Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Sahabelerin Rasulullah (s.a.s)'in Sünnetine Bağlılıkları  (Okunma sayısı 5431 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İslâm Meşalesi

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 713
  • Herşeye Rağmen Yola Devam!...
Daha sonra beyhaki (r.a) Hulefai Raşidinin (r.a) ve bunlardan .başka diğerr Sahabelerin (r.a) sünnete baş vurmaları bölümünde şunları nakletmiştir:

Beyhaki: Kübeyse Bin Zueyb’den nakletti ki:

Kübeyse dedi ki:"İhtiyar bir kadın Hz. Ebu Bekir Es’sıddıyk (r.a)’a mirastan pay almak için ğeldi. Ebu Bekir (r.a) O'na dedi ki:

"Senin için Allah’u Teala'nın Kitabında bir hüküm yoktur ve Rasûlulah (s.a.s) sünnetindede senin için bir bilmiyorum. Sen dön de bunu Sahabeler (r.a) bir sorayım"

Muğire bin   Şube (r.a)  Ebu Bekir’e (r.a) dedi ki: Ben Rasûlullah    (s.a.s)’in sünnetinde yanında idim, nineye mirastan 1/6 kadar pay verdi. Ebu Bekir (r.a) dedi ki:

"Bu esnada seninle beraber başka birisi varmıydı"?

Muhammed Bin Mesleme el-Ensâri ayağa kalkarak, Muğirenin dediklerinin aynısı söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a), bildirilen payı, kendisine ğelen ihtiyar kadına verdi.

 

Beyhaki; Said bin Müseyyeb’den nakletti ki: Hz. Ömer (r.a) diyetin kişinin, erkek tarafındaan olan akrabalara ait olduğunu ve kadının, kocasının diyetinden herhangi bir şeyi veremeyeceğini söylemekteydi. Taki Dahhak bin   Süfyan, kendisine Rasûlullah (s.a.s) diyetten kadına düşen düşen payın takdir edilmesini yazdığını haber verinceye kadar bu böyleydi. Hz. Ömer (r.a) bu hadisi işitince hemen Rasululah (s.a.s)’in sözüne döndü.

 Bu hadisi Ebu Davut’da nakletti;

Beyhaki, Tavus’dan nakletti ki: Hz Ömer (r.a) şöyle dedi:

"Rasûlullah (s.a.s)’in cenin (Anne karnındaki çocuk) hakkında bildirdiği bir bilğiyi, Allah’ın kendisine hatırlattığı bir kişi varmı?"

Haml bin   Malik en Nebiga ayağa kalktı ve dedi ki:

"Benim iki zevcem vardı. Onlardan biri diğerine sopa ile vurdu. Hamile olduğu için karnındaki cenin ölü olarak düştü. Rasûlullah (s.a.s) bunun hakkında sağlam bir kişinin 1/ 20 kadar bir miktarda hüküm verdi."

Hz. Ömer (r.a)dedi ki: " Şayet burada, bizim için verilen hükmü işitmemiş olsaydık nerde ise kendi görüşümüze göre hüküm verecektik."

Beyhaki dedi ki: İmam Şafii (r.a) dedi ki:

Hz. Ömer (r.a) kendi görüşüne zıt olan, Dahhak’ın Rasûlullah(s.a.s)’den bildirdiği hükme döndü. Daha sonra cenin hakkında verilen hüküme dönerek "Bu verilen hükmü işitmemiş olsaydık az kalsıın kendi re’yimizle hüküm verecektik. Allah (c.c) bizi bunda korudu" demiştir.

İmam Buhari ve Müslim (r.a) İbn Şihab’dan O’da Abdullah bin   Amr bin   Rabia’dan  naklettiler ki:

Hz. Ömer (r.a) Şam seferine çıkmıştı. Yolda, tebük vadisine yakın olan serağ bölğesine ğelince, kendisine kendisine Şam’da veba olduğu söylendi. Abdurrahman bin   Avf , Hz. Ömer’e Rasûlullah (s.a.s)’in şu sözünü naklletti:

"Bir yerde vebanın çıktığını haber alırsanız oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde’ de veba çıktığında orayı terketmeyiniz."

Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) serağ’dan ğeri döndü.

