Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Halifenin Seçimi  (Okunma sayısı 6720 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahmut_Şakir

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 42
Halifenin Seçimi
« : 25 Ekim 2009, 11:53:26 »
İster daha önceki halife tarafından seçilmiş olsun, ister daha önceki halife tarafından seçilmeyip daha sonra seçilmiş olsun halife ehli'l hal ve'l akd tarafından seçilir.

Halife şayet bir önceki halife tarafından seçilmişse, bu halife onu ehli'l hal ve'l akd ile istişare yaparak seçmiştir. Eğer daha önceki halife tarafından seçilmemişse ehli'l hal ve'l akd toplanıp aralarından birini halife seçerler.

Halifenin bu şekilde seçimi çok kolaydır. Çünkü halife sınırlı kişiler arasından seçilir. Bu kişiler belirli bir seviyeye çıkmış ve hiç kimsenin etkisi altında kalmayan kimselerdir. Burada seçim yapanlar insanı kandırıcı maddi ve manevi her şeyde ve propagandaların tesirinden uzaktırlar. Ayrıca ehli'l hal ve'l akd'den her biri kendisinin seçilmemesi için gayret gösterir. Her birisi tevazu gereği kardeşini teklif eder. Zaten temelde "hilafeti isteyene hilafet verilmez". Bu, şer'i bir kaidedir. O yüzden bu kişiler arasında çekişme ve ihtilaf olmaz. Onlar arasında halife seçimi çok kolay bir şekilde tamamlanır.

Halife seçimi konusunda tarih boyunca vuku bulan ihtilaf ve çarpışmalar önemsizdir. Bunlar bu kaideyi değiştirmez. Çünkü bu çarpışma ve ihtilaflar vukuu buldukları ortamın etkisi altında meydana gelmiştir ve bu, şartlara göre değerlendirilirler. Bu ihtilaf ve çarpışmaların sebebi; ya hakka ulaşmak için yapılan içtihadi ihtilaflar ya da olaylar hakkındaki değişik yorum ve anlayışlardır. Mesafelerin uzak olması, haberlerin geç ulaşması, haberleri anlatanların haberleri değişik nakletmeleri bu ihtilaf ve çarpışmaların vukuunda çok büyük rol oynamıştır.

Tabiki bu, dört halife zamanı için geçerlidir. Zaten bu konuda muteber olan dört halife dönemidir.
Ondan sonraki dönemlere itibar edilmez. Çünkü bu dönemden sonra İslam prensibi doğru ve mükemmel bir şekilde uygulanmamıştır. Dört halife döneminden sonraki ihtilaf, çarpışma ve İslam'a uygun olmayan hareketler hiç bir zaman örnek sayılmaz ve bunlara bakarak uzun süre uygulanmış olan dört halife yolunun terki gerekmez. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in övdüğü birinci, ikinci ve üçüncü asırlardaki ihtilaf ve çarpışmaların sebebi halife seçme prensibinden değil, bilakis bu prensibi uygulama sırasındaki bazı ihtilaflardan kaynaklanmaktadır.
 
 
Zamanımızdaki insanların çoğu, çoğunluğa göre seçim prensibini beğenmişlerdir. Bilmemiz gerekir ki İslam'da ne azınlık, ne de çoğunluğa göre seçim sistemi vardır.

İslam'da hak ve batıl vardır. Hak bir kişide olsa bile ona ittiba etmek gerekir.İnsanların çoğu uygulasa bile batılı terk etmek gerekir.
Hakka bağlı olanların sayısı az olsa bile bu kişilerle beraber yürümek gerekir. Yine batıla bağlı olanların destekçileri çok olsa bile, onlardan yüz çevirip onlara karşı çıkmak gerekir.

İnsanların çoğunun beğendiği ve İslami olduklarını iddia eden bazı cemaatlerin uyguladığı çoğunluğa göre seçim sisteminde, seçmenlerin sayısı muteberdir. Bu sistemde her ferdin oyunun değeri eşittir. Mesela akıllı, düşünce ile meseleyi ölçen alimin oyu; cahil, hiçbir şey bilmeyen, sonuçları düşünmeyen kimsenin oyuyla aynıdır. Sahibine bağlı olup, sahibinin istediği yöne yönlendirdiği kölenin oyu, alim olup olayları çok iyi ölçen kişinin oyu gibidir. Kim olursa olsun sadece kendisine para verdi diye birine oy veren veya bir menfaatinden dolayı bir kişi için oy kullanan kişinin oyu ile, akıllı olup olayları çok iyi bilen ilim sahibinin oyu aynıdır.

