Hoş Geldiniz!

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için Giriş yapın.

Eğer üyeliğiniz yoksa Kayıt olun.

Gönderen Konu: Önsöz  (Okunma sayısı 8850 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hak Mücadelesi

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İleti: 1244
Önsöz
« : 14 Eylül 2012, 01:11:18 »

Bismillahirrahmanirrahim.   

Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.

Rasulullah'a onun aline ve ashabına salat ve selam olsun.


Hicri 3. yüzyılın yarısından beri müslümanlar idare fıkhını terk ederek, ibadet ve muamelat fıkhıyla yetinmişler, hilafet ehli'l hal ve'l akd ile ilgili meseleleri ve devletin idari fıkhını düşünmez hale gelmişlerdir. Zamanla insanlar bunları unuttular. Hatta bu konuda alimler bile hata yapmaya başladı. Bu sebeple kendimde bu meselelerle ilgili hükümleri hatırlatma yükümlülüğünü hissettim.

Müslüman hatırlatıldığı zaman hatırlar, uyarıldığı zaman uyanır. Müslümanlar yavaş yavaş uyandılar.Tekrar İslam devleti kurmak, İslami bir hayata dönmek ve İslam toplumunun nasıl olması gerektiğini insanlara göstermek için cemaatler, teşkilatlar kurmaya başladılar.

Çünkü İslam düşmanları kuvvet ve mal sahibi olmaları sebebiyle İslam toplumunu insanlara çok çirkin gösterdiler. İslam'ı bilmeyen ve hüviyetlerinde "müslüman" kelimesi yazılı olmasından başka İslam'dan bir nasibi olmayanlar onlara inandılar. Bilhassa onların kültürleriyle yetişenler onlara inanmakla yetinmeyip aynı zamanda fikirlerinin yayılmasına da yardımcı oldular. Yine bu kimseler gelişmek ve ilerlemek için ancak batının örnek alınması gerektiği zannına da kapıldılar.

Aynı şekilde heva ve heveslerine uyan, sadece kendi maslahatlarını düşünen kişiler de İslam dininin hakim olmasına engel olmak ve insanları ezerek kendi maslahatlarını elde  etmek için batı sistemini  ve kanunlarını en uygun nizam olarak gördüler.

O halde bütün İslam düşmanlarının zihniyetlerine karşı çıkmak ve gerçek mutluluğa eriştirecek yegane sistemin İslam olduğunu insanlara göstermek gerekmektedir. Maalesef İslam adına ortaya çıkan cemaatler İslam'ın temiz ve gerçek yüzünü göstermediler. Söyledikleriyle tezata düşüp şaşkına döndüler. Elbette bu cemaatlerin bu duruma düşmeleri cehaletten  dolayı değildi. Çünkü içlerinde alimler bulunmaktaydı. Bu cemaat fertlerinin çoğu ihlaslı ve hakkı isteyen kimseler olmasına rağmen gaflete dalmaları ve İslam'ın hükümlerini unutmaları onları bu duruma düşürdü. Umarız ki bu cemaatler, yaptıkları hatalar kendilerine hatırlatıldığı, İslam'ın hükümleri kendilerine bildirildiği zaman hakka dönerler. Bu kitabı yazmamın gayesi budur.

İslam şiarı taşıyan ve İslam nizamına göre amel ettiğini iddia eden bir çok cemaatler ortaya çıkmıştır. Fakat bu cemaatler alimlerinin gafletinden ve unutmalarından dolayı İslam'ın idare kurallarından uzak kaldılar. Tamamen İslami kurallara göre hareket eden uzun süreli bir devlet olmamıştır. Çok uzun zamandır alimler İslam'ın idari sistemiyle ilgili olan hükümlerden bahsetmedikleri için bu cemaatlerin alimleri bu hükümleri unutmuşlardır. Bu cemaatlere  bağlı olan gençler de cemaatteki alimlerinin İslam'ın bütün hükümlerini bildiklerini, dolayısıyla kendilerinin de İslami sisteme tamamen uyduklarını zannettiler. Bu, gerçek dışı bir düşünce ve körü körüne bağlılıktır. Bu, onlara cehalet olarak yeter.

Onların düşüncelerine göre cemaatlerinde alimler çoktur. Bilsinler ki İslam dininde din adamları ve papazlar yoktur. Alim ilmiyle tanınır, ilim iddiasıyla tanınmaz. Nebilerden başka herkes hata yapar. Sadece nebiler masumdurlar. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'ın buyurduğu gibi:

"Bütün ademoğlu hata işler. Hata işleyenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir."