İbn Şihab dedi ki: Buna Salim bin   Abdullah bin   Ömer haber verdi:

Hz. Ömer (r.a) Abdurrahman bin Avf (r.a)'in Rasululah (s.a.s)’in Hicr mecusilerinden cizye aldığını bildirinceye kadar mecusilerden cizye almadı.

Beyhaki, Zeyneb binti  Ka’b bin   Acre’den nakletti ki: Feria binti   Malik bin   Sinen (Said el Hudrinin kız kardeşidir) O'na haber verdi ki: Feria, benihidrede olan ailesinin yanına dönmek hususunu sormak için Rasululah (s.a.s)’e gitmişti. (Feria’nın kocası kaçan köleleri bulmak için arkalarından gittiğinde, köleler onu öldürmüşlerdi.) Feria Rasûlullah(s.a.s)’e dedi ki: Kocam beni evinde bırakmadı bunun için ailemin yanına dönebilir miyim.? Rasûlullah (s.a.s) buyurdu ki:"Farz olan iddet müddetin doluncaya kadar evinde bekle."

 

Feria dedi ki: Dört ay on gün kendi evimde iddet bekledim. Hz. Osman (r.a) halife olunca, bana bu konu hakkında soru sormak için birini göndermişti. Ben’de bu hadisi anlattım Osman (r.a) bununla amel  etti.

 

Beyhaki, Ali bin  Ebu Talip'den nakletti ki: Ali (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a.s)'den kendim bir hadis işittiğim zaman ondan Allah Teala'nın dilediği kadar faydalanırdım.Fakat Sahabe (r.a)'dan biri Rasûlullah    (s.a.s)'den bana bir hadis naklettiğinde, yemin etmesini isterdim. Yemin ettiği zaman ise onu doğrulardım. Bana Ebu  Bekir (r.a) Rasûlullah (s.a.s)'den işttiğini doğrulayarak şu hadisi nakleti: Rasûlullah(s.a.s) buyurdu ki: "Hiç bir mü'min kul yoktur ki, bir günah işlesin sonra güzelce bir abdest alıp iki rekat kılsın ve Allah (c.c)'e istiğfar etsinde Allah onu bağışlamasın."

Bunu İmam Ahmed’de nakletmiştir.

Buhari ve Müslim Abdullah bin   Abbas (r.a)’dan naklettiler ki: Zeyd bin   Sabit (r.a) İbn Abbas’a dedi ki: Hayızlı bir kadının Hac’da son görevini yapmadan Kâbe’den ayrılmasına dair nasıl fetva verirsin.?

İbn Abbas dedi ki: Evet buna fetva veririm. Fakat sen bunu kabul etmezsen, Sahabe den falan ensari kadına sorki, Rasûlullah(s.a.s) O'na senin düşündüğün şekilde mi fetva vermiş.?

Zeyd bin   Sabit gülerek ğeri döndü ve dedi ki:

"Senin doğru söylediğini anladım."

İmam Şafii (r.a) dedi ki: "Zeyd bin   Sabit" İbn Abbas'dan, hayızlı kadının son görevini yapmadan Kâbe'den çıkmasına dair fetvayı işitince O'na karşı ğeldi.

Sonra Zeyd (r.a) ensari kadından, Rasûlullah(s.a.s)'in bu konudaki hadisini işitince, İbn Abbas'a karşı ğelmeyi doğru görmedi.

Buhari ve Müslim said bin   Cübeyr'den naklettiler ki:Said şöyle dedi: İbn Abbas dedim ki:

Nevfan el-Bekaliy, Hızırın arkadaşı Musa (a.s)'ın Beni İsrail'in Musa (a.s)'mı olmadığını iddia ediyor.

İbn Abbas der ki: Allah'ın düşmanı yalan söylemiştir. Bana Ubeyy bin   Ka'b haber verdi ki: Rasûlullah (s.a.s) bize bir hutbe okuyarak Musa vee Hızırın olayından bahsetti;

İmam Şafii (r.a) dedi ki: Dine olan bağlılığı ve titizliği bilinen İbn Abbas (r.a), müslümanlardan, Rasûlullah (s.a.s)'ın hadisine zıt olarak görüş bildiren kişiyi yalanlayarak, onu Allah'ın düşmanı olarak nitelendirmiştir.

