Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Hüküm  (Okunma sayısı 6441 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahmut_Şakir

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 42
Hüküm
« : 25 Ekim 2009, 11:52:40 »
Her ümmetin bir nizamı vardır. Ümmet siyasi, sosyal, idari ve iktisadi bütün uygulamalarını bu nizamdan alır. Bu ilkeler bu ümmetin örfünden, akidesinden, tarihinden ve onu idare eden hakimlerin dünya görüşlerinden etkilenir.

Ümmetler bu nizamları kendi nefisleri için yapıyorlarsa bu nizamı muhafaza ederler ve tarihsel seyri içinde geliştirirler. Bu nizamlar onu idare eden kimselerin heva ve heveslerinden etkilenir.
 
 
Halbuki İslam ümmetinin nizamı bütün insanları yaratan ve onları en iyi bilen Allah tarafından indirilmiş bir nizamdır.  O yüzden;
 
1 - Bu nizam sabittir. Yer ve zamana göre değişiklik göstermez.

2 - Birdir. İçinde zıtlık veya ihtilaf yoktur.

3 - İnsanların yaratıcısı tarafından indirildiği için, insan fıtratına en uygun nizamdır. Zira insanların yaratıcısı insanların tabiatını en iyi bilen zattır. Bu yüzden O, onlar için faydalı olan en uygun nizamı verir.

4 - Heva ve şehvetlerden uzaktır. Bir ferdi, bir cemaati, bir taifeyi, bir halkı, bir rengi, bir sınıfı veya bir iklimi kayırmaz.

5 - Cihan şümul bir nizamdır. Hayatın siyasi, sosyal, idari ve iktisadi yönlerini kapsar. Hayatın hiçbir yönünü kapsamı dışında bırakmamıştır. Hayatın her yönünü çizmiş ve bütün problemleri için çözümler bildirmiştir.

6 - Bölümleri birbirini tamamlayan ve bölümlerini birbirine bağlayan bir nizamdır. Her yön diğer yönü tamamlar. Bir bölümün terk edilip diğer bölümün uygulanması halinde hemen uyumsuzluk kendini belli eder. Tıpkı bir bina gibi... Binanın oluşmasını sağlayan faktörlerden birini kaldırdığımızda bina tamamen bozulur. Hatta bir binanın içinden bir tuğla bile kaldırıldığında, eksiklik ve düzensizlik hemen belli olur.

Örneğin: İslam toplumunda kadınlar saçlarını açarlarsa  toplum içinde fesat başlar, sosyal hayatta bozukluklar zuhur eder ve bu durum idari ve iktisadi durumlara da yansır ve zamanla akide bozukluğuna yol açar.

7 - Her tarafı birbirine bağlıdır. Bir tarafı diğer tarafından ayrılamaz. Onun için; "şu din için, bu dünya içindir" demek hatalıdır ve bu, İslam sisteminden uzak bir düşüncedir.

İslam sisteminde dünyanın karşılığı ahirettir, yoksa dünyanın karşılığı din değildir. Din hem dünya hem ahiret içindir. "Bu ibadetle ilgili bir mesele, şu sosyal durumla ilgili bir mesele, şu ise iktisat ile ilgili bir meseledir" denilemez. Bu sistemde kişinin her attığı adım bir ibadettir. Allah'a itaat etme ve O'nun rızasını kazanma niyetiyle yapıldığı zaman elle yemek bile ibadet olur. İffet niyetiyle kişinin hanımının ağzına bir lokma koyması bile ibadet olur. Çocukların rızkını elde etmek için çalışmak, Allah yolunda cihad, akrabayla ilgilenmek de bir ibadettir. Böylece ister sosyal, ister iktisadi, ister idari her mesele Allah rızası için yapıldığı taktirde ibadet olur.