"Bütün alimler hata işler. Bizim cemaatimizin alimleri hata işlemez" düşüncesi yanlıştır.

Sadece belli bir alim İslam'ı temsil etmez. İslam'ı bilen bütün alimler İslam'ı temsil ederler. Eğer bir alim hata işlerse sadece bu alime bağlı olan cemaat fertleri değil, bütün müslümanlar onun hatasından etkilenir. İslam alimi bir hata işlediğinde insanlar bunu o cemaate değil, İslam'a mal ederler. Ayrıca herhangi bir cemaat de tek başına İslam'ı temsil edemez. O İslam cemaati, sadece İslam toplumunun bir parçasıdır. Fakat bu cemaatin hatası bütün müslümanları etkiler.

Bu cemaatlerin kendilerini düzeltmeleri için nasihat edip onlara yardımcı olmamız ve hatalarına karşı nemelazımcı bir tavır takınmamamız gerekir. Çünkü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

"Bütün müminleri, birbirlerine merhamette, sevgide, lütuf ve güzel muamele hususlarında sanki bir vücut gibi görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca vücüdun öbür organları birbirlerine hasta organın sancısına uykusuzlukla sıcaklıkla ortak olmaya çağırırlar."

Eğer müslüman olduğumuzu iddia ediyorsak bu hadise uygun hareket etmek ve ihlaslı bir şekilde insanları İslam'a davet etmek mecburiyetindeyiz. İslam adına çıkmış olan bazı cemaatler, cahili idare kurallarından etkilenmiş, cehaletlerinden ve gafletlerinden dolayı gittikçe onlara benzemeye başlamışlardır. Bazen, "koalisyon liderlik" sistemine geçtiler, bazen de emirlerini batının seçim metodu ile tayin ettiler. Tabii bütün bunları İslam'daki hükmünü düşünmeden ve araştırmadan yapmışlardır. 

İslam cemaatinin emiri halife gibidir. Geçerli bir sebep olmaksızın, emir mevcut iken onun yerine başka bir emir tayin edilemez. İslam adına çıkmış bu cahil cemaatler, İslam sisteminde emirin nasıl ve ne zaman azledileceğini dikkate almadan dün tayin ettikleri emiri bu gün azlederler. Bu tür davranışlar ise cemaatler içerisinde ihtilaflara ve ayrılmalara sebep olmuştur. Emirlik sevdasında olan kişiler çoğalmış ve bunlar başa geçmek için harekete geçmişlerdir.

Emirlik sevdasında olanlar, içtihadi meselelerde emirle ihtilafa düştüklerinde hemen o cemaatten ayrılıp başka bir cemaat kurmaya ve insanları kendisine beyata çağırdılar. Böylece her grup kendi emirine körü körüne bağlanıp diğer gruba saldırmaya başladı. Bu tür olaylar müslümanlara çok büyük zararlar vermiş ve onları birbirlerine düşürmüştür.

Bazıları alimlik taslayarak; "Müslümanlar arasında ihtilaflar olabilir. Sahabeler de ihtilafa düşmüşlerdir" diyerek Ali radiyAllahu anh ile Muaviye radiyAllahu anh arasındaki olayı ve Abdullah b. Zübeyr ile Mervan b Hakem'in oğlu Abdulmelik arasındaki ihtilafı, tarihi olayları tam olarak bilmeden örnek gösterirler. Kendi durumları ile onların durumları arasında fark gözetmezler. Bu, ancak cahil insanların iddia edebileceği bir şeydir.

Kapalı olan bu meseleleri hatırlatmak için işte bu kitabı yazdım. Elimden geldiği kadar ıslah etmek isterdim. Allah'tan bu kitabı insanların anlayabileceği şekilde yazmama yardımcı olmasını dilerim. Ondan başka gerçek yardımcı yoktur.   



SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yapılan paylaşımlar vesilesi ile Allah'ın razı olmadığı, İslam'a zıt olan şirk (Allah'a ait hak, sıfat ve yetkileri Allah'tan başkasına veyahut Allah'la beraber başkasına vermektir) ve küfür (gerek inatla gerek cehaletle gerekse inat edenleri taklit sebebiyle Allah'ın tevhidini inkar ve rasulünü yalanlamaktır) içeriklere veyahut bunların savunuculuğunu yapan kurum veya kuruluşlara ulaşmanız halinde hiçbir sorumluluk kabul etmiyoruz.
Facebook  Twitter  Google