Beyhaki ve Hakim, Haşim bin   Cubeyr'den naklettiler ki Haşim dedi ki: Tavus ikindinin farzından sonra iki rekat namaz kılardı. İbn Abbas, Tavus'a bunu terketmesini söyledi. Tavus'da bunu bırakmayacağını bildirdi. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a) dedi ki:

Şüphesiz Rasûlullah(s.a.s) ikindinin farzından sonra namaz kılmayı yasaklamıştır. Sen bu işlediğinden azab mı görürsün, yoksa ecirmi alırsın, şüphedeyim. Çünkü Allah (c.c) ayette şöyle buyurdu;

"Allah ve Rasulu herhangi bir şeyde hüküm verdiği zaman inanan erkek ve kadına başka bir şeyi seçmek yaraşmaz."
   (Ahzab: 36)

İmam Şafii (r.a) dedi ki: İbn Abbas, Tavus'un olumsuz tavrına karşı; Allah'ın: "Allah ve Rasulu, bir şeyde hüküm verdiği zaman bunun zıddına olan şeylerin yapılmamasını "farz kılan ayetini ve Rasûlullah(s.a.s)'ın bu konudaki, bir hadisini delil ğetirdi.

Müslim, İbn Ömer (r.a) dan nakletti ki: İbn Ömer dedi ki: Biz tarlaları kiraya veriyor ve bunda da bir beis görmüyorduk. Ne zaman ki Rafi Rasûlullah (s.a.s)in bu işi yasakladığını bildirdi, bundan böyle biz onu bir daha yapmadık.

İmam Şafii (r.a) dedi ki: İbn Ömer (r.a) tarlaları kiraya vererek bundan faydalanıyor ve bunu da helâl  görüyordu. Onu güvenilir kişiler tarafından, Rasûlullah (s.a.s)in "Rasûlullah (s.a.s) tarlaları kiraya vermekten nehy etti" hadisi ulaşınca, bu işi bir daha yapmadı

Beyhaki; Ata bin   Yesardan nakletti ki: Muaviye bin   Ebu Süfyan altından veya gümüşten bir su kabını ağırlığından biraz fazla olmak üzere sattı. Bunun üzerine Ebu-d Derda (r.a) Muaviyeye dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.s)'den misli misline hariç, bu şekilde bir satışı yasakladığını işittim.

Muaviye dedi ki: Ben bunu yapmakta bir sakınca görmüyorum.

Ebu-d  Derda (r.a) dedi ki: "Kim beni Muaviye karşısında özürlü sayar. Ben O'na Rasûlullah    (s.a.s) den bir hadis iletiyorum. O ise bana kendi görüşünü haber veriyor. Ben senin bulunduğun yerde şavaşamam."

İmamı Şafii (r.a) dedi ki: Ebu-d Derda (r.a), Muaviye'ye delil ğetirdiği görüşte idi. Muaviye bunu kabul etmeyince, Ebu-d Derda bunu büyük bir hata olarak kabul edip, onunla, yaşadığı yeri ayırdı. Zira Muaviye Rasûlullah (s.a.s) den bildirilen güvenilir bir hadisi kabul etmemişti.

İmamı Şafii (r.a) dedi ki: Bize haber verildiki Ebu Sald el-Hudri (r.a) bir adamla karşılaştı ve Rasûlullah (s.a.s)'in bu meseledeki sözünü nakletti, Adam, buna karşı çıktı. Ebu Said dedi ki "VAllahi seninle aynı yerde bulunamayız."

İmam Şafii (r.a) dedi ki: Ebu Said elHudriye naklettiği hadisin kabul edilmeyişini görmesi ağır ğeldi.

Buhari ve Müslim, İbn Ömer (r.a)'dan naklettileri ki: İbn Ömer dedi ki: Rasûlullah(s.a.s) buyurdu ki:

Ğeceleyin kadınların mescidlere gitmesine enğel  olmayınız.

İbn Ömer'in kabilesinden birisi dedi ki: VAllahi biz fesada sebep olacak kişileri oraya bırakmayız.

İbn Ömer bunu söyleyen kişinin ğöğsüne vurdu ve: Ben sana Rasûlullah(s.a.s)'den hadis söylüyorum, sen ise hâlakendi fikrini söylüyorsun.