Hangi akıl sahibi bu iki grubun oyunu eşit tutar?

Hangi akıl ve mantık bunları eşit kabul eder?

İnsanların çoğu istenilen seviyenin altında olduğundan akrabalık, arkadaşlık, maldan dolayı veya siyaset, baskı ve korku yolu ile bu çoğunluk istenilen yöne yönlendirilebilir. Adayların kendilerini seçtirmek, halkın oyunu kazanmak için ne kadar paralar sarf ettiklerini çok iyi biliyoruz. Sonuçlar her zaman parayı elinde bulunduranın leyhinedir. İddia edildiği gibi halkın gerçek temsilcileri leyhine değildir.

Birleşmiş Milletler oylamalarında zenginlerin malının netice üzerinde ne kadar büyük rol oynadığını biliyoruz. Kazanan daima zenginler ve kapitalist zihniyettir. Oylamalarda yahudilerin mallarının ne kadar etkili olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Amerikan siyasetinin yahudi devletinin yanında yer almasında yahudilerin malları büyük rol oynamaktadır. Amerika'daki yahudilerin malları Amerikan siyasetini o kadar etkilemiştir ki, seçilen Amerikan temsilcileri daima yahudi devletine yardımcı olmuşlar, onlara istedikleri silahı vermişler, istedikleri siyaseti uygulamışlar ve onların  isteklerine boyun eğmişlerdir. Hatta Birleşmiş Milletlerin başkanları ve Amerikan parlamentosunun parlamenterleri siyonizme bağlılıklarıyla iftihar etmektedirler.
 
 
Onlardan birinin sözleri üzerinde biraz duralım. Bu kişi Don Quil'dir. O, George Bush'un vekilidir. Hayat dergisi ona niçin siyonistlere; "ey siyonist arkadaşlar'" diye hitap ettiğini, onlardan olup olmadığını sorduğunda, o şöyle cevap verdi:

"Ben elbetteki onlardanım. Çünkü siyonist, İsrail devletine inanan kişidir."

Hayat dergisi ona İsrail devletinin sınırlarını sorup İsrail devletinin sınırlarının tayin edilmediğini ve yahudilerin sınırlar hakkında ihtilafa düştüklerini hatırlattığında Don Quil:

"Ben bu konuya girmek istemiyorum"
dedi.

Don Quil İsrail devletine inandığını söyledikten sonra şunları da söyledi:

"İsrail devleti çok önemlidir. Ben kendimi siyonist addetmekteyim ve bu masanın etrafında oturanların çoğu kendini siyonist addetmektedir."

Quil, Bush'un İsrail devleti ile ilgili siyasetini şöyle savundu:

"Başkan Bush İsrail devletinin en büyük destekçisi, yardımcısı ve dostudur. Bunun böyle olduğu herkesçe bilinsin."

İsrail'e karşı en büyük düşman olan Saddam Hüseyin'e bakalım. Askeri araç gereçleri büyük ölçüde felce uğramıştır. Artık eskisi gibi tehdit edecek bir durumda değildir. Bundan sonra da hiç bir zaman kuvvet bakımından eski durumuna dönemez.

Başkan Bush, Sovyetler Birliği'ndeki yahudilerin göç etmesinde de çok yardımcı olmuştur. İsrail ve Amerikan halkı bu konuya büyük önem verdiler. İsrail devletiyle komşu arap ülkelerin ilk görüşmelerini başaran kişi Bush'dur. İsrail devletinin kurulmasından beri İsrailliler hep komşu arap ülkeleriyle yüz yüze oturup barış görüşmesi yapmayı istemişlerdir. İşte başkan Bush onların bu arzusunu gerçekleştirmiştir. Bush, siyonizmin ırkçı bir müessese olduğunu söyleyen Amerikan kararının iptal edilmesinde de büyük bir rol oynamıştır. (Hayat Dergisi 29 Nisan 1992)
 
 
İşte bütün bu yapılanlar yahudilerin oy ve mallarını kazanmak içindir. Zira Amerika'daki seçimlerde yahudiler mal ve kadınlarını kullanmaktadırlar. Onlar mal ve kadınlarını kullanarak kendilerine yakın olan ve onları destekleyen kimseleri seçimlerde kazandırırlar.

