Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: İcma'nın Dinde Delil Olmasının Beyanı  (Okunma sayısı 5475 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İslâm Meşalesi

  • Site Yetkilisi
  • *****
  • İleti: 713
  • Herşeye Rağmen Yola Devam!...
İcma'nın Dinde Delil Olmasının Beyanı
« : 04 Mayıs 2011, 23:05:27 »
Beyhaki, kendi senedi ile Müzeni'den veya Rebi'den nakletti ki: Müzeni veya Rebi' dedi ki: Biz bir gün İmam Şafii'nin yanında iken cübbesi sarığı, izari yünden olan ve elinde'de asası bulunan ihtiyar bir zat ğeldi. İmam Şafii (r.a) ayağa kalkıp, elbisesini düzelterek tekrar yarine oturdu. İhtiyar zat selam verip oturdu. İmam Şafii'de selamını alarak ihtiyar zat'a hürmetle, baktı ve "Buyurun arzunuz nedir:? dedi. İhtiyar zat dedi ki:

 
Allah'u teala'nın dininde delil olan şey nedir?

İmam Şafii (r.a) dedi ki: Allah'u Teala'nın kitabı'dır.

İhtiyar zat: "Sonra hangi şeydir." dedi.

İmam Şafii (r.a) "Rasûlullah(s.a.s)'in sünnetidir." dedi.

İhtiyar zat: "daha sonra hangi şeydir." dedi.

İmam Şafii (r.a): bir müddet susup düşündü. İhtiyar zat, İmam Şafii'ye dedi ki: Sana, ümmetin ittifakını Kur'andan delillendirmek için üç gün mühlet veriyorum. Eğer bulamazsan bundan dolayı Allah'a tövbe etmelisin.

İmam Şafii'nin yüzünün rengi degişti. Sonra gidip üç gün dolmadan dışarı çıkmadı. Rebi' dedi ki:

İmam Şafii (r.a) üç gün sonra yanımıza çıktığında yüzü, elleri ve ayakları şişmiş bir vaziyette edi . O bu haline rağmen oturdu. Çok ğeçmeden ihtiyar zat çıkağeldi. Selam verdi ve oturdu. İmam Şafii'ye dedi ki: "Bana istediğim cevabı ver." İmam Şafii (r.a) dedi ki:

Evet. Allah (c.c) buyurur ki:

"Eu'zubillahimineşşeytanirracim., Bilmillahirraahmanirrahim." Kim kendisine doğru olan şey açıklandıktan sonra Rasulle tartışırsa ve Mü'minleri yolundan başka bir yola saparsa, onu döndüğü tarafa döndürürüz. Cehenneme atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir."
  (Nisa: 115) 

Allah (c.c) bu ayette, Mü'minlerin yolunu takip etmeyen kişiyi azaba çekeceğini bildirmektedir. Eğer mü'minlerin yolunu takip etmek farz olmasaydı, bu yolu takip etmeyen şahıs azaba uğratılmazdı.

İhtiyar Zat: "Doğru söyledin" dedi ve kalkıp gitti. İhtiyar gittikten sonra İmam Şafii (r.a) dedi ki:

"Bu üç gün müddetinde, her gün Kur'anı üç sefer okuyup taradım ve bu ayeti buldum."

Beyhaki ve Darimi Muaz bin   Cebel(r.a)'den naklettiler ki: Muaz (r.a) dedi ki: Rasûlulah (s.a.s) beni Yemene gönderdiği zaman buyurdu ki:

"Ya Muaz Sen bir mesele ile karşılaştığın zaman nasıl hüküm verirsin?"

Dedim ki: Resulullah (s.a.s)'in sünneti ile hükmederim. Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:

"O meseleyi Rasulun sünnetinde de bulamazsan ne ile hükmedersin?.

Dedim ki: O zaman kendi görüşümle ictihad ederim. O meselenin aslını çözmeden bırakmam.

Rasûlulah (s.a.s) buyurdu ki: (Gögsüme vurarak)

"Rasûlullah  'ın elçisini, Rasûlullah'ı razı edecek şekilde başarılı kılan Allah'u Teala'ya hamd olsun." Beyhaki, Darimi ve Hakim, AbdAllah bin   Ebu Yezid'den naklettiler ki: Abdullah dedi ki:İbn Abbas (r.a)'ı gördüm ki; Kendisine herhangi bir mesele sorulduğu zaman Allah'ın Kitab'ında bulduğu şeyle hükmediyordu. Şayet Allah Teala'nın Kitab'ında bulamazsa Rasûlullah (s.a.s)'in sünnetinde olan şeyle hükmediyordu. Şayet hem Kur'an'dahemde Sünnet'de bulamazsa o zaman Ebu Bekr ve Ömer (r.a)'ın sözlerine göre hükmediyordu. Şayet bu meselenin hükmünü ne Kur'an. ne Sünnet ne de Ebu Bekir ve Ömerin sözlerinden bulamazsa o zaman kendi görüşüne göre ictihad ederdi.