Buhari ve Müslim, Abdullah bin   Burde'den naklettiler ki; Abdullah dedi ki:

Abdullah bin   Muğaffel(r.a) sapanla taş fırlatan bir adam gördü. Onu bu işten yasaklayarak dedi ki:

Şüphesiz Rasûlullah (s.a.s) sapanla taş atmaktan nehy etti ve buyurdu ki:

"Şüphesiz o av avlamaz, düşman yaralamaz lakin o göz çıkarır, diş kırar"

Abdullah bin   Burde (r.a) dedi ki: Abdullah bin   Muğaffel(r.a) bu adamı yine sapanla taş fırlatırken gördü de O'na:

"Ben sana Rasûlullah (s.a.s)'den hadis naklettiğim halde sen hâla  sapanla taş atıyorsun. VAllahi seninle (bunu terk edinceye kadar) ebediyen konuşmam" dedi.

Buhari ve Müslim (r.a) İmran bin   Hüseyin (r.a)'den naklettiler ki: İmran (r.a) dedi ki: Rasûlullah    (s.a.s) şöyle buyurdu;

"Haya bütünüyle hayırdır."

Beşir bin   Ka'b dedi ki: Şüphesiz biz bazı Kitaplarda, hayanın bir kısmını sekinet ve vakar bir kısmını da zayıkflık olarak bulduk

İmran (r.a) sinirlendi hatta gözleri kızardı ve dedi ki: Ben sana Rasululah (s.a.s)'den hadis söylüyorum, sen ise O'na karşı ğeliyorusun,

Başka bir rivayette de, İmran dedi ki: Ben sana Rasûlullah (s.a.s)'den hadis naklediyorum, sen ise kendi oduğunu Kitaplardan bir şeyler söylüyorsun.

Beyhaki ve Hakim, Hasan Basri (r.a)'den naklettiler ki: Hasan dedi ki: İmran bin   Hüseyin (r.a) Nebimiz Muhammed (s.a.s)'den hadis naklederken, toplukta bulunan bir kişi İmran'a dedi ki: Ya Ebu Nuceyd Sen bize Kur'an'dan bahset. İmran (r.a) dedi ki:

Sen ve arkadaşların Kur'an okuyorsunuz.

O halde bana namazın içindeki hareketler ve namazın kaç vakit kaç rek'at olduğunu hususunda Kur'an'dan bir bilgi verebilir misiniz? Bana; Altının zekatı, inegin zekat, devenin zekatı ve çeşitli malların nerelerden alınıp nerelere verilecegi hakkında Kur'an'dan bir bilgi verebilir misiniz? Lakin ben Rasûlullah (s.a.s)'in bunları haber vererek zekatın bundan bu kadar, bundan bu kadar farz kıldığında yanında idim. Siz ise o zaman yoktunuz. Bunları bu sebepten dolayı sizlere anlatıyorum.

Adam İmran'a dedi ki: Sen beni bu bilgilerle aydınlattın, Allah (c.c)'ta seni aydınlatsın,

Hasan (r.a) dedi ki: Bu adam müslümanların alimlerinden biri olarak vefat etmiştir.

İmam Şafii (r.a) dedi ki: Sahabeden olsun Tabiin'den olsun, herhangi bir kimseye Rasûlullah    (s.a.s)'den bir haber verildiği zaman, o haberi kabul etmeyen, O'na muhalif söz söyleyen ve bu sözü sünnet kabul etmeyen birisini bilmiyorum.

Daha sonra İmam Şafii (r.a) Salim bin   Abdullah'tan şu haberi nakletti; Salim (r.a) dedi ki: Hz. Ömer (r.a) Kâbeyi ziyaretten önce ve şeytan taşlamadan sonra güzel koku sürünmeyi yasaklamıştı. Hz. Aişe (r.a)'a ise dedi ki: Ben Rasûlullah (s.a.s)'a ihrama girmeden ve ihramdan çıkıp Kâbeyi Tavaf etmeden önce elimle koku sürdüm. Rasûlullah (s.a.s)'in sünneti uyulmaya daha layıktır.

 İmam Şafii (r.a) dedi ki: Salim (r.a) Hilafetinde bu şekilde fetva veren dedesi Ömer (r.a)'insözünü terketti ve Aişe (r.a)'ın verdiği haberle ameletti.