O zaman halkın oyu nerede kaldı?

Halkı kim yönetmektedir?

Halkı yöneten halk mıdır, yoksa para ve daha önce yapılmış olan gizli anlaşmalar ve siyasetler midir?

Seçimlerde hükümetin rolünü de unutmamak gerekir. Hükümet korku ve baskı mekanizmalarını kullanarak seçimin kendi leyhine sonuçlanmasını sağlayabilir. Bu yüzden seçimlerde bazen tarafsız hükümetler gözetleyici olurlar. Buna rağmen hükümetin etkisi yine de devam eder ve genellikle hükümetin uygun gördüğü adaylar kazanır.
 
 
Bazı insanlara göre bu çoğulcu sistem hristiyan olan devletlerde başarılı bir şekilde uygulanmış ve ondan istenen sonuç tam olarak alınmıştır. Bundan yola çıkarak bazı kimseler İslam devletlerinde de böyle bir seçimin uygulanabileceğini düşünmüşlerdir. Fakat bu kimseler müslümanlar ile hristiyan devletler arasındaki farkı anlayamamışlardır. Hristiyan devletler bu seçim sistemini kullandıklarında dinlerine muhalefet etmiş sayılmazlar. Çünkü bu devletlerde belirli bir şeriat ve nizam yoktur. Bu devletlerde seçim konusunda bağlı kalmaları gereken belli bir şekil mevcut değildir.

Biz böyle bir sistemi kendimize uyguladığımızda, uygulanması üzerimize farz olan şura prensibine muhalefet etmiş oluruz.

Batılı devletlerde yaygın olan bu seçim şeklini beğenenler, onu tek bir yönüyle değerlendirmektedirler. Bu tatbikat yönüdür. Onlar hiçbir zaman olumsuz yönlerine bakmamaktadırlar. Fakat biz, bu devletlerin seçim zamanlarında ne tür problemlere maruz kaldıklarını çok iyi bilmekteyiz. Para harcama problemleri, idari müesseselerin işlemez duruma düşmesi problemi, propaganda problemleri, adayların birbirlerine ithamları, dargınlıkların kalıcı olması ve çekişmelerin devam etmesi....

Hatta bu çekişme, dargınlık ve kinler seçilen milletvekilleriyle birlikte devam eder.
 
 
İslam dini, idareciler arasındaki çekişmelere karşıdır. Bilakis bu tür şeyleri ortadan kaldırmak için çalışır. Halifenin ehli'l hal ve'l akd tarafından seçilmesi müslümanlar arasındaki ihtilaf ve çekişmeleri ortadan kaldırmak içindir.

Halifenin ehli'l hal ve'l akd tarafından seçilmesi prensibi;
zamanımızdaki çoğunluğa göre seçim prensibinin ortaya çıkardığı malların savurganlığı, oyların satılması, çıkarlara önem verilmesi, baskı politikalarının uygulanması ve devleti idareyi zorlaştırıcı etkenlerin ortaya çıkması gibi olumsuzlukları ortadan kaldırır.

İslam sisteminde seçimlerin belli bir taifeye kaymasını engellemek için tarafsız bir hükümetin kurulmasına da ihtiyaç yoktur. Yine seçim sonuçları beklenirken bazı uygulamaların durdurulması, her gelen hükümetin siyaset değiştirmesi, devletin üst kademelerinde görevli olanların her yeni gelen hükümetle, görevinden alınıp, yerine başkasının konması, ticari pazarın yeni gelen hükümetin düşüncesine göre şekillenmesi, meclisin içindeki çekişmeler, heva ve hevese göre hareketler, gayri meşru yolları kullanarak hükümete ulaşma çabaları....

Bütün bunlar çoğunluk ve azınlığa göre yapılan ve "halk denilen seçim sisteminin yöntemi" olumsuzluklarıdır. İşte bunların hepsi halifenin ehli'l hal ve'l akd tarafından seçilmesiyle ortadan kalkar.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google