Beyhaki, Malik'ten nakletti ki: Malik dedi ki: Rabia şöyle dedi: Allah (c.c) Kur'an-ı Nebisine (s.a.s) indirndi. Kur'an'da Rasulunun sünneti için yer ayırdı. Rasûlullah (s.a.s)'de sünnet koydu. Sünnetinde de ictihad için yer ayırdı.

Beyhaki, Mesruk (r.a)'dan nakletti ki: Ömer (r.a) şöyle dedi: Rasûlullah(s.a.s)'ın sünnetinde ictihad için ayırdığı şeyler, insanları cehaletten, sünnete dördürmek içindi.

Buhari ve Müslim, Ali bin   Umeyye'den nakletti ki:

Ali dedi ki: Ömer (r.a)'a dedim ki: "Kur'an'da:

"Şayet kafirlerin size zarar vermesinden korkuyorsanız namazı kısaltmanızda, sizin üzerinize bir günah yoktur"
(Nisa: 101) buyuruluyor.

 Oysa buğün insanlar emin bir ortamdadır. (Namazı kısaltmalarına ğerek varmıdır?)

Ömer (r.a) bana dedi ki: Bu ayeti benden senin anladığın gibi anlamıştım da, Rasûlullah   (s.a.s)''e sordum:

Rasûlulah (s.a.s) buyurdu ki:

"Bu Allah (c.c)'ın sizin üzerinize bağışlamış olduğu bir sadakasıdır. Bu sadakayı kabul ediniz."

Sahabeler (r.a) bu ayeti: korku ortadan kalkınca, namazı kısaltmanın hükmününde ortadan kalkacağını zannettiler. Bu anlayış; onlara bunun herhalükarda Alahu Teala'nın bir ruhsatı olduğunu, Rasûlulah (s.a.s) bildirinceye kadar devam etti. Rasûlullah(s.a.s)'ın buyruğu ile bunu kabul ettiler.

Beyhaki, Umeyye bin   Abdullah bin   Halid'den nakletti ki: Umeyye, Abdullah bin   Ömer'e (r.a) dedi ki: Biz, mukim iken kılacağımız namazı, korku namazını, kur'anda buluyoruz. Fakat seferilik (yolculuk) namazını bulamıyoruz.

İbn Ömer (r.a) dedi ki: Ey kardeşimin oğlu şüphesiz Allah (c.c) Muhammed (s.a.s)'i bize Rasul olarak gönderdi. Biz bir şey bilmiyoruz, sadece Muhammed (s.a.s)in yaptıklarını, gördüğümüz gibi alıyoru, uyguluyoruz.

Beyhaki İbn Ömer (r.a)'den nakletti ki: Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu;

"Kur'an ayetlerinden bazısı, bazısını nesh ettiği gibi, benim hadislerimden de bazısı bazısını nesh eder."

Beyhaki, Zubeyr bin   Avvam'dan (r.a) nakletti ki:

Rasûlullah (s.a.s) bir söz buyururdu. Bu sözün hükmü bir müddet devam ederdi. Daha sonra Kur'an ayetlerinden bazısı bazısını nesh ettiği gibi, Rasûlullah (s.a.s)'ın buyurduğu bir sözde daha önceki buyruğunu neshederdi.

Beyhaki, Mekhul'den nakletti ki: Mekhul dedi ki:

Kur'anın Sünnete olan ihtiyaca, Sünnetin Kur'an-a olan ihtiyacından daha fazladır. (Yani Sünnet Kur'anı-ı açıklayıcı bir durumda olduğu için, Kur'an sünnet'e daha muhtaçtır.) Bu haberi Said bin   Mansur'da nakletmiştir.

Beyhaki, Yahya bin   Kesir'den nakletti ki;Yahya şöyle dedi: "Sünnet Kur'an üzerine bir hüküm koyucu olarak inmiştir. Kur'an ise sünnet üzerine bir hüküm koyucu olaraka inmemiştir." Bunu Darimi ve Said bin  Mansur'da naklettiler.