Salim (r.a) bu davranıışıyla, Rasûlullah'den  nakledilen sünnetlere itirazsız bir şekilde uymanın ğerekli olduğunu. İşte biz tabiin'den sonra da bu şekilde şekilde davranan kişilerle karşılaştık. onlar bütünüyle haberleri inceliyorlar, sünnet  olanları ortaya çıkarıyorlardı. Bu sünnete kim tabi olursa o övülüyor kim karşı çıkarsa o ayıplanıyordu.

Kim bu sünnetin yolundan ayrılırsa, bizim yanımızda, Rasuluullah (s.a.s)'in Ashabının (r.a)'ın yolundan ayrılan ilim ehlinin yolundan ayrılmış olarak nitelendirilirdi.Bu artık cehalet ehlinden sayılırdı.

Bu kitabın içerisinde bulunanların çoğunluğunu İmam Şafii'nin hadislerden hüküm çıkarmak hakkındaki sözlerinden oluşturmuştur. Şüphesiz İmam Şafii (r.a) zamanındaki, Rafizilerin ve Zındıkların  söylemiş oldukları şeylerin yanlış olduğunu ispat etmek, bir zaruriyet nedeniyle, sunmuş olduğu delilleri sağlam bir şekilde ortaya koyarak açıklamaya çalışmıştır. Beyhaki (r.a)'da bunlara sağlam ve güzel şeyler ekleyerek bu haberlerin devamiyetini sağlamıştır. Allah (c.c) izni ile Beyhaki'nin Kitabında ayrı ayrı tasnif etmiş olduğu bölümlerden bazı konuları alıp bunlara da ilave ederek bu konuyu biraz daha açıklamaya çalışacağım.

 

Beyhaki kendi senedi Eyyub bin   es - Sahtiyani'den nakletti ki: Eyyub (r.a) şöyle dedi: "Sen bir kişiye hadis naklettiğin zaman, eğer o bize bu gibi şeyleri anlatma, sen bize Kur'an dan haber ver" derse bilki, o şüphesiz sapıtmıştır.

İmam Evzai (r.a) dedi ki: "Sünnet Kur'anın üzerine hüküm koyucu olarak indirilmiştir.Ama Kur'an ise sünnetin üzerine hüküm koyucu değildir."

Beyhaki (r.a) Eyyub (r.a)'dan nakletti ki: Eyyub (r.a) şöyle dedi: Matarrıf bin   Abdullah'ın yanında bulunan kişi O'na dedi ki:

- Bize Kur'andan olmayan bir şeyi nakletmeyiniz.

Mutarrıf (r.a) dedi ki: Biz hadisi naklederek Kur'an-ı terk etmiş sayılmayız. Çünkü, Rasûlullah   (s.a.s)'in sözünü naklederek, Kur'an-ı bizden daha bilen bir kişinin sözünü bildiriyoruz.Böylece sonuçta Kur'an-ı kastediyoruz.

Buhari (r.a) Merven bin   Hakem'den naklettiler ki: Mervan şöyle dedi: Ben Osman ve Ali yi (r.a) Mekke ve Medine arasında gördüm. Osman (r.a) Hac Umrenin birleştirilmesini nehy ediyordu.

Ali (r.a)'da "Ya Rabbi ben Haccı kıran (Hac ile Umreyi beraber yapmak) için ğeldim" diyordu. Bunun üzerine Osman (r.a) dedi ki: "Sen benim insanları böyle yapmaktan yasakladığımı görüyorsun da hâla"ben bunu yapacaığım diyorsun."

Ali (r.a) dedi ki: "Hiçbir insanın sözünden dolayı Rasululah (s.a.s)'in sünnetini terk etmem.

Müslim, Süleymen bin   Yesar'dan nakletti ki:

Süleyman dedi ki: Ebu Hureyre, İbn Abbas, Ebu Seleme bin   Abdurrahman bin   Avf (r.a) kocası öldüğünde, hamile  olan kadının hakkında şöyle konuştular. İbn Abbas (r.a) dedi ki: İki müddetin en uzununu bekler. Yani dört ay on gün içinde kadın doğum yaparsa, yine de bu müddetin dolmasını bekler. Bu müddeti dolduktan sonra evlenebilir.

Ebu Seleme (r.a) dedi ki: Kadın dört ay on günü doldurmadan önce doğum yaparsa iddeti son bulur.

