Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Yahudi Ve Hristiyanların Mü'minlere Karşı Tavırları  (Okunma sayısı 1591 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Akidetul İslam

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 443
       بســـم الله الرحمن الرحيم

لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُواْ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ قَالُوَاْ إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ

     

Maide 82 - Muhakkak ki mü’minlere karşı düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudi ve müşrikleri bulursun. Mü’minlere karşı sevgice onların en yakını olarak da: “biz hristiyanlarız” diyenleri bulursun. Muhakkak ki bu, onlardan kıssisler (din adamları), rahibler olması ve onların gerçekten büyüklük taslamamaları nedeniyledir.
   
     
  Allah (c.c), yahudilerin karakterlerini, eksikliklerini, yaptıkları kötülükleri ve hristiyanların İsa (a.s) hakkındaki sapık inançlarını daha önceki ayetlerde bildirdikten sonra bu ayette; yahudilerin ve müşriklerin müslümanlara düşmanlıkta ne kadar şiddetli olduklarını ve sevgi yönünden de müslümanlara kimlerin daha yakın olduğunu bildirmektedir.

Bu ayetin nüzul sebebi hakkında değişik rivayetler vardır.

Said b. Müseyyib, Bekir b. Abdurrahman ve Urve b. Zübeyr dediler ki:

“Rasulullah (s.a.s), Amr Umeyye ed Damri’yi bir mektubla Necaşi’ye gönderdi. Amr Umeyye ed Damri, Necaşi’nin yanına varınca Rasulullah (s.a.s)’ın mektubunu ona verdi. Necaşi, Rasulullah (s.a.s)’ın mektubunu  okudu. Sonra Cafer b. Ebi Talib’i, Habeşistan’da bulunan hicret etmiş diğer müslümanları, kendi din adamlarını ve rahiplerini çağırttı. Bütün herkes yanında toplanınca Cafer b. Ebi Talib’e, Meryem suresini okumasını emretti. Cafer b. Ebi Talib, Meryem suresini okuduktan sonra rahiplerin ve din adamlarının gözleri yaşla doldu ve hemen Kur’an’a iman ettiler. İşte bu kimseler hakkında:

“Muhakkak ki mü’minlere karşı düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudi ve müşrikleri bulursun….. Öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz.” (Maide: 83) ayetine kadar indi.” (İbni Ebi Hatim, İbni Ebi Şeybe, Ebu Naiym-Hılye, El-Vahidi-Esbabı Nuzul, Eddurrun Nazif-Suyuti, Mürsel hadis)

Said b. Cübeyr (r.a) dedi ki:

“Necaşi, en iyi arkadaşlarından otuz kişiyi Rasulullah (s.a.s)’a gönderdi. Rasulullah (s.a.s) onlara Yasin suresini okudu. Onlar, Yasin suresini duyunca ağladılar ve şöyle dediler:

“Bu okumuş olduğun,  İsa (a.s)’ya indirilene ne kadar çok benzemektedir.” Bunun üzerine onlar hakkında işte bu ayet inmiştir.” (İbni Ebi Hatim, İbni Merdeveyh, İbni’l Münzir, Abdulhak İbni Hamid, Ebi Şeyh, Eddurrun Nazif-Suyuti, Mürsel hadis)

Abdullah b. Zübeyr şöyle dedi:

“Bu ayet, Necaşi ve arkadaşları hakkında inmiştir. Onlar, Rasulullah (s.a.s)’a inen ayetleri duyunca ağlamaya başladılar.” (Nesei rivayet etti.)                             

Taberani İbni Abbas (r.a)’tan buna benzer bir rivayet nakletmiştir.

İbni Abbas, Said b. Cübeyr, Ata ve Suddi’ye göre bu ayet; Necaşi ve Habeşistan’dan Rasulullah (s.a.s)’a gelerek ona iman eden Necaşi’nin arkadaşları hakkında inmiştir.

Taberi bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Bence, en doğru olan şudur: Allah (c.c) bu ayeti kendileri için: “Biz hristiyanız” diyen bir kavim hakkında indirmiştir. İşte bu kimseler Allah (c.c)’a, Rasulullah’a, Allah (c.c) ve rasulüne iman edenlere sevgi bakımından diğer insanlardan daha yakın kimselerdir.

