd konumundaydılar. Onun için Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Ey kavmim bana görüşlerinizi bildirin" diyerek ısrarla onların görüşlerini öğrenmek istiyordu.

Savaş müslümanların lehine sonuçlandı ve birçok müşrik, müslümanların eline esir düştü. Bundan dolayı esirler meselesi ortaya çıktı. Eğer esirler öldürülürse müşriklerin kini daha çok artacak, İslamdan daha çok uzaklaşacaklar ve müslümanlara karşı düşmanlıkları devam edecekti. Esirlerin sağ bırakılıp esir tutulmaları da öldürülmelerinden daha iyi değildi. Çünkü yine Mekke müşriklerinin kinleri artacak ve imandan uzaklaşacaklardı. Ayrıca bu tutulan esirlerin masrafı da vardı. Ve bu masrafları ensar yüklenecekti. Çünkü muhacirler mallarını, mülklerini bırakıp hicret ettikleri için Medine'de fakir bir durumdaydılar.
 
 
Ayrıca esirlerin arasında Rasulullah'ın amcası Abbas b. Abdulmuttalib de vardı. Zahiren Kureyş'le beraber olmasına rağmen müslümandı ve İslamını gizliyordu. İstemeyerek Kureyş ordusu ile beraber çıkmıştı. Abbas radiyAllahu anh gerçekte Mekke'de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in casusu idi ve bu sırrı sadece Ebu Bekir biliyordu. Abbas radiyAllahu anh'ın müslüman olup Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in casusu olduğunu Abbas ile Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem arasındaki konuşmadan açıkça anlamaktayız. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, amcası esir düştüğü zaman ona:

"Hem kendi nefsini, hem kardeşinin oğlu Akil'i, hem Nevfel b. Haris'i, hem de senin halefin (anlaş malın) olan Utbe b. Cahdem'i kurtarmak için fidye ver."

Abbas radiyAllahu anh bunu kabul etmeyerek şöyle dedi:

"Ben daha önce müslümandım. Zorla savaşa çıkarıldım."

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona:

"Senin durumunu en iyi bilen Allah'tır. Eğer iddia ettiğin gibiysen Allah mutlaka senin mükafaatını verecektir. Fakat zahiri durumun kafirlerle birlik olup bize karşı savaşa çıkanların durumu gibidir. Bu sebeble esirlikten kurtulabilmek için fidye vermek mecburiyetindesin."

Abbas radiyAllahu anh kiminle konuştuğunu biliyordu. Onun için ona asla yalan söylemezdi. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem da kiminle irtibat kurduğunu, özellikle Abbas radiyAllahu anh'ın durumunu çok iyi biliyordu. Çünkü o, onun amcası ve en yakın dostuydu. Rasulullah'ı korumak ve desteklemek için kafir olduğu halde Akabe Beyatı'na katılmıştı. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Abbas'ın gerçek durumunu çok iyi bilmekteydi. Fakat onun sırrını, gizli görevini açmak istemiyordu. Eğer Abbas radiyAllahu anh:

"Ben daha önce müslüman idim" sözünden sonra Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona:

"Evet müslüman idin" deseydi Abbas'ın Mekke' deki casusluk görevi bitmiş olurdu ve artık Medine'de kalması gerekirdi. Fakat müslümanların Abbas'ın görevine devam etmesine çok ihtiyaçları vardı. Ayrıca Abbas'ın gizli görevinin açıklanması Mekke müşriklerinin ona karşı kinlenmesine yol açacaktı. Çünkü kendilerini ihanete uğramış olarak hissedeceklerdi. Bu durumda Abbas'ın Mekke'deki ailesinden intikam alabilirlerdi. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona:

"Hayır, sen müslüman değildin" deseydi daha önce müslüman olduğunu kabul etmemiş olurdu. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Abbas'ın gerçeğini bildiği için böyle bir söz kullanamazdı. Onun için Rasululah sallAllahu aleyhi ve sellem ona şöyle cevap verdi:

"Senin zahiri durumun kafirlerle birlikte olup bize karşı savaşa çıkanların durumu gibidir. Bu sebeple esirlikten kurtulabilmek için fidye vermek mecburiyetindesin."

Abbas radiyAllahu anh gizli görevinin açığa çıkmaması için fidye  vermeyi kabul etti.
 
 
Abbas radiyAllahu anh'ın daha önce müslüman oluşunu gösteren başka bir delil ise şudur.

Abbas radiyAllahu anh müslümanlara karşı hiç savaşmamıştır. Halbuki Abbas radiyAllahu anh çok güçlü, savaşmayı iyi bilen, kahraman birisi olarak tanınıyordu. Bedir'de de isteyerek esir düştü. Bedir savaşında esir düşenler hakkında Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem muhacir ve ensarla istişare etti. Ebu Bekir, Ömer, Ali, Abdullah b. Cahş, Sa'd İbni Muaz, Abdullah b. Revaha ile istişare etti.

Ensarlar esirlere karşılık fidye alınmasına razı olmayabilirlerdi. Çünkü onlar, bu fidyeden herhangi bir şey alamayacaklar, fidyenin hepsi fakir muhacirler arasında paylaştırılacaktı. Bu durum savaşta iken bile belli oldu. Çünkü Sa'd b. Muaz radiyAllahu anh'ın müşrikleri öldürmeyip esir alan müslümanlara karşı tepkisi sertti, kızıyordu ve bu durumdan hoşlanmıyordu. Sonra Allah-u Teâlâ müslümanların, esirleri öldürmeyip fidye almalarını kınayan ayeti indirdi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

"Hiç bir nebiye yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, Azizdir, Hakimdir. Eğer Allah'ın geçmişte bir yazısı olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azap dokunurdu. Artık ganimet olarak elde ettiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'tan korkup sakının Şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Enfal: 67-69)

Bazı müfessirler bu ayetin, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e esirler konusunda müslümanlarla istişare ettikten sonra bir kınama şeklinde indiğini zannediyorlar. Halbuki bu ayet Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e değil, müslümanlara bir kınamadır.
 
 
İbni Atiyye "el-Muharrer el veciz fit tefsir el kitabil aziz" (c: 6 s: 375) tefsirinde bu ayet hakkında şöyle diyor:
 
"Bu ayet bana göre Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'e değil, Rasulullah'ın ashabına bir kınamadır. Ayetin manası şöyledir:

"Esirleri öldürmeyip esir kalmalarını Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den istemeniz uygun değildir. Böyle yaptığınız için iyi yapmış olmadınız."

Ayette hitap müslümanlaradır. Onun için ayetin devamında:

"Dünya metaını istiyorsunuz." buyuruluyor.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem esirlerin öldürülmemesini istemiş değildir. Hiçbir zaman dünya metaı da istememiştir. Fakat esirlerin öldürülmeyip fidye karşılığında serbest bırakılması savaşa katılan müslümanların çoğunun istediği şeydi.

Ayette Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in zikredilmesinin sebebi şudur:

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Bedir savaşında müslümanların kafirleri öldürmeyip esir aldıklarını çadırından görüyordu. Sa'd İbn Muaz'ın onlara itiraz edişini de görüyordu. Fakat durumun büyüklüğü ve müslümanların zaferi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'i meşgul ettiğinden kafirleri öldürmeyip esir alan müslümanları uyarmadığı için ayette kınamaya dahil edilmiştir. Onun için ayet indikten sonra Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir ağladılar."
 
 
Çoğu müfessirler bu ayetteki kınama ve azarlamanın Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in esirlerin öldürülmeyip fidye karşılığında serbest bırakılmasını isteyen sahabelere yönelik olduğunu söylemektedir.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google