İslam nizamını tatbik etmek bir ibadettir. Bu sistemi terk Allah'a karşı gelmektir. Bu sistemden uzak durmak Allah'a karşı bir isyandır. Uygulanabileceği halde onu uygulamamak küfürdür. Onu terketmek, ondan daha iyi bir nizam varolduğuna inanmak veya başka bir nizamı ondan daha üstün tutmak açık bir küfürdür.

8 - Bu sistemin uygulanması imanın bir gereğidir. Müslümanın Allah'a ve Kur'an'ın Allah tarafından indirildiğine iman ettiği gibi, bu kitap içinde hayata tatbik edilmesi gereken ayetler olduğuna, bu ayetlerin boşu boşuna veya sadece okumak için değil, hayata uygulamak için indiğine iman etmesi gerekir. Yine Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğuna iman ettiği gibi, onun söylediği ve emrettiği şeylerin kendi nefsinden değil, Allah katından olduğuna, rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in söylediği ve emrettiği şeylerin uygulanması ve tatbik edilmesi gerektiğine iman etmesi gerekir.
 
 
Bir müslümanın bu meselelerin hepsine kesin olarak iman etmesi gerekir. Müslüman, İslam sistemini terketmenin veya ondan yüz çevirip uygulamamanın da küfür olduğuna inanır. Aynı şekilde İslam'ın bir kısmını tatbik edip bir kısmını tatbik etmemenin de küfür olduğuna inanır.

Sadece ibadetler kısmını uygulayıp, İslam nizamını uygulamamak Allah'a karşı gelmektir. Cemaate bundan dolayı hesap sorulur. Ferdin, bağlı olduğu cemaatten bu nizamı tamamen uygulamasını istemesi ve bunu tatbik etmek için çaba göstermesi gerekir.

Sulta elinde olmadığı için fert, bu sistemin hayatta uygulanıp uygulanmamasından sorumlu değildir. Fakat sulta sahibi sorumludur. İslam sisteminin uygulanmasını istemeyen ve bu sistemi uygulanacak hale getirmek için çaba göstermeyen kimseye kıyamet günü muhakkak hesap sorulacaktır.

Müslüman, ibadetlerin İslam'ın temel rükunlarından olduğuna inanır. Fakat ibadetler İslam'ın tümü değildir. Hadleri tatbik etmek İslam'ın hükmündendir. Fakat sadece hadleri tatbik etmekle İslam'ın bütün hükümleri tatbik edilmiş sayılmaz. Ve buna göre İslam'ın hakim olduğu söylenemez. İslam hükmü, İslam sistemini sosyal, iktisadi ve siyasi alanlarda, müslümanlar arası ilişkilerde, müslümanlar ile kafirler arasındaki anlaşmalarda, cihadda, hadlerin uygulanmasında ve idare üslubunu seçmede dahil olmak üzere bu konuların hepsinde uygulanmakla gerçekleşir.

Ne kadar önemli olursa olsun İslam'ın sadece bir kısmını tatbik edip diğer kısımlarını ihmal etmek bu nizamı bozmaktır. İslam nizamının hayatın her yönüne tamamen tatbik edilmesi gerekir.

Halife veya emir, İslam sistemini uygulamaya mecburdur. O nizama hiçbir konuda muhalefet edemez. Eğer hataen veya sehven bu nizama muhalefet ederse, ehli'l hal ve'l akd hemen ona karşı çıkar. Hatta bütün İslam toplumu ona karşı çıkar. Ta ki o, kendine gelip, işlediğinin farkına varıp, bundan dolayı tevbe ederek İslam nizamını uygulayıncaya kadar ona karşı çıkmaya devam eder.

Eğer İslam emiri veya halifesi İslam'a zıt bir uygulamada ısrar ederse, ki bu İslam tarihinde de olmamıştır böyle bir durumda tek bir çözüm vardır. O zaman ehli'l hal ve'l akd hemen toplanır ve ona karşı isyan bayrağını çekerler; verdikleri güven oyunu geri alıp onu görevden azlederler ve başka bir halife tayin ederler.