Allah (c.c) bu kimselerin isimlerini ayette zikretmemiştir. Bu ayet Necaşi ve Necaşi’nin arkadaşları hakkında inmiş olabileceği gibi, daha önce İsa (a.s)’nın şeriati üzere olan, İslam kendilerine ulaştığında ve Rasulullah (s.a.s)’ tan Kur’an’ı duyduklarında hakkı duyarak ona karşı kibir göstermeyen, böylece Rasulullah (s.a.s)’a hemen iman eden bir topluluk hakkında da inmiş olabilir.” (Taberi Tefsiri)

“Muhakkak ki mü’minlere karşı düşmanlıkta insanların en şiddetlisi olarak yahudi ve müşrikleri bulursun.”

Allah (c.c) bu ayette, gerçek mü’minlere karşı en şiddetli bir şekilde düşmanlık yapanların yahudiler ve müşrikler olduğunu, hatta yahudileri müşriklerden önce zikrederek yahudilerin düşmanlığının diğer müşriklerden daha fazla olduğunu, haber vermiştir.  Çünkü yahudiler inat, haset ve hakkı bilerek reddetme küfrünü işleyen, bir çok nebiyi haksız yere öldüren, hatta Rasulullah (s.a.s)’ı bile öldürmek isteyen, onu zehirleyen, ona sihir yapan, müşrikleri ona karşı kışkırtan aşağılık ve isyankar bir millettir.

Ebu Hureyre (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’ın yahudiler hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Bir yahudi müslüman ile tek başına kaldığında hep onu öldürmeyi düşünür.” (İbni Merdeveyh)                               

Yine Allah (c.c) bu ayette, yahudilerden sonra mü’minlere düşmanlığı en şiddetli olanların müşrikler olduğunu haber vermiştir. Çünkü müşrikler, dinin gerçeklerini anlamayan, Allah (c.c)’a ortak koşan, böylece Allah (c.c)’ı gerçek manada tanıyamayan, hakkı bilmelerine rağmen baba ve dedelerinin yolundan ayrılmayan sapık kimselerdir.

Zamanımızda Allah (c.c)’a eş koşmalarına ve şirkin her çeşidini işlemelerine rağmen “ben müslümanım” diyen, kafasına sarık takıp sırtına cübbe giyen fakat, İslam’ı yık-mak için sinsice çalışmalar yapan, kendisini tagutların bekasına adayan, islamı hakim kılmak için güçleri yettiğince mücadele eden müslümanlara değil destek olmak, onları sindirmek veya yok etmek için sapıklıkla suçlayan, taguti güçlere ihbar eden, insanlar gözünde onları küçük düşürmek için her türlü yola başvurmaktan geri kalmayan, hakkı duyduğunda eşekler gibi kaçışan imam, hoca, sözde din alimi, profesör vs gibi kimseler bu ayetteki “müslümanlara düşmanlıkta en şiddetli olanlar” hükmünü alırlar. Bunlar, yenilik adına her gün islamın bir düğmesini çözmeye çalışırlar. İşte bunlar, islamdan hiçbir nasibi olmayan, müşrik kimselerdir. Bunlar, islama ve müslümanlara düşmanlıkta aynı yahudiler gibidirler. Onların ne islamın prensiplerine ne de gerçek muvahhidlere tahammülleri vardır.

Yahudi ve müşriklerin küfrü birbirinin benzeridir. Zira her iki taife de hased etme, kibirlenme, zulüm işleme, maddiyatı sevme, heva ve heveslerine uyma özellikleri sebebiyle apaçık olan hakka karşı gelmişler, hakka ve hakka bağlananlara karşı en şiddetli düşman olmuşlardır.

Rasulullah (s.a.s) en çok eziyeti, Hicaz yahudileri ile Mekke ve Taif müşriklerinden görmüştür.

“Mü’minlere karşı sevgice onların en yakını olarak da: “biz hristiyanlarız” diyenleri bulursun.”