Beyhaki dedi ki:

"Yukarıda zikredilen hadisten "Sünnet Kur'ana muhalif olabilir" şeklinden bir anlaşılma çıkarılmamalıdır.

Bu hadisin manası; Sünnetin Kur'anı açıklayıcı olması yönüyle ele alınmalıdır. Allah (c.c) bunu Kitab'ının şu buyruğu ile belirtmiştir:

"Sana zikri (Kur'anı), insanlara açıklayasın diye indirdik...."
   ( Nahl: 44 )

Kur'an'da  aslı bulunan şeyi açıklayıcı olan sünnettir, bu sebeple sünnetler hiçbir zaman Kur'ana muhalif değildir."

Ku'ran'da aslı bulunmayan şeyi açıklayıcı olan sünnettir. Bu sebeble sünntler Ku'ana hiçbir zaman muhalif değildir.

Ben ise konuda şunu söylemek isterim ki:

Ku'anın sünnete olan ihtiyacından şu mananın anlaşılması ğerekir; Şüphesiz sünnet, Ku'anın mücmel(kapalı) ayetlerini açıklayıcı ve ayrıcı bir niteliktedir.

Zira Ku'an'da bazı bazı gizli, kapalı durumların olduğu kesindir. İşte Rasûlullah'a indirilen Ku'ran; bilinen derinliklerinin, gizliliklerinin, anlaması için, açıklaması açısından sünnete muhtaçdır.

Sünnetin Kur'an üzerine hüküm koyucu olmasından da şu mananın anlaşılması ğerekir; Her ne kadar öz bir şekilde anlatımla çok şeyi kasdetme açısından sünnet Ku'ran'nın seviyesine çıkmasada, Kur'an sünnet için açklayıcı vez hüküm koyucu değildir. Çünkü sünnet kendiğiliğinden açık ve anlaşılırdır. Sünnet Kur'an için bir açıklayıcı durumundadır. Açıklayıcı durumunda olan şeyin, açıklanan şeyden daha açıklayıcı daha anlaşılır, daha ğeniş, olması her akıl sahibi tarafından bilinen bir ğerçektir. Allah (c.c) şeyin  en iysini bilendir.

Beyhaki, Hişam bin   Yahya el- Mahzumiy'den nakletti ki: Sakif'den bir kişi Hz. Ömer (r.a) ğeldi. O'na hayızlı bir kadın hakkında soru sorarak dedi  ki: Kâbeyi ziyaret esnasında hayız gören bir kadın temizlenmeden Kâbe'den çıkabilir mi?

Ömer (r.a) dedi ki: Hayır temizleninceye kadar çıkamaz.

Sakifli adam Ömer (r.a)e dedi ki: Böye bir kadın hakkında Rasûlullah (s.a.s) senin verdiğin fetvanın tam tersine fetva verdi. Ömer (r.a) O'na doğru kalktı kırbaçla vurarak dedi ki: Rasûlullah   (s.a.s)'in fetva verdiği bu konuda niçin fetva soruyorsun? (Yani Rasûlullah (s.a.s) bir konuda hüküm verdiği zaman, bu hükme uyulur artık Hz. Ömer'den fetva istenmez)

Beyhaki İbn Huzeyme'den nakletti ki: Yahya şöyle dedi ki: "Rasûlullah (s.a.s)'in haberi sahih olduğu müddetçe hiçbir kimsenin onun tersine görüş beyan etmeye hakkı yoktur."

Beyhaki Yahya bin   Adem'den nakletti ki: Yahya şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.s)'in bir sözü varsa, başka bir kimsenin sözüne ihtiyaç kalmazdı. Rasûlullah (s.a.s)'in bıraktığı sünnetin nash olmadığını bildirmek için, Rasûlullah 'ın sünneti, Ebu Bekir'in sünneti, Ömer'in sünneti denilirdi. (Yani Rasûlullah (s.a.s)'in sünneti nesh olsay idi.) Ebu Bekir ve Ömer (r.a) zaten bunları yapmazdı.

Beyhaki, Mücahid (r.a) nakletti ki:Mücahid şöyle dedi ki:

"Her hangi bir kişinin sözü, alınıırda, terkedilirde, ancak Rasûlullah   (s.a.s)'in sözü bundan müstesnâdır. Rasûlullah (s.a.s)'in sözü hep alınır.
"Vakti zayi etmek ölümden daha kötüdür. Çünkü vaktin zayi olması, seni hem Allah'tan ve hem de âhiret yurdundan koparır. Ölüm ise, seni ancak dünya ve ehlinden koparır."



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Facebook  Twitter  Google  Google