Ebu Hureyre (r.a) dedi ki: Kardeşimin oğlu Ebu Selemeye katılıyorum.

Rasûlullah   (s.a.s)'in zevcesi Ümmü Seleme'ye (r.a)'a bu konu hakkında soru sorulduğunda şöyle derdi: "Sabiatü el-Eslemiyy kocaasının vefatından sonra doğum yaptı. Çok kısa bir süre sonra Rasûlullah (s.a.s) gidip evlenmek için fetva istedi. Rasûlullah (s.a.s)'de O'na izin verdi.Beyhaki, Bera'dan nakletti ki: Bera (r.a) şöyle dedi:

Bizim kazanç için yaptığımız bazı işler ve uğraşlarımız olduğu için, hepimiz Rasûlullah   (s.a.s)'den aynı sayıda hadisleri işitiyor değildik. Lakin duyan kişi, duymayana aktardığı zaman hemen kabul ederdi. Çünkü Sahabeler birbirlerine yalan konuşmazdı.

Beyhaki, Katade (r.a)'dan nakleti ki: 

Katade dedi ki: Bir Rasûlullah  (s.a.s)'den bir hadis naklettiği zaman, o kişiye denirdi ki: "Sen bunu Rasûlullah (s.a.s)'den işittin mi?" O kişi "Evet işittim"veya "Bana yalan söylemeyen biri nakleti" derdi: Bizde onu yalanmamazdık. Çünkü biz bir toplulukta (Sahalerin) arasında yaşıyırduk ki bu topluluğun içerisinde ne bir yalan bilinir nede söylenirdi.

Beyhaki, Malik yoluyla Reca'dan nakletti ki:

Reca dedi ki: Abdullah bin   Ömer (r.a) Rasûlullah     (s.a.s)'in emirlerine hallerine ve bütün haberlerine uymaya çok önem verirdi. Hatta sünnete olan bu düşkünlüğünden yüzünden dolayı aklına birşey olacak diye korkulurdu.

Beyhaki, Hasan Basri'den O'da,Semre'den nakletti ki: Semre (r.a) şöyle dedi.

Rasûlullah     (s.a.s) açıktan okunan namazlarda iki susduğunu hatırlıyorum. Birincisi: İftitah tekbiri aldıktan sonra, İkincisi ise Fatiha'yı okuduktan sonra. İmran bin   Hüseyin bu konuyu ögrenmek için, Ubeyy bin   Kab'a mektup yazdı.

Ubeyy bin   Kab dedi ki: Semre'nin bildirdiği doğrudur. Semre'nin dediği doğrudur, Çünkü Semre Rasûlullah (s.a.s)'in hadisleri ezberlerdi.

Beyhaki, Muhammed bin   Sirin'den nakletti ki:

Muhammed dedi ki: ibn Abbas insanlara zekatı vermelerini emredince, bundan kaçındılar ve vermeyi kabul etmediler. Çünkü bu kişiler Rasûlullah  (s.a.s)'in fıtır zekatını emrettiğini bilmiyorlardı. Bunun üzerine İbn Abbas Semre'ye dedi ki: Rasûlullah (s.a.s)'in fıtır zekatı emrettiğini biliyor musun.? Semre dedi ki: "Evet biliyorum" İbn Abbas (r.a) dedi ki:

"O halde bu halkına, bunu ögretmekten, bildirmekten seni ne alıkoydu?"

Beyhaki dedi ki: İbn Abbas (r.a) Rasûlullah (s.a.s)'in fıtır zekatını emrini, o şehir halkına bildirmediği için Semre'yi kınamıştı.

Buhari Abdullah bin   Ömer (r.a)'dan nakletti ki:

Rasûlullah(s.a.s) şöyle buyurdu ki:

"Benden velevki bir ayet olsun tebliğ ediniz ve hadislerimden de naklediniz. Bana yalan isnad etmeyiniz, kim bilerek bana yalan isnad ederse,  eteşteki yerini hazırlasın."

 

Beyhaki İbn Mubarek'den nakletti ki:

İbn Mubarek (r.a) dedi ki: Ebu Asame, Ebu Hanife (r.a) sordu ki: Ben bu Kitaplarda olan görüşleri işittim. Şimdi sen bana  hadisleri kimlerden dinlememi tavsiye edersin.? Ebu Hanife (r.a) dedi ki:

"Sen düşünceleri adil olan kişilerden hadis dinle şiiler bundan müstesnadır. Şüphesiz şiilerin inançlarının aslı; Rasûlullah (s.a.s)'in Ashabının (r.a) dalâlete olduklarını kabul etmeleridir.

(İmam Ebu Hanife'nin (r.a) bu sözü benim hutbe kitabımda şia hakkında naklettiğim görüşlerimden daha serttir.) 

   İmam Ebu Hanife sözüne devam ederek şöyle söyledi:"...... Kim bir görev talebi için, Rasuullah (s.a.s)'in sünetlerini tam olarak yaşamayan bir devlet reisine başvursa, devlet reisi'de o görevi bu kişiye verse, bu şahsın müslümanların imamı (Yani; verdiği fetvalara uyulup önder edinilen kişi seviyesinde kabul edilmesi) olması caiz değildir."

İmam Beyhaki, Hermele bin   Yahya'dan nakletti ki: Harmele dedi ki: Şafii'yi şöyle derken işittim: Heva ve hevesine uyan topluluklar içinde, rafizilerden daha çok, yalan yere, insanlara iftira eden kimse yoktur.

Beyhaki Cabir bin   Abdullah (r.a)'dan nakletti ki: Cabir dedi ki: Benim Rasûlullah     (s.a.s)'den işitmediğim bir hadisi, Asbah'dan (r.a) birinin işitmiş olduğu haberi bana ulaştı. Hemen devemi hazırlayıp, eşyalarımı üzerine yükleyerek yola koyuldum. Bir ay yoluculuk yaparak Şam'a vardım. Meğer bu kişi Abdullah bin   Uneys el-Ensariy'miş, O'na dadim ki: Benim Rasûlullah     (s.a.s)'den işitmemiş olduğum. "Zulüm" hakkındaki hadisi, senin bildiğin haberi bana ğeldi. Cidden, senden o hadisi işitmeden önce benim veya senin ölmenden çok korktum.

Abdullah bin   Üneys (r.a) dedi ki: Ben Rasululah (s.a.s)'den işittim, buyurdu ki:

"İnsanlar çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunacaklardır" Biz dedik ki: onların yanında ne yanında bir şey mecvut değildir sonra onlara, duyacağı bir şekilde Allah (c.c) nida eder. "Melik benm, Deyyan benim.

Mazlumun hakkını zalimden almadan, ne cennetlik cennete, ne de cehennemlik cehenneme girecektir. Mazlumun iştemiş olduğu hakkını Ben zalimden almadan ne cennelik cennete ne de cehennemlik cehenneme girecektir velevki bu hak bir tokat bile olsa"

Biz dedi ki: Ya Rasûlullah (s.a.s) bizim malik olduğunuz hiç bir şeyimiz yokken, bu hak nasıl alıp verilecek. Rasûlullah (s.a.s) buyurdu ki:

"Sevaplar ve günahlarla. Yani Allah (c.c) zalimin sevabından alıp, mazluma verecektir. Şayet zalimin sevabı yoksa, mazlumun günahından alıp zalime yükleyecektir."

Beyhaki Ata bin   Ebu Rebah'tan nakletti ki:

Ata şöyle dedi: Ebu Eyyub, Ukbe bin   Amir'in Rasullah (s.a.s)'den işitmiş olduğu bir hadisi sormak için Ukbe'ye gitti Zira bu hadisi birisi hayatta değildi. Ukbe Ebu Eyyub'un O'nu ziyarete ğeldiği zaman Mısır emiri bulunmaktaydı.

Ukbe, Ebu Eyyub'a dedi ki: Ey Ebu Eyyub (r.a) seni buralara ğetiren sebep nedir?

Ebu Eyyub (r.a) dedi ki: "Benim ğelmemin esas sebebi, senin Rasûlullah     (s.a.s) 'den işittiğin mü'minin ayıbının örtülmesine dair hadis-i şerif'tir." Mesleme (Ukbe) (r.a) dedi ki: Evet. Ben Rasullah (s.a.s)'den işittim. Buyurdu ki:

"Dünyada iken bir mü'minin ayıbını örtenin Allah (c.c)'da ahirette onun bir   ayıbını örter."

Ebu Eyyub (r.a) bunu işitikten sonra bineğine binerek Mısır'dan ayrıldı. Mesleme Onun için hazırlamış olduğu hediyesini ancak Mısır dışında yetiştirebildiler.

Buhari ve Müslim Salih bin   Hayy yolu ile naklettiler ki: Salih dedi ki: Ben İmam Şa'bi'nin yanında iken, O'na Horasan'lı biri dedi ki: Biz Horasan'da, bir adamın cariyesi, çocuğunun annesi oluca, bunu azad edip sonra evlendiği zaman o adam bir hayvan hediye ediyor. Sonra'dan bundan vazğeçip onu kullanıyor" deriz.

İmam Şa'bi (r.a) o adama dedi ki: Ebu Burde bin   Musu el-Eş'ariyy babasından (Ebu Musa'dan) haber verdi ki: Babası Rasûlullah   (s.a.s)'den şöyle işitmiş. Rasûlulah (s.a.s) buyurdu ki:

"Üç kısım insan vardır ki ecirleri iki kat verilir.

1- Sahip olduğu cariyesine güzelce terbiye eden, dinini güzelce ögreten sonradan azad ederek onunla evlenen.

2- Hem Allah'u Teala'nın hakkını, hemde efendisinin hakkını yerine ğetiren köle.

3- Kitap ehli olupda kendi peygamberlerine hem de son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.s)'e iman eden O'na tabi olan kişi.

İmam Şa'bi o kişiye dedi ki: biz sana öyle bir bilgi veriyoruz ki, bundan daha az bir bilgi almak için bizden bir kimse ta Medine'ye yolculuk yapardı.

Beyhaki, Said bin   Müseyyeb'den nakletti ki:     

Said dedi ki: Bir hadisi elde etmek için günlerce ğece, gündüz yolculuk yapardım.

Beyhaki, Zuhri'den nakletti ki: Zuhri şöyle dedi.

Urve bin   Zubeyr'e: Bir hadiseyi anlatıktan sonra, sen yalan söyledin denildi.

Urve dedi ki: Ben yalan söylemedim ve yalan söylememde. Yalancıların en yalancısı doğru söyleyenleri yalanlayanlardır. 

Beyhaki, Osman bin   Sekil'den nakletti ki:

Osman, şöyle dedi; İmam Ahmed bin   Hanbel(r.a)'e dedim ki: Falan kişi Veki' İsa bin   Yunu  ve İbn Mübarek hakkında laf atıyor. İmam Ahmed dedi ki:

"Esas yalancılar, doğruyu söyleyenleri yalanlayanlardır."

Müslim, İbn Sirin (r.a)'den nakletti ki: İbn Sirin dedi ki: İnsanların, hadisin senedi hakkında, soru sormadığı bir zaman ğelip ğeçti. ne zaman ki fitneler çıkmaya başladı, hadislerin senedinin araştırılmasına başlandı. Hadis alimleri baktılar, kim sünneti yaşıyor, yaşatıyor onun  hadisini aldılar. Kim'de bid'at ehli ise onun hadisinide terkettiler."

Beyhaki Malik'ten (r.a) nakletti ki: Malik dedi ki:

Ömer bin   Abdulaziz (r.a) şöyle dedi: Rasûlulah (s.a.s) sünnet koydu. Rasûlullah (s.a.s)'den sonra Hulefa-i Raşidin'de sünnet koydu. Allah'ın Katabını tasdik etmek için bu sünnetleri doğru olarak almak hem Allah (c.c)'a olan itaatta iler bir seviye, hemde Allah'ın (c.c) dini üzere bir kuvvettir. Kim sünnetle, hidayet bulursa ğerçekten hidayete ermiş, sünnetten yardım görürse ğerçekten yardım görmüş demektir...

Ve kim de sünnet'e muhalefet ederse Müminlerin yolundan başka bir yola sapıtmış demektir. Allah (c.c) buyurur ki:

".......Biz onu döndüğü yere döndürürüz ve cehenneme atarız. Orası kötü bir dönüş
    (Nisa 115)
"Vakti zayi etmek ölümden daha kötüdür. Çünkü vaktin zayi olması, seni hem Allah'tan ve hem de âhiret yurdundan koparır. Ölüm ise, seni ancak dünya ve ehlinden koparır."



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google