Allah (c.c) mü’minlere karşı düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudi ve müşrikler olduğunu haber verdikten sonra, mü’minlere sevgice yakın olan bir taifeden haber veriyor. İşte bu taife; İsa (a.s)’ya gerçek manada tabi olan, İncil’e inanan, hakkı gördüklerinde hemen ona bağlanan ve kendilerine “biz hristiyanız” diyen taifedir.

Fakat bu ayet her “biz hristiyanız” diyenlerin müslümanlara sevgi gösterdiklerine delil değildir. Zira bu ayet, belli sıfatlara ve belli karekterlere sahip olan bir topluluk hakkında inmiştir. İşte bu topluluk kendileri için: “biz hristiyanız” diyorlardı. Daha açıkçası bu kimseler İsa (a.s)’ya ve İncil’e bağlı olduklarını söylüyor, gerçek hakkın İncil’ de olduğuna inanıyorlardı. Bununla birlikte bu kimseler yahudiler tarafından saptırılmış, Allah (c.c)’a ihlasla ibadet etmeyi istemelerine rağmen hakkı bilmedikleri için sapık inanca sahip olmuş, fakat hak kendilerine ulaşınca hiç tereddütsüz hemen bağlanmışlardır. Buna göre; İsa (a.s)’ya ve İncil’e bağlı olduğunu iddia ettiği halde hak kendilerine gelince hakka ve hakkı sunanlara karşı gelenler, ayette kendilerinden söz edilen taife içine girmezler.

“Muhakkak ki bu, onlardan kıssisler (din adamları), rahibler olması ve onların gerçekten büyüklük taslamamaları nedeniyledir.”

Allah (c.c) ayetin bu kısmında, “biz hristiyanız” diyenlerin mü’minlere sevgi göstermelerinin sebeblerini bildirmektedir. Bunun sebebi; içlerinde kıssis (keşiş) ve rahiblerin bulunuyor olmasıdır.

Ayette geçen “kıssis”den kasıt; hristiyan din alimlerdir.

“Rahib”den kasıt ise; çok ibadet eden, imana, fazilete, alçak gönüllülüğe, zühde, az şeyle yetinmeye davet eden kimselerdir.

Hristiyanlardan, mü’minlere sevgi duyanların sıfatlarını Allah (c.c), ayetin bu kısmında şöyle belirtmiştir:

Onlar; ilmi Allah (c.c) için öğrenmeye çalışan kıssisler ile Allah (c.c) için ihlaslı bir şekilde, bildikleri hak doğrultusunda Allah (c.c)’a ibadet eden, mütevazi, alçak gö-nüllü, aza kanaat eden, güzel ahlak sahibi, hak ulaştığında kibirlenmeyen, hakka hemen teslim olan, hristiyan rahibleridir.

İşte ancak bu sıfatlara sahip kimseler mü’minlere karşı sevgi beslerler. Yoksa, bütün kıssis ve rahipler bu ayetin hükmüne girmez. Zira zamanımızda öyle kıssis ve rahipler vardır ki bunların İslam’a karşı düşmanlığı, tıpkı yahudi ve müşriklerin düşmanlığı gibidir. Çünkü bu kimseler de hakkı bilerek reddeden yahudilerin inad, hased ve küfür karakterine sahiptirler.

Bu ayetin hükmüne giren hristiyan kıssis ve papazlarının kimler olduğunu anlayabilmenin bir tek ölçüsü vardır. O da; kendilerine İslam sunulduğunda hemen iman edip teslim olmalarıdır. Zira ayette söz konusu olan kimseler; hak kendilerine geldiğinde kibirlenmeyen, ondan asla yüz çevirmeyen ve hemen ona bağlanan kimselerdir. Necaşi ve arkadaşları gibi... 

Her ne kadar zamanımızda bazı kıssis ve rahibler, tabiatları gereği yumuşak huylu, iyi ahlaka davet eden kimseler olsalar ve müslümanlara karşı yahudi ve müşrikler kadar şiddetli tavır takınmasalar da hak kendilerine sunulunca kabul etmedikleri için bu ayetin onlar hakkında indiği söylenemez. Çünkü bu ayet, İslam’a giren kıssis ve rahibler hakkında inmiştir.
 




SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google