 İslam emiri veya halifesi İslam nizamına bağlıdır. Ondan ayrılamazlar;
İslam prensiplerini İslam toplumundaki herkesten daha fazla uygulamaları gerekir. İslam prensiplerinden ayrıldığı zaman bundan dolayı ortaya çıkan suçu diğer fertlerden daha büyük olur.
 
 
İslam düşmanları ve onların yardımcılarının yazdıkları kitaplarda, İslam nizamında halifenin ve emirin çok büyük serbestliğinin olduğu yazılmaktadır. Bu doğru değildir. Bu kitaplarda halifenin hürriyetini sınırlandıran hiçbir kanun olmadığı, hiçbir kanunun halifeye karşı çıkamayacağı, halifenin maslahatının karşısında hiçbir kanun varolmadığı söylenmektedir. Bunlar doğru değildir.

Doğru olan şudur:

Dünyada müslüman hakim kadar İslam şeriatını tatbik etmekle yükümlü hiçbir hakim yoktur. Çünkü bu, İslam akidesinin bir gereğidir. Beşeri nizamlarda yönetici, o nizamlara muhalefet ettiğinde hemen onun için bir hak çıkartılır. Fakat İslam nizamında ferdin değeri ne kadar yükselirse yükselsin, hiçbir fert bu akideye zıt hareket edemez. Bilakis yükseldikçe ferdin sorumluluğu da artar ve herkes ona dikkat eder.

Bazı gerçeklere bakalım.

Örneğin; İslam'da zina haramdır. Beşeri kanunlarda da zina yasaktır. Müslüman idareci zina günahını işlerse hemen azledilir ve evliyse recm haddi uygulanır. Böylece tarihte bir ibret olur. Recm cezası zina yapan her evli müslümanın cezasıdır. Bu çok şiddetli bir cezadır. Bu, dünyada böyledir. Ahiret cezası ise çok daha şiddetlidir.

Halbuki müslüman olmayan bir idareci, kendi kanunlarında zina yasak olmasına rağmen, zina işlediğinde ona hiçbir hesap sorulmaz. Bilakis onlara göre bu tabii bir meseledir. İşte bu yüzden onların içindeki idarecilerin kız arkadaşı veya metresi vardır. Her birinin bir kadın refakatçısı, sekreteri ve sırdaşları vardır. Bazen ikinci dereceden olan yöneticiler hakkında ahlak skandalları çıkar ve yayılır. Fakat yüksek yöneticilerin işledikleri ahlaksızlıklar hemen örtülür, yayılmaz. Çünkü onlarınkiler gizlice, hiç kimsenin görmediği yerlerde vuku bulur.

Hırsızlık, faiz, öldürme, malları gasbetme vb. suçlarda da durum böyledir.

İslam halifesi veya emiri kadar mevcud İslam nizamına bağlı, onu koruyan ve ona uyan hiçbir hakim yoktur.
Halifenin İslam nizamını uygulaması gerektiği gibi diğer emir ve valiler de bu nizamı uygulatmakla yükümlüdür. Hatta bütün topluma bu nizamın uygulatılmasından da sorumludur.
 
 
İslam nizamı bütün zamanlara has olduğu için, hayatın gelişmelerine de uygundur.

İslam nizamının hayatın gelişmelerine devamlı ayak uyduracak, her problemi çözecek yeni gelişmelere uygun hükümleri vardır. Hayatın yeni gelişmeleri hakkında hüküm vermek için müctehidlerin Kur'an ayetleri ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetinden hüküm çıkarmalarına elverişli esnek kaideleri ve hükümleri vardır. Bu yüzden alim ve müctehidler gelişen durumlar hakkında ayet ve hadislere dayanarak hükümler verebilirler. O yüzden yeni gelişen meseleler konusunda alim ve müctehidlere rol vermek gerekir